İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi Araştırmacısı Dr. Gökhan Ereli, Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi Toplantısı'nın stratejik önemini ve bölgesel etkilerini AA Analiz için kaleme aldı.
Şubat 2017 ve Mayıs 2025 tarihlerindeki zirvelerin ardından bugün Ankara'da gerçekleşecek Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi üçüncü toplantısı, Ankara-Riyad ilişkilerinin kişisel lider diplomasisinin ötesine geçerek devletler arası teknik bir derinlik kazandığını göstermektedir. 2016'da temelleri atılan Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi, bölge jeopolitiğinde yaşanan gerginlikler sebebiyle her yıl düzenli olarak toplanamamış olsa da gelinen aşamada Ankara'daki üçüncü zirvesiyle kurumsal bir kimliğe bürünmektedir. Konsey çatısı altındaki Siyasi, Askeri, Kültür, Sosyal ve Enerji ile ilgili konuların başlıklarını taşıyan beş alt komitenin eş güdümlü olarak çalışması, işbirliğinin kapsamını bürokratik rutinlerin ötesine taşıyarak, stratejik ortaklık seviyesine çıkarmaktadır.
-TOPLANTI NE ANLAMA GELİYOR?
Ankara'da Türk ve Suudi heyetlerinin dışişleri bakanları liderliğinde bir araya gelmeleri, iki ülke arasındaki normalleşme sürecinin artık "kurumsallaşan bir konsolidasyon" evresine girdiğini göstermektedir. Bu toplantı, tarafların diplomatik işbirliğini derinleştirme niyetlerinin kağıt üzerindeki temennilerden çıkıp artık işleyen bir mekanizmaya dönüşme iradesini yansıtmaktadır. Siyasetten savunma sanayiine, ticaretten enerji güvenliği ve ticaret koridorlarına kadar uzanan geniş bir yelpazede iki ülke çıkarlarının örtüşmesi, bu kurumsal ortaklığı bölge siyasetinde belirleyici bir parametre haline getirmektedir. Nitekim ulusal ve uluslararası haber kaynakları, bu zirve vesilesiyle Suudi Arabistan ile Türkiye arasında belirli pasaport hamillerini kapsamak koşuluyla bir vize serbestisi anlaşmasının imzalanacağını ifade etmektedirler. Bu yöndeki adım, iki başkent arasındaki güven ortamının teknik ve bürokratik engellerden arındırılması yolunda atılmış en somut adımlardan biri olarak kayıtlara geçecektir. Karşılıklı vize serbestisi ihtimali, devletler arası mutabakatın toplumsal ve ekonomik bir entegrasyona tahvil edilmek istendiğinin kuvvetli bir emaresi olarak kabul edilebilir.
Orta Doğu'nun ABD/İsrail-İran Savaşı hasebiyle içinden geçtiği kırılgan süreçte, her iki ülkenin birer güç odağı ve merkezi olarak statükoyu, toprak bütünlüğünü ve bölgesel düzeni savunma noktasında birleştiği görülmektedir. Bu ortak payda, özellikle ABD/İsrail-İran Savaşı, Gazze'deki insani kriz ve İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırıları gibi sıcak gündem maddeleri karşısında bölgesel bir ortak duruş geliştirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bölgesel sahiplenme ilkesi uyarınca, Ankara ve Riyad'ın sorunların çözümü için bölge dışı aktörlerin inisiyatifinden ziyade bölgesel işbirliğini öncelemesi, bu konseyin varlık sebebini daha anlamlı kılmaktadır.
