Yıl sonu enflasyon tahmini belli oldu... TCMB Başkanı Karahan: Olumlu seyir devam edecek
ABONE OL

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, yılın ilk Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.

Karahan, 2025 yıl sonunda enflasyonun ara hedef olan yüzde 24'ün 6,9 puan üzerinde gerçekleştiğini anımsattı.

Bu sapmada, beş ana unsurun belirleyici olduğunu ifade eden Karahan, şu ifadeleri kullandı:

"Bunlardan ilki, küresel korumacılık eğilimi ve jeopolitik gelişmelerin etkisiyle, emtia fiyatlarının öncülüğünde artan ithalat fiyatlarının enflasyon üzerindeki yansımaları. Bir diğeri ise kuraklık ve don hadiselerinin hem arz hem de beklenti kanalından gıda enflasyonu üzerindeki etkileri oldu. Üçüncü olarak, mevcut verilerle tahmin ettiğimiz çıktı açığı daha sınırlı bir dezenflasyonist etkiye işaret etti. Dördüncü unsur yönetilen/yönlendirilen fiyatların ilgili varsayımlarımızdan yüksek gelmesiyken, son olarak enflasyonun ana eğilimi ve ataletindeki öngörülenden yavaş seyir, 2025 yılında enflasyonun ara hedeften sapmasında kısmen etkili oldu"

Karahan, küresel büyüme görünümünün belirsizliklere rağmen dirençli bir seyir izlemeye devam ettiğini, bu nedenle dış talebe ilişkin varsayımlarını bir miktar yukarı güncellediklerini belirtti.

İkinci güncellemelerinin petrol fiyatlarıyla ilgili olduğunu vurgulayan Karahan, OPEC ülkelerinin üretim seviyesi ile küresel büyüme ve para politikaları görünümünün birlikte değerlendirildiğinde jeopolitik belirsizliklerin azalmasıyla petrol fiyatlarının görece zayıf bir seyir izleyeceğini öngördüklerini söyledi.

Karahan, diğer yandan endüstriyel metal fiyatlarındaki artışların enerji dışı emtia fiyatlarını yukarı yönlü etkilediğini bildirdi.

Bu kapsamda, ithalat fiyatlarına dair varsayımlarını yükselttiklerini aktaran Karahan, "Bunlara ek olarak, son dönemde yurt genelinde etkili olan yağışlar kuraklık kaynaklı riskleri sınırlarken, ramazan ayı ve arz şoklarının da etkisiyle gıda fiyatlarında gözlenen artışın geçici olabileceğini değerlendirerek gıda fiyatları varsayımımızda yukarı yönlü sınırlı bir güncelleme yaptık. Tahminlerimizi oluştururken, her zamanki gibi para politikasındaki sıkı duruşun kararlılıkla sürdürüleceği ve ekonomi politikalarındaki eşgüdümün devam edeceği bir görünümü esas aldık." dedi.

- "2026 YILINDA ENFLASYONUN, YÜZDE 15 İLE YÜZDE 21 ARALIĞINDA OLACAĞINI TAHMİN EDİYORUZ"

Orta vadeli enflasyon tahminlerini de açıklayan Karahan, şunları kaydetti:

"2026 yılında enflasyonun, yüzde 15 ile yüzde 21 aralığında olacağını tahmin ediyoruz. 2027 sonu için ise tahminlerimiz, enflasyonun yüzde 6 ile yüzde 12 aralığına gerileyeceğine işaret ediyor. Enflasyon ara hedefimizi ise 2026 ve 2027 yılları için, sırasıyla yüzde 16 ve yüzde 9 olarak koruduk. 2028 yılı için ise ara hedefimizi yüzde 8 olarak belirledik. Enflasyonun 2028 yılında yüzde 8'e geriledikten sonra orta vadede yüzde 5 seviyesinde istikrar kazanmasını öngörüyoruz. 2026 yılı tahmin aralığının güncellenmesinde, belli başlı risklerin belirginleşmesi ve varsayım revizyonlarımızın yanı sıra TÜFE hesaplama yönteminde yapılan değişiklikler kapsamında hizmet grubunun sepet içindeki payının artması da rol oynadı."

Karahan, dezenflasyon sürecinde ara hedeflere ulaşmak için sıkı para politikası duruşunu sürdüreceklerini vurguladı.

Fiyat istikrarı sağlanana kadar sürdürecekleri temkinli sıkı para politikası duruşunun talep, kur ve beklenti kanalları üzerinden dezenflasyon sürecini güçlendireceğini kaydeden Karahan, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Parasal aktarım mekanizmasını destekleyen makroihtiyati politikalar da bu sürece katkı verecek. Bu kapsamda, attığımız adımlar ve aldığımız önlemlerle yurt içi talebin dezenflasyonist seviyelerde seyretmesi, sürecin temel taşlarından olmaya devam edecek. Beklentilerin iyileşme eğilimini sürdürmesi ve hizmet enflasyonundaki ataletin kırılarak düşüşün devamı, enflasyonun ana eğilimindeki gerilemeye önümüzdeki dönemde de destek verecek. Orta Vadeli Programda öngörülen makroekonomik çerçevenin de bu sürece anlamlı bir katkı sağlayacağını öngörüyoruz. Sonuç olarak, para politikasındaki sıkı duruşumuzu, fiyat istikrarı sağlanana kadar kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu süreçte politika faizini, ara hedeflerle uyumlu biçimde, dezenflasyonun gerektirdiği parasal sıkılığı sağlayacak şekilde belirlemeye devam edeceğiz. Bunu yaparken de her zamanki gibi, enflasyon gerçekleşmelerini, ana eğilimini ve beklentilerini göz önünde bulunduracağız. Bir başka ifadeyle, politika faizine ilişkin atılacak adımları ve bunların büyüklüğünü, toplantı bazlı bir yaklaşımla, enflasyon görünümünü temel alarak ve ihtiyatlı bir şekilde belirlemeyi sürdüreceğiz. "

Karahan, enflasyon görünümünün ara hedeflerden belirgin bir biçimde ayrışması durumunda ise para politikası duruşunu sıkılaştırmaya hazır olduklarını aktardı.

