Yunanistan Dışişleri Bakanlığında uzun yıllar görev yapan Emeritus Profesör Heraclides, İsrail ile Yunanistan'ın son dönemde dikkat çeken yakınlaşmasına ilişkin AA muhabirine açıklamalarda bulundu.
Ülkesinde Türkiye ile olumlu çözümler arayan her hükümetin seçimde kaybetme ya da büyük tehlikelerle karşı karşıya kalma riski taşıdığına dikkati çeken Heraclides, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu durum mevcut (Yunanistan Başbakanı Kiryakos) Miçotakis hükümeti için de geçerli. Hatta bu hükümet, İsrail'in 1948'den beri sahip olduğu en milliyetçi ve şovenist hükümetin başındaki (İsrail Başbakanı Binyamin) Netanyahu ile ittifak yapacak kadar ileri gitmiştir. Son yıllarda Filistin'e karşı soykırım yapan ve on yıllardır Filistinlilere karşı apartheid rejim uygulayan, dışlanan bir hükümetle."
Heraclides, "Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'nin (GKRY) İsrail ile işbirliğinden derin utanç duyuyorum. Bu işbirliği, 'düşmanımın düşmanı dostumdur' söylemine dayanıyor." dedi.
Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilere de değinen Heraclides, "Yunanistan'da yıllardır yapılan kamuoyu yoklamalarında Yunanların en az yüzde 80'ni Türkiye'nin 'saldırgan' olduğu yönünde görüş bildiriyor. 30 yılı aşkın süredir bunun tam tersi olduğunu söylüyorum. Kardak krizinden beri Türkiye'nin Yunanistan veya Kıbrıs'a karşı yayılmacı tutum sergilemediğini belirtiyorum." diye konuştu.
Uluslararası ilişkiler açısından bakıldığında Türkiye-Yunanistan ilişkilerinin kapsamlı paradigma değişimine ihtiyaç duyduğuna işaret eden Heraclides, "1999'a kadar Carl Schmitt'in, 'Öteki, dost olamayacak kadar büyük düşmandır' teorisi uygulandı. 1999-2011 arasında uygulanan yumuşak gerçekçi modele liberal, yapıcı ve yansıtıcı yollar eklenmeli. 1930'larda olduğu gibi." diye konuştu.
- HERACLİDES'TEN İKİLİ İLİŞKİLER İÇİN 6 AŞAMALI YOL HARİTASI ÖNERİSİ
Heraclides, gerçek bir Türkiye-Yunanistan yakınlaşması için strateji, barış ve güvenlik odaklı 6 aşamalı yol haritası oluşturduğunu belirterek, şöyle devam etti:
"İlk olarak geçmişte veya günümüzde yaşanan belirli tarihsel olaylarda karşı tarafın bazı algılarının ne kadar gerçek dışı olduğunu göstermekle başlanmalı. Örneğin, Ege'de iki tarafın savaşın eşiğine geldiği 3 krizi (Ağustos 1976, Mart 1987 ve Şubat 1996) ele alıp o dönemde yanlış algılamaların ve hatalı değerlendirmelerin ne kadar yaygın olduğunu gösterebiliriz. Aslında iki taraf da çatışma çıkarmaya niyetli değildi. Muhtemelen birbirlerini test ediyorlardı veya diğer tarafın yanlış algıladığı gibi gerilimi tırmandırarak avantaj elde etmeye çalışıyorlardı."
İkinci olarak tarafların şüphe ve korkularını ortaya çıkarıp karşılaştırmaları gerektiğini ifade eden Heraclides, böylece benzerliklerin ve farklılıkların ortaya çıkacağını, bir tarafın diğerine ne derece "tehditkar" olduğu yönünde de "ironik" sonuçla karşılaşılabileceğini söyledi.
Üçüncü yaklaşım olarak şiddetli çatışmalarda ortaya çıkan karşılıklı yanlış algılamaların detaylandırılması gerektiğini dile getiren Heraclides, dördüncü olarak her iki ülkenin basınlarında yer alan bazı "kışkırtıcı" programların zararlı rolünü örneklerle anlatmanın önemine işaret etti.
Beşinci adımın, iki ülkenin savunma amacıyla geliştirdiği ancak karşı tarafça "tehdit" olarak algılanan askeri planların yol açtığı "güvenlik ikileminin" açıklığa kavuşturulması olduğunu belirten Heraclides, altıncı ve son adımın ise "grup düşüncesinin" neden olduğu zararın ortaya konulması ve sürekli "en kötü senaryoya" odaklanmanın "kendini gerçekleştiren kehanete" dönüşme riskine karşı adım atılması gerektiğine dikkati çekti.
- İYİ İLETİŞİME ÖRNEK
Heraclides, tarafların karşılıklı yakınlaşmayla güvenilir bilgi paylaşımını ve temaslarını artırıp daha pragmatik yol izleyebileceğini vurgulayarak, sözlerini şöyle tamamladı:
"İletişim ve daha fazla yakınlaşmaya örnek olarak, Ağustos 1999'da Türkiye'de meydana gelen depremlere Yunanistan'dan gelen 'beklenmedik' tepki ve bunun sonucunda ortaya çıkan 'sismik diplomasi' oldukça aydınlatıcı olur. Bir anda Yunanlar televizyonda gerçek Türkleri, etten kemikten insanları gördü. Elbette normal insanlardan oluşan bu somut Türkler, Yunanların hayal ettiği 'vahşi' Türklerden çok farklıydı. Bu durum 2023'teki depremlerle devam etti ve umut vadeden Atina Deklarasyonu'na yol açtı."