-TOPLANTININ ÖNEMİ VE İLİŞKİLERDE SIÇRAMA
Konsey toplantısının önemi, Türkiye ve Suudi Arabistan'ın bölge meselelerinde istişareyi süreklilik arz eden birer devlet politikası haline getirme arzusunda içkindir. Her iki ülke, Orta Doğu'da güvenliğin ve istikrarın tesisi ve ekonomik refahın artırılması noktasında birbirini kritik paydaşlar olarak değerlendirmektedir. Bu bakış açısı, Türkiye, Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan gibi aktörlerin oluşturduğu geniş tabanlı istikrar platformlarının da omurgasını oluşturmaktadır. İlişkilerde beklenen sıçrama, siyasi destek beyanlarıyla sınırlı kalmayıp devasa lojistik ve altyapı projeleri ile desteklenmektedir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı tarafından dile getirilen "Modern Hicaz Demir Yolu" projesi de bu yeni dönemin vizyonunu yansıtan en çarpıcı örneklerden birisi olarak değerlendirilmektedir. Türkiye, Suriye, Ürdün ve Suudi Arabistan hattını birbirine bağlayacak olan bu demir yolu hattının, İstanbul-Cidde arasında uzanması beklenmektedir. Bu proje, bölge ülkeleri arasındaki fiziksel bağları güçlendirerek Kızıldeniz'i Akdeniz ve Avrupa ile bağlayacak bir ticaret koridoru oluşturma hedefini taşımaktadır. Böyle bir girişimin hayata geçirilmesi, bölgesel ticaret akış yönünü değiştirebilecek ve ekonomik bağımlılığı pozitif bir istikrar unsuruna dönüştürecektir. İki ülke ilişkilerinin gerginlik dönemlerinden normalleşmeye, normalleşmeden ise bu tür somut projelerle kurumsallaşan bir konsolidasyona evirilmesi, Ankara ve Riyad hattında kalıcı bir stratejik zeminin inşa edildiğini göstermektedir.
-ORTA DOĞU'YA ETKİLERİ
Ankara'da konsey çerçevesinde yapılacak olan müzakereler, Orta Doğu'daki temel kriz başlıklarına yönelik ortak bir refleks geliştirilmesi ihtimalini güçlendirmektedir. Türkiye ve Suudi Arabistan'ın kriz dönemlerinde koordinasyon içerisinde hareket etme iradesini göstermesi, bölgede yeni gerilimlerin oluşmasını engelleyici bir denge unsuru olarak görülmektedir. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer güvenliğinin korunması ve devam eden provokasyonların önlenmesi hususunda sergilenen ortak siyasi tavır, küresel enerji piyasalarının istikrarı açısından kritik bir öneme sahiptir.
İsrail'in Gazze'deki ateşkes ihlalleri ve Batı Şeria'daki hukuksuz eylemleri karşısında "iki devletli çözüm" vizyonunun kararlılıkla Ankara ve Riyad tarafından savunulması, bu iki bölgesel gücün uluslararası platformlarda daha etkin bir blok oluşturmasına imkan tanımaktadır. Gazze'de ikinci aşamaya yönelik yürütülen görüşmeler ve Barış Kurulu'nun çalışmaları, iki aktörün bölgede kalıcı güvenlik ve istikrarı tesisi için bölgesel bir sahiplenme anlayışını güçlendirme amacına hizmet etmektedir.
Orta Doğu'daki sorunlara bölge istikrarı odaklı ve istişare eksenli yaklaşılan bu yeni dönem, bölgedeki kutuplaşmaların yerini daha akılcı ve sonuç odaklı bir diplomasiye bırakmasına zemin hazırlamaktadır. Ankara'daki bu toplantı, iki ülkenin kendi ilişkilerinin yanında, Orta Doğu'nun geleceğini ortak bir rasyonel çerçevede ele alma niyetini teyit etmektedir. Netice itibarıyla, iki ülke arasında kurumsallaşan bu işbirliği mekanizması, bölgesel istikrarın sağlanmasın yolunda en önemli araçlardan biri olma potansiyelini korumaktadır.
[Dr. Gökhan Ereli, ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden doktora derecesine sahiptir ve İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Merkezi bünyesinde Araştırmacıdır.]*Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.