Fiyat istikrarının sürdürülebilir büyüme ve toplumsal refah artışı için bir ön koşul niteliğinde olduğunu kaydeden Karahan, "Bu bağlamda, enflasyonu belirlediğimiz ara hedeflerle uyumlu olacak şekilde düşürmek için ne gerekiyorsa yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz." dedi.

Talep koşullarının dezenflasyonist düzeyde seyrettiği dönemde, enflasyon beklentilerinin ve fiyatlama davranışlarının iyileşmesine kritik önem atfettiklerini ifade eden Karahan, bu çerçevede, fiyat istikrarının sağlanması amacı doğrultusunda, enflasyonda geçen yıl katedilen mesafeyi önemsediklerini söyledi.

Karahan, enflasyon rakamlarının arka planında, kira gibi bazı hizmet kalemlerinde uzun süredir direnç gösteren ataletin bu dönemde kırılma işaretleri vermesini kıymetli bulduklarını vurguladı.

Hem yurt içi hem de küresel dinamiklerin, enflasyonun seyri açısından, gelişmelere bağlı olarak farklılaşabilen etkiler ve riskler taşıdığını aktaran Karahan, şu değerlendirmeleri yaptı:

"Veri odaklı bir yaklaşımla sürdürmekte olduğumuz ihtiyatlı para politikası duruşumuzun önemini ortaya koyuyor. Dolayısıyla sıkı para politikamızın enflasyon üzerindeki olumlu etkilerini görmeye devam etmek amacıyla, önümüzdeki dönemde de tüm para politikası araçlarını kararlılıkla kullanmaya hazır olduğumuzu, vurgulamak isterim."

- "TİCARİ BELİRSİZLİKLER BU RAPOR DÖNEMİNDE DE AZALIŞ EĞİLİMİNİ KORUDU"

Karahan, dış ticarette korumacılık politikalarına bağlı olarak geçen yıl tırmanan belirsizliklerin varlığını koruduğunu ve dalgalanmalar gösterdiğini belirterek, "Bununla birlikte, ticari belirsizlikler bu Rapor döneminde de azalış eğilimini korudu." dedi.

Ticaret gerilimlerinin kademeli olarak yatışmasıyla birlikte, küresel büyüme öngörülerinin de toparlandığına şahit olduklarını aktaran Karahan, Türkiye'nin dış talebi için gösterge niteliği taşıyan İhracat Ağırlıklı Küresel Büyüme Endeksi'nin de benzer bir toparlanmaya işaret ettiğini dile getirdi.

Karahan, tarife adımlarının gündemde olmadığı 2024 son çeyreğine kıyasla daha yavaş bir büyüme patikasında ilerlediklerini, son dönemde artan jeopolitik risklerin küresel belirsizliği yukarı yönlü etkilediğini ifade etti.

Bu durumun küresel finansal piyasaları ve tedarik zincirlerini olumsuz etkileme potansiyeli taşıdığından büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu aktaran Karahan, halihazırdaki korumacılık eğiliminin dış ticaret ile büyüme arasındaki bağlantıyı zayıflatmış olabileceğini dikkate aldıklarını kaydetti.

Karahan, son dönemde gözlenen görece toparlanmaya rağmen, küresel büyüme görünümü üzerindeki risklerin aşağı yönde ağırlık kazandığını değerlendirdiklerine işaret ederek, şöyle devam etti:

"Bu ortamda, güvenli finansal varlık arayışının değerli metal fiyatlarına, sektörel tarife oranlarındaki yükselişin de endüstriyel metal fiyatlarına yukarı yönlü etkilerini izlemeye devam ettik. Nitekim enerji dışı emtia fiyatları, son dönemde gözlenen oynaklığa rağmen artış eğilimini korudu. Enerji fiyatlarında da, jeopolitik riskler nedeniyle oynaklığın arttığını görüyoruz. Söz konusu küresel faktörlerin de etkilediği enflasyonun seyri ülkeler arasında farklılaşırken, bu durum para politikalarına da yansıyor. Faiz indirimlerine devam eden merkez bankaları olduğu gibi, süreci tamamlayanlar ve az sayıda da olsa artırım sürecine girenler de bulunuyor."

Karahan, gelişmiş ülke para politikalarının ise geniş etkileri nedeniyle yakınen takip edildiğini belirterek, "Fed'in 2026 yılında faiz indirimlerine devam etmesi beklenirken, indirimlerin büyüklüğü ve zamanlaması belirsizliğini koruyor." dedi.

Diğer taraftan Japonya Merkez Bankası'nın daha sıkı bir para politikası izleyeceğinin fiyatlandığına dikkati çeken Karahan, söz konusu politikaların, küresel finansal koşulları her iki yönde de etkilemesi mümkün olduğunu, küresel risk iştahında ve portföy akımlarında dalgalanmalara neden olabileceğinden izlenmesi gerektiğini anlattı.

- "DÖRDÜNCÜ ÇEYREKTE, YURT İÇİ TALEP ILIMLI SEVİYELERDE OLDU"

Sıkı para politikasının hedeflenen bir sonucu olarak, talep kompozisyonunda dengeli seyrin devam etmekte olduğunu aktaran Karahan, "Nitekim 2025 yılının ilk üç çeyreğinde 2023 yılına kıyasla, tüketimin büyümeye katkısının belirgin olarak gerilediğini, yatırımların katkısının ise arttığını görüyoruz." diye konuştu.

Karahan, 2025 yılındaki küresel ticaret belirsizliklerinin etkisiyle bu dönemde net ihracatın katkısının negatife dönse de sıkılaştırma öncesine göre daha dengeli olduğunu belirtti.

Yılın son çeyreğine dair göstergelere yönelik konuşan Karahan, şu ifadeleri kullandı:

"Sanayi üretimi, son çeyrekte yatay bir seyir izledi. Hizmet üretim endeksi de ikinci çeyrekte başlayan yatay seyrini son çeyrekte sürdürdü. İmalat sanayi kapasite kullanım oranına baktığımızda ise son çeyrek ve ocak ayında sınırlı artışlar olmakla birlikte tarihsel ortalamanın altındaki seyrin halen devam ettiğini görüyoruz. İşgücü piyasasına geçecek olursak, manşet işsizlik oranının dördüncü çeyrekte gerilediğini görüyoruz. Öte yandan, geniş tanımlı göstergeler, son iki çeyrektir düşüş kaydetmekle birlikte yüksek seviyesini koruyor. Talep koşullarını değerlendirmek için satış ve tüketim göstergelerini düzenli şekilde takip ediyoruz. Göstergeler dördüncü çeyrekte, yurt içi talebin bir miktar toparlanmakla birlikte halen ılımlı seviyelerde olduğuna işaret ediyor."

Karahan, perakende satışların, çeyreklik bazda önceki çeyreğin bir miktar üzerinde artış kaydettiğini, altın hariç tutulduğunda satışların daha ılımlı seyrettiğini söyledi.

Hem perakende satış hacmine hem de hanehalkı nihai tüketimi içinde mallara yapılan harcamalara, trendden arındırıp baktıklarını dile getiren Karahan, sıkılaştırma sonrasında mal tüketiminin, trendinin altına gerilediğine işaret etti.

Karahan, perakende satışların aşağı yönlü hareket ettiğini, altın hariç bakıldığında bu görünümün daha belirgin olduğunu bildirdi.

Talep bağlamında dikkate aldıkları bir diğer göstergenin kartla yapılan harcamalar olduğunu ifade eden Karahan "Kart harcamalarını, ödeme tercihlerindeki dönüşümü baz alarak kart kullanım eğilimine göre düzeltiyoruz. Özel tüketimin seyriyle daha uyumlu olması açısından bu düzeltilmiş verilere odaklanmayı anlamlı buluyoruz. Buna göre, kart harcamalarının son çeyrekte bir miktar arttığını görüyoruz." değerlendirmesini yaptı.

- "CARİ AÇIK ÜÇÜNCÜ ÇEYREKTE BİR MİKTAR ARTMAKLA BİRLİKTE İÇ TALEP GÖRÜNÜMÜ İLE UYUMLU BİR ŞEKİLDE ILIMLI SEYRETTİ"

Karahan, İktisadi Yönelim Anketi verilerine bakıldığında 2025 yılının son çeyreğinde imalat sanayi firmalarının kayıtlı siparişlerinin bir miktar arttığını ancak göstergelerin geçmiş dönem ortalamasına yakın olduğunu bildirdi.

Ocak ayı verilerinin de iç piyasa siparişlerinde artışın hız kesmekle birlikte sürdüğüne işaret ettiğini belirten Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu noktada, talebe ilişkin verilere bir bütün olarak bakmak önem taşıyor. Farklı yöntemlerle hesapladığımız çıktı açığı göstergelerinin ortalaması, önceki Rapor dönemine kıyasla bir miktar yukarı kaymakla birlikte, son çeyrekte halen negatif düzeye işaret ediyor. Bir başka ifadeyle, talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü değerlendiriyoruz. 2026 yılında da dezenflasyonist görünümün korunacağını öngörüyoruz. Cari açık üçüncü çeyrekte bir miktar artmakla birlikte iç talep görünümü ile uyumlu bir şekilde ılımlı seyretti. Bu dönemde cari açığın milli gelire oranı ise ikinci çeyrekteki yüzde 1,3 olan seviyesini korudu. Oranın, son çeyrekte sınırlı ölçüde artsa da yılı uzun dönem ortalamalarının oldukça altında kapattığını tahmin ediyoruz. 2026 yılında, cari açığın bir miktar yükselmekle birlikte ılımlı seyrini sürdüreceğini öngörüyoruz. Bununla birlikte cari denge üzerinde, altın ve enerji fiyatları ile ticaret belirsizlikler kaynaklı riskler canlılığını koruyor."

Karahan, 2024 haziran ayında başlayan dezenflasyon sürecinin devam ettiğini vurgulayarak, "Bir önceki rapor dönemine kıyasla, tüketici enflasyonu 2,2 puan azalarak ocak ayında yüzde 30,7'ye geriledi." bilgisini verdi.

Bu dönemde çekirdek enflasyon göstergelerinin de düşüş sergilediğini ifade eden Karahan, tahmin aralıkları bazında değerlendirildiğinde, enflasyonun kasım ve aralık aylarında bir önceki Rapor'da sunulan aralığın alt bandında gerçekleştiğini kaydetti.

Karahan, bu dönemde dağılım bazlı ana eğilim göstergelerinde de iyileşmelere şahit olduklarını, ocak ayında ise aralığın üst bandına yaklaşan bir enflasyon gördüklerini ifade etti.

Ocak ayındaki bu gelişmede, gıda fiyatları kaynaklı etkilerin ön planda olduğuna işaret eden Karahan, gıda dışı enflasyondaki kademeli yavaşlama eğilimi sürerken, gıda enflasyonunun özellikle son altı aylık dönemde oldukça oynak bir seyir izlediğini söyledi.

Karahan, gıda fiyatlarının, hava koşullarına bağlı olarak arz yönlü gelişmelerden önemli ölçüde etkilendiğine dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Ocak döneminde de bu anlamda özellikle sebze fiyatlarındaki gelişmeler öne çıktı. Kasım ayında mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklarla sert bir düşüş gösteren sebze fiyatları, ocak ayında olumsuza dönen hava koşulları sonucunda belirgin biçimde yükseldi. Bu gelişmenin şubat ayına sarkan etkileri de olacak. Ancak, ikinci çeyrekte arz koşullarındaki normalleşmeyle birlikte, bu etkilerin belli ölçüde tersine dönmesini bekliyoruz. Enflasyonun yakın dönemdeki seyrini anlayabilmek amacıyla ana eğilim göstergelerine baktığımızda ise ocak ayında döneme özgü unsurlarla bir artış görüyoruz. Ocak aylarında zamana bağlı fiyat belirleme ve geçmiş enflasyona endeksleme eğilimi yüksek hizmet kalemleri etkili oluyor. Ayrıca, ücret, yönetilen/yönlendirilen fiyat ve vergi ayarlamalarının yansımaları da görülüyor. "

- "2025 YILINDA DA HİZMET ENFLASYONUNUN YÜKSEK SEYRİNDE KİRA VE EĞİTİM HİZMETLERİ ETKİLİ OLDU"

Karahan, öne çıkan ana eğilim göstergelerinden olan medyan enflasyonun ılımlı seyrini sürdürdüğünü, ana eğilimin ocak ayında bir önceki Raporda öngörülenden yüksek seyrettiğini belirtti.

Diğer taraftan, tasarım gereği daha uzun vadeye yönelik olan trend enflasyon göstergesinde de yukarı yönlü bir hareket gördüklerini aktaran Karahan, "Bu gelişmeler, sıkı duruşumuzu kararlılıkla korumamız gerektiğine işaret ediyor." dedi.

Karahan, ana eğilimin önemli bir bileşeni olan hizmet enflasyonu üzerinde durmak istediklerini ifade ederek şu açıklamaları yaptı:

"2025 yılında da hizmet enflasyonunun yüksek seyrinde kira ve eğitim hizmetleri etkili oldu. Daha önceki konuşmalarımda da belirttiğim gibi; deprem, demografik unsurlar ve geçmişe endeksleme gibi etkenler, kira enflasyonunda ciddi bir atalete sebep oldu. Benzer şekilde, eğitim ücretlerinde de geçmiş enflasyona endeksleme eğiliminin rolü belirgin. Bununla birlikte, 2025 yılında her iki kalemde de kaydadeğer enflasyon düşüşleri yaşandığının altını çizmek gerekir. Bu durum, hizmetlerde süregelen ataletin kırılmaya başladığını haber veriyor."

Kira ve eğitim dışında kalan hizmet kalemlerinde, tüketici enflasyonuna çok daha yakınsamış bir resmin göze çarptığını dile getiren Karahan, kira tarafında gerek mevsim etkilerinden arındırılmış veriler gerekse Perakende Ödeme Sistemi verileri gibi kiralara yönelik öncü göstergelerin ana eğilimin aşağı yönlü olduğuna işaret ettiğini söyledi.

Karahan, aylık kira enflasyonunda net bir yavaşlamanın söz konusu olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

"Çeşitli senaryolar altında kira enflasyonunun bu yıl sonu itibarıyla yüzde 30 ile 36 arasında olabileceği tahmin ediliyor. Eğitim tarafında ise fiyat ayarlamalarına dair düzenlemelerde, geçmiş 24 ayın enflasyonu yerine 12 ayın etkisini yansıtacak şekilde değişikliğe gidilmesini önemli buluyoruz. Nitekim bu değişikliklerin, geçmiş enflasyona endeksleme mekanizmasını görece zayıflatarak dezenflasyon sürecini desteklemesini bekliyoruz. Örneğin, düzenleme 2025 yılında yürürlükte olsaydı şeklinde bir karşıolgusal analize baktığımızda, eğitim enflasyonunun 16 puan civarında aşağıda olabileceği sonucuna ulaşıyoruz. Bu bakımdan, düzenleme değişikliğinin 2026 yılı için ima ettiği rakamlar, eğitim tarafında dezenflasyon için belli bir alan olduğunu gösteriyor."

Temel mallara bakıldığında ise döviz kuru kanalının etkisi ile zayıflamış bir enflasyonun söz konusu olduğunu aktaran Karahan, ocak ayında, işgücü maliyetleri ve kısmen kur gelişmelerine bağlı olarak bir miktar yukarı yönlü seyir gözlense de temel mallarda enflasyonun görece ılımlı olduğunu söyledi.

Karahan, enflasyon beklentilerinde ise sektörler genelinde önceki dönemlere kıyasla iyileşme eğiliminin sürdüğünü, özellikle reel sektör beklentilerindeki iyileşmenin fiyatlama davranışlarıyla da ilgisi nedeniyle önemli olduğunu ifade etti.

Piyasa katılımcılarının farklı vadelere ilişkin beklentilerilerindeki gerilemenin açıkça görüldüğünü belirten Karahan, "Buna karşın, beklentilerin enflasyon tahminlerimizin üzerinde seyretmesi, dezenflasyon süreci açısından risklerin canlı olduğunu gösteriyor. Bu görünüm de para politikasındaki sıkı duruşumuzu korumayı gerekli kılan unsurlardan biri." diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Fatih Karahan, "Dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz." dedi.

Karahan, yılın ilk Enflasyon Raporu'nun tanıtımı amacıyla İstanbul Finans Merkezi'ndeki Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Yerleşkesi'nde düzenlenen bilgilendirme toplantısında konuştu.

Konuşmasının para politikası kararlarıyla ilgili kısmında aralık ayında politika faizinin yüzde 39,5'ten yüzde 38'e indirildiğini anımsatan Karahan, ocak ayındaki Para Politikası Kurulu toplantısında ise son çeyreğe ilişkin talep koşullarının dezenflasyon sürecine verdiği desteğin azalmasına karşın sürdüğünü değerlendirdiklerini belirtti.

Karahan, ocak ayında öncü verilerin ana eğilimde sınırlı bir artış olduğuna, aylık enflasyonun gıda öncülüğünde arttığına işaret ettiğini söyledi.

Geçici ya da para politikası etki alanı dışında kalan unsurları da beklentiler kanalından ikincil etkiler anlamında dikkate aldıklarını dile getiren Karahan, "Bu kapsamda, ocak ayında adım büyüklüğünü gözden geçirdik ve politika faizini 100 baz puanlık sınırlı bir indirimle yüzde 37 seviyesine getirdik. Dolayısıyla, dezenflasyon sürecinin hedeflerle uyumlu şekilde devamını sağlamak için sıkı para politikası duruşumuzu kararlılıkla sürdürüyoruz." diye konuştu.

Karahan, bu süreçte parasal aktarım mekanizmasını makro ihtiyati adımlarla desteklemeye ve etkin bir likidite yönetimi uygulamaya da devam ettiklerini ifade ederek, makro ihtiyati tedbirler kapsamında TL mevduat payını artırmayı hedefleyen düzenlemeleri uygulamayı sürdürdüklerini kaydetti.

TCMB Başkanı Karahan, bu hedeflerde, dönemsel gelişmelere bağlı olarak güncellemeler yapabildiklerini vurguladı.

Bunun yanı sıra kredi büyüme sınırları aracılığıyla kredi büyümesindeki dalgalanmaları sınırlandırdıklarını ve kredilerde TL ağırlığını koruduklarını belirten Karahan, "Etkin likidite yönetimiyle de parasal aktarımı güçlü tutuyoruz. Son dönemde, piyasada fazla likidite koşulları devam etmekte. Bu likiditeyi ağırlıklı olarak gecelik ve haftalık vadede depo alım ihaleleri ile sterilize ediyoruz. " şeklinde konuştu.

"YIL İÇİNDE KADEMELİ ALIMLARIMIZLA APİ PORTFÖYÜNÜ DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ"

Karahan, Türk lirası likidite yönetiminde operasyonel esnekliğin korunabilmesi için APİ portföy büyüklüğünün desteklenmesinin önem arz ettiğini ifade etti.

Böylece 3 yıllık dönemde portföyün yüzde 68'lik bölümünün itfa olacağını bildiren Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bu bağlamda, sene başından itibaren doğrudan alımlara başladık ve APİ portföyünü 262 milyar TL'den 311 milyar TL'ye yükselttik. Yıl içinde kademeli alımlarımızla APİ portföyünü desteklemeye devam edeceğiz. Son verilere göre, basit faiz olarak, mevduat, ticari kredi ve ihtiyaç kredisi faizleri sırasıyla yüzde 37,3, yüzde 38,5 ve yüzde 48,2 düzeyinde. Bu veriler, politika faizi adımlarımızın, mevduat ve kredi fiyatlamalarına önemli ölçüde yansıdığını gösteriyor. Nitekim haziran ayının son haftasıyla kıyaslandığında, 30 Ocak haftasında mevduat faizleri 9,2 puan, ticari kredi faizleri ise 8 puan geriledi.

İhtiyaç kredilerinde ise risk primi ve makro ihtiyati çerçeve nedeniyle, yansımalar daha kademeli seyretmekte. Kompozisyon açısından baktığımızda, 2025 yılının ilk aylarında yabancı para (YP) ticari kredilere yönelik attığımız adımlar sonrasında kredi kompozisyonu belirgin şekilde Türk lirası lehine iyileşti. YP kredideki sıkılaşma adımlarından sonra ılımlı bir patikada ilerleyen toplam kredi büyümesi aralık ayında hızlanarak ocak sonunda yüzde 32'ye yükseldi. Bu artışa, hem ticari krediler hem de bireysel krediler katkı verdi. Ticari kredilerde yıl sonuna özgü dönemsel etkiler öne çıktı. Bu kapsamda TL kredi büyümesi kasım ayı sonundaki yüzde 41 seviyesini ocak sonu itibarıyla korurken, aynı dönemde YP kredi büyümesi yüzde 7'den yüzde 12'ye yükseldi."

"KREDİ BÜYÜMESİNİ DEZENFLASYON SÜRECİYLE UYUMLU TUTMAK VE PARASAL AKTARIMI GÜÇLENDİRMEK AMACIYLA İLAVE ADIMLAR ATILDI"

Karahan, bireysel kredilerde ise teminatsız krediler kaynaklı süregelen yüksek seyre ilaveten, yıl sonu kampanyalarının da etkisiyle ihtiyaç kredileri öncülüğünde bir hızlanma gözlemlediklerini vurguladı.

Bu gelişmeler ışığında, kredi büyümesini dezenflasyon süreciyle uyumlu tutmak ve parasal aktarımı güçlendirmek amacıyla son dönemde ilave adımlar attıklarını bildiren Karahan, "Bireysel kredili mevduat hesap limitlerine sekiz haftalık yüzde 2 büyüme sınırı getirirken, yabancı para kredilerdeki sınırı yüzde 1'den yüzde 0,5'e düşürdük. Mevduat tarafına baktığımızda ise TL mevduat payının yaklaşık yüzde 59 ile tarihsel ortalamasına yakın seyrettiğini görüyoruz." ifadelerini kullandı.

Karahan, yatırım fonlarını da dahil ettiklerinde görünümün değişmediğini aktardı.

Bununla birlikte, altın fiyatlarında son dönemdeki gibi bir yükseliş yaşandığında TL mevduat payında düşüşler gözlenebildiğini dile getiren Karahan, şunları kaydetti:

"Altın fiyatlarındaki hızlı yükselişin etkisini, yabancı para mevduat gelişmelerinde de izliyoruz. Bildiğiniz gibi Kur Korumalı Türk lirası Mevduat ve Katılma Hesaplarından (KKM) çıkış sürecinde yabancı para mevduatta bir miktar artış öngörüyorduk. Bununla birlikte, 2025'teki artışın temel belirleyicisinin, altın fiyat hareketleri ve bunu takiben euro/ABD doları paritesindeki yükseliş olduğu görülüyor. Nitekim altının ons fiyatı 2024 yıl sonundan itibaren yüzde 97 artarken avro ABD doları paritesi ise yüzde 15 yükseldi. Böylece, 2024 yıl sonuna göre YP mevduat bakiyesi 79 milyar dolar artarak 267 milyar dolara ulaşırken, parite ve fiyat etkisinden arındırıldığında artışın 21 milyar dolar düzeyinde kaldığını hesaplıyoruz."

"İYİLEŞEN ENFLASYON GÖRÜNÜMÜ VE ARTAN YATIRIMCI İLGİSİ İLE TAHVİL FAİZLERİ TÜM VADELERDE AŞAĞIYA GELDİ"

Karahan, 2025 şubat ayında tüzel kişiler ve ağustos ayında da gerçek kişiler için KKM hesaplarının açılması ve yenilenmesi uygulamasını sonlandırdıklarını anımsattı.

Gelinen noktada 2023 Ağustos'ta 140 milyar doların üzerine çıkan KKM bakiyesinin 0,1 milyar doların altına gerilediğini bildiren Karahan, şunları kaydetti:

"Tahvil piyasalarına dönecek olursak, eylül-ekim döneminde enflasyon görünümündeki bozulmanın da etkisi ile faizlerde yükseliş görmüştük. Son Enflasyon Raporu akabindeki dönemde ise iyileşen enflasyon görünümü ve artan yatırımcı ilgisi ile tahvil faizleri tüm vadelerde aşağıya geldi. Dezenflasyon süreciyle birlikte önümüzdeki dönemde tahvil piyasasındaki bu performansın sürmesini bekliyoruz. Sermaye girişlerine baktığımızda da Türkiye'ye yönelik sermaye akımlarının ocak ayı ile birlikte diğer gelişmekte olan ülkelere kıyasla güç kazandığını görüyoruz. Bu çerçevede, rezervlerdeki olumlu görünüm de devam ediyor. Bir önceki Rapor döneminden bu yana baktığımızda, brüt rezervler 31 Ekim tarihindeki 184 milyar dolar seviyesinden 24 milyar dolar artışla, 6 Şubat'ta 208 milyar dolar seviyesine ulaştı. Swap hariç net rezervler ise bu dönemde 25 milyar dolar artışla 78 milyar dolara yükseldi."

Karahan, söz konusu dönemde, altın fiyatlarındaki yükselişin, güçlü altın pozisyonlarının etkisiyle brüt rezervlere 22 milyar dolar, swap hariç net rezervlere ise 16 milyar dolar katkı sağladığını bildirdi.

Önceki rapor dönemine kıyasla, piyasalardaki risk ve oynaklık göstergelerinde de iyileşme kaydedildiğini aktaran Karahan, "Enflasyon düştükçe ve enflasyona dair belirsizlikler azaldıkça risk göstergelerindeki olumlu seyrin devam edeceğini düşünüyoruz." diye konuştu.

Bir katılımcının, gıda enflasyonunun gerçekleşmesinin Merkez Bankası varsayımının üstünde gelmesine ilişkin sorusu üzerine Karahan, gıdada mevsimsellik söz konusu olduğunu söyledi.

Karahan, mevsimsellik açısından iklim koşulları ve takvim etkileri gibi mevsimsel faktörler nedeniyle gıda fiyatlarının özellikle işlenmemiş gıda kaynaklı dönem dönem öngörülebilir olan bir dalgalanma yaşayabildiğini bildirdi.

Son yıllarda sıklıkla yaşanan aşırı hava olayları nedeniyle arz şokları ve lojistik alanlarındaki yapısal sorunların aslında mevsimsel fiyat artışlarının ötesinde bir oynaklığa sebep olduğunu kaydeden Karahan, "Yani burada iklim kaynaklı etkilerin bizdeki birtakım yapısal sorunlar nedeniyle ilave oynaklığa sebep olması söz konusu. Ayrıca bir diğer unsur da tarımsal girdi maliyetlerinde ithalat bağımlılığımız söz konusu. Bu da mevsimsel arz-talep dalgalanmalarının fiyatlara çok hızlı bir şekilde yansımasına sebep oluyor. Özetle birtakım konjonktürel unsurlar var, birtakım da yapısal unsurlar var. Biz de gıda komitesinin paydaşı olarak burada bu konudaki değerlendirmelerimizi ve çözüm önerilerimizi ilgili paydaşlarla paylaşıyoruz." diye konuştu.

Karahan, geçen senenin gıda enflasyonuna değinerek, sene genelinde gıda enflasyonunun yüksek seyretmediğini, sene ortasına kadar gıda enflasyonunun 6 ay kadar süreyle manşetin altında seyrettiğini ve aslında enflasyonu aşağı çeken unsurlardan bir tanesi olduğunu dile getirdi.

Karahan, sene sonuna bakıldığında gıda enflasyonunun manşetin sınırlı üstünde olduğunu aktararak, şunları kaydetti:

"Temel sebep olarak gıda diyemeyiz ama burada sorun olan buradaki aşırı oynaklık. Birkaç ayda çok hızlı şekilde gıda fiyatları artınca onun beklentiler üzerinden bir etkisi söz konusu oluyor. Bunu da öngörmek de çok kolay değil. İlk 6 aylık veriye baksanız aslında bizim tahminimizde oldukça tutarlı bir gıda enflasyonu söz konusuydu ama sonra o görünümün iki aylık kısa bir süre içinde çok sert bir şekilde tersine döndüğünü gördük. Bunun öngörülebilirliği yüksek olduğu, yüksek bir kalem olduğunu kabul etmek gerekiyor ve enflasyon üzerinde de iki yönlü risk oluşturduğunu ama daha çok yukarı yönlü risk olduğunu kabul etmek lazım."

- "POLİTİKA FAİZİNE İLİŞKİN ATILACAK ADIMLARA KARAR VERİRKEN ENFLASYONUN ANA EĞİLİMİNİN GERÇEKLEŞMESİNE VE BEKLENTİLERİNE BAKIYORUZ"

Bir gazetecinin "İki yıldır uygulanan pozitif faiz sürecinin sonunda talep odaklı enflasyon açıklamasını sürdürüyor musunuz?" sorusuna yönelik TCMB Başkanı Fatih Karahan, düşünceleri kısmi olarak değiştiği için Aralık PPK'dan bu yana yaşanan süreci biraz anlatmakta fayda olduğunu ifade etti.

Karahan, Aralık PPK toplantısına girdiklerinde ellerinde son çeyreğe dair ekim ve kasım aylarına yönelik sınırlı veriler olduğunu, bütün aylara dair verilerin henüz yayınlanmadığını anımsattı.

Bu veriler tamamlanınca zaman içinde burada görünümde bir miktar değişiklik olduğunu dile getiren Karahan, şöyle devam etti:

"Örneğin perakende satış hacim endeksine baktığımızda ekimde bunun yatay bir seyir izlediğini gördük ama kasımda hızlandı. Aralık verisi dün yayınlandı, burada baktığımızda perakende satışlar aylık bazda yüzde 1,7 arttı. Altın hariç baktığımızda bile yine bir miktar güçlü olduğunu söylemek gerekiyor, yüzde 0,8'lik bir artış söz konusu. Ticaret satış hacim endeksi de ekimde nispeten yataydı, hatta geriliyordu aslında, sonra ilerleyen aylarda bu görünümün yine değiştiğini gördük. Aralıkta aylık yüzde 2 civarında bir artış kaydetti. Hizmet üretimine baktığımızda farklı göstergelerde farklı görünümler de var. Hizmet üretimine baktığımızda ekimde sınırlı aylık azalış vardı, kasımda o bir miktar yataylaştı. Kartla yapılan reel harcamalar artmaya devam etti ama özetle bakacak olursak, farklı görünüm ima edenler de var ama tüm bunları bir araya koyduğumuzda aslında bütün göstergelerle birlikte talep koşullarının dezenflasyona verdiği desteğin devam etmekle birlikte bir miktar azaldığını gördük. Zaten son PPK kararında da bunun enflasyon görünümü üzerindeki etkilerini de göz önünde bulundurarak adım büyüklüğünü küçültme kararı verdik."

Sene sonu enflasyon hedefine ulaşılması için politika faizinde martta duraklamanın değerlendirilip değerlendirilmeyeceği yönündeki bir soru üzerine Karahan, şu yanıtı verdi:

"Her zaman söylediğimiz gibi politika faizine ilişkin atılacak adımlara karar verirken enflasyonun ana eğiliminin gerçekleşmesine ve beklentilerine bakıyoruz. Adımların büyüklüğünü enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı bir yaklaşımla gözden geçiriyoruz. Öncü veriler bize ocakta aylık tüketici enflasyonunun gıda öncülüğünde artacağını, ana eğilimde de bir artış olacağını ama bunun bir miktar daha sınırlı olacağını söylüyordu. Nitekim gerçekleşmeler de öngörülerimizle, o ay içindeki okumalarımızla tutarlı oldu. Gıda kaynaklı bu artışın ocak ve şubat aylarıyla sınırlı kalacağını değerlendirdik fakat geçici olsa da bu gibi geçici faktörlerin enflasyon beklentileri üzerinden ikincil etkileri olabiliyor. Bu etkileri de düşünerek adım büyüklüğünü küçültmeye karar verdik. Önceki kararlarımızda olduğu gibi bundan sonra da veri odaklı gideceğiz. Mevcut enflasyon görünümü ve hedeflerimize, talep koşullarına, beklentilere baktığımızda adım büyüklüğünün kısa dönemde artması için gereken eşik bir miktar yüksek diye değerlendiriyoruz."

- "(ENFLASYON) SADECE OCAK AYINA BAKARAK BU KADAR OLUMSUZ BİR BEKLENTİ OLUŞTURMAK ÇOK DOĞRU DEĞİL"

Fatih Karahan, bir katılımcının politika tepkisinin gereken sıkılığı sağlaması için haziranda karar verilecekse bunun çok geç olup olmayacağını sormasına ilişkin, kararları verirken her zaman bütün verileri etraflıca değerlendirdiklerini vurguladı.

Karahan, oradaki vurgusunun piyasanın, son 1-2 enflasyon verisine bakarak bunun aynı şekilde bütün dönem devam edeceğini düşünerek bir enflasyon görünümü oluşturduğunu ve bundan çok etkilendiğini söyledi.

Alt detaylara bakıldığında enflasyon görünümünün bu kadar olumsuz olduğunu düşünmediklerini kaydeden Karahan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Sadece ocak ayına bakarak bu kadar olumsuz bir beklenti oluşturmak çok doğru değil. Detaylar her zaman vurguladığımız gibi önemli. Nasıl veriler beklentilerden iyi geldiğinde rehavete kapılmıyorsak, biraz kötü gerçekleşmeler olduğunda da özellikle bu gerçekleşmeler gıda gibi oynaklığı yüksek kalemlerden gerçekleşiyorsa paniğe kapılmaya çok gerek olmadığını düşünüyoruz. Belirli projeksiyonlarımız var, burada özellikle hizmet tarafını vurguladım çünkü geçmişte katılık, enflasyondaki düşüşün biraz daha öngörülerden sınırlı olması hizmet kalemlerinden gerçekleşmişti. Burada son dönem veriler biraz daha umut verici. Bu projeksiyonumuz var ama bunun etrafında tabii ki riskler de var. Gerçekleşmeleri de görmek istiyoruz. Belirli temel varsayımlar altında ilerleyeceğiz ama gerçekleşmeler de bizim görüşlerimizi biraz daha rafine etme konusunda faydalı olacak."

- "CARRY STOKU TOPLAMDA 40 MİLYAR DOLARA ULAŞMIŞ DURUMDA"

Karahan, bir katılımcının, yüklü miktarda carry girişi, sıcak para kaynaklı bir rezerv iyileşmesi olduğunu ve küresel bir çalkantı durumunda çok güçlü bir döviz talebi riski göründüğünü, bu durumla alakalı önlemlerin neler ve önemli bir risk olarak görülüp görülmediğine yönelik sorusuna karşılık, şu değerlendirmelerde bulundu:

"Sıkı para politikasının etkisiyle uluslararası rezervlerimiz tarihi zirvelere ulaştı. 2025 Nisan'dan bu yana bakacak olursak, bu dönemde yabancı yatırımcıların carry olarak tanımlanabilecek yatırımları yaklaşık 18 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti, artış olarak. Böylece carry stoku toplamda 40 milyar dolara ulaşmış durumda. Burada BDDK'nın yayınladığı bir veri bazen kullanılıyor ama bu bankaların bilanço dışı yükümlülükleri, bunlar aynı zamanda yurt içi türev işlemleri de kapsadığı için çok oradaki veriyi böyle carry pozisyonu olarak okumak çok doğru değil. Şu anda bizim hesaplarımıza göre 40 milyar dolarlık bir carry olarak nitelendirilecek bir stok söz konusu. Aynı dönemde baktığımızda, 2025 Nisan'dan bu yana, hisse ve DİBS yatırımları da 17 milyar dolara çıkmış durumda. Yani carry girişi nitelendirebilecek miktar 18, hisse ve DİBS olarak 17 ve bununla birlikte hisse ve DİBS stoku da 67 milyar dolar olmuş durumda, çok daha yüksek. Dolayısıyla rezervlerimizdeki hem miktar artarken hem de kalitesi arttı ve bu artışta da carry etkisi görece zayıf olarak düşünüyoruz. Rezervlerimiz hem yapısı hem seviyesi olarak sermaye hareketlerinde yaşanabilecek her türlü oynaklığa karşı yeterli durumda diye düşünüyoruz."

- "KARARLARI MEVCUT ENFLASYONUN YA DA BEKLENEN ENFLASYONUN ŞU ANKİ FAİZ SEVİYESİYLE ARASINDAKİ FARKA GÖRE VERİYORUZ"

Karahan, bir katılımcının, adım büyüklüğü kapsamında, şu anda yüzde 37 olan politika faizinin 25-50 baz puan indirimleriyle mevcut faiz ortamında sıkı para politikası duruşu olarak görülüp görülmeyeceği sorusu üzerine, burada hedefledikleri bir reel faiz seviyesi olmadığını söyledi.

Kararları mevcut enflasyonun ya da beklenen enflasyonun şu anki faiz seviyesiyle arasındaki farka göre verdiklerinin altını çizen Karahan, daha çok enflasyon görünümüne göre, bir de gerçekleşmelere ve beklentilere göre karar aldıklarını belirtti.

Karahan, reel faiz tarafında da hesaplarken buna baktıklarını ve takip ettiklerini, daha çok bunun enflasyon görünümü üzerindeki etkileri üzerinden değerlendirdiklerini aktararak, şunları söyledi:

"Zaten tek bir reel faiz seviyesi hesaplamak da zor. Enflasyon düşmekte olduğu için gerçekleşen enflasyona göre hesapladığınızla, beklenen enflasyona göre hesapladığınız arasında çok ciddi bir fark söz konusu. Bir de beklentiyi aldığınızda farklı kesimlerin beklentileri arasında ciddi farklılaşma var, burada hangisini baz almak lazım, hangisi doğru çok kolay bir soru değil. Bunun yerine biz biraz daha enflasyondaki ilerleme üzerinden ve bunun temel belirleyicisi olan talep koşulları, beklentiler ve kur gelişmeleri üzerinden değerlendiriyoruz. Bir de bu adım büyüklüğünü hesaplamanın beklentiler üzerinde etkileri var. Ocakta enflasyon piyasa beklentilerinin üstünde gerçekleşti, hem bizim piyasa katılımcılarının beklentilerinin hem de dışarıda yapılan çeşitli beklenti anketlerinin üzerinde gerçekleşti. Şubat ayında da gıda kaynaklı bir miktar yüksek gerçekleşme ihtimali söz konusu. Bunun enflasyon beklentilerine yansıması durumunda önümüzdeki dönem enflasyon görünümünü de kaybedebiliriz. Dolayısıyla böyle durumlarda adım büyüklüğünü, para politikası duruşu adım büyüklüğü üzerinden ayarlayarak mesajlarla beklentiyi yönetmek ve buradaki bozulmayı engellemek ya da sınırlı tutmak faydalı diye düşünüyoruz."

Para politikası iletişimine ilişkin ilave kaynaklara ihtiyaç duyulup duyulmadığı yönündeki soru üzerine Karahan, "Aslında makroihtiyati tedbirler genel olarak dünyada epey süredir merkez bankaları tarafından uygulanıyor. Bizde biraz daha farklı algılanabiliyor dönem dönem ama baktığınızda küresel finansal kriz sonrasında merkez bankalarının çeşitli amaçlar doğrultusunda makroihtiyati tedbirleri daha sıklıkla ve daha güçlü olarak kullandığını görüyoruz. Bunu bazen sıkılaştırıcı yönde kullanıyorlar, bazen de gevşetici yönde kullanıyorlar. Biz de kendi özel durumumuz neticesinde bir miktar enflasyon beklentileri sebebiyle bir miktar aktarım bağlantısında aktarım mekanizmasını güçlendirmek adına makroihtiyati tedbirleri kullanıyoruz." dedi.

TCMB Başkanı Karahan, kur hedefi ve Türk lirasının reel olarak değerlenme sürecine ilişkin sorulan soruya da "Mevcut kur rejiminin faydalı olduğunu gördük. Piyasa, çoğu zaman bazen alım tarafında bazen satım tarafında oluyor. Bu da oynaklığa sebep olabiliyor. Şu ana kadarki rejim oldukça iyi çalışıyor. Zaten 2026 Para Politikası metnine de baktığınızda burada bir değişiklik öngörmediğimizi, mevcut rejimin devam edeceğini söylediğimizi görürsünüz." şeklinde cevap verdi.

- "ENFLASYON VERİSİ ÇOK OYNAK OLDUĞU İÇİN DÖNEM DÖNEM HEDEFTE, DEĞİŞİM BEKLENTİLERİ ORTAYA ÇIKABİLİYOR"

"Ara hedef yaklaşımının piyasa ve ekonomi aktörleri tarafından yeteri kadar anlaşıldığını düşünüyor musunuz? Bu varsayımdan, yaklaşımdan hangi koşullarda vazgeçersiniz?" şeklindeki soruyu Karahan, şu şekilde yanıtladı:

"Daha önce de söylediğimiz gibi aslında ağustos ayında buna başladık. Bir sonraki kasım ayındaki Enflasyon Raporunda da benzer mesajlar verdik. Olağanüstü bir durum olmadığı müddetçe ara hedeflerimize sadık kalmak istiyoruz. Para politikasını bu hedeflere götürecek şekilde, tabii ki diğer politikaları da göz önünde bulundurarak doğru sıkılığı oluşturarak o hedeflere ulaşmaya çalışıyoruz. Bugüne kadarki mesajlarımızın tutarlı olduğunu düşünüyorum. Aksiyonlarımızın da tutarlı olduğunu düşünüyorum. Zaman içinde daha iyi anlaşılacaktır. Enflasyon verisinin kendisi çok oynak olduğu için dönem dönem hedefte değişim beklentileri ortaya çıkabiliyor haklı olarak ama zaman içinde netlik kazanacağını düşünüyorum."

Karahan, şubat ayında başlayacak Ramazan ayı ve sonrasında mart ayındaki Ramazan Bayramı'nda yapılacak harcamaların enflasyon üzerindeki olası etkilerine ilişkin yöneltilen soruyu, "Ramazan ayı etkisine bakacak olursak bu konuda zaten çalışmamız ve blog çalışmamız da daha önce olmuştu. Bu etkiyi bir önceki ayda ve mevcut ayda görüyoruz. Tabii ki Ramazan'ın bir kısmı marta sarkacağı için daha sınırlı da olsa bir miktar etki olabilir ama en çoğunun ocak ve bir kısmının da şubat ayında yansıyacağını zaten şu andaki verilerden görüyoruz." diye cevapladı.

- "VERİ ODAKLI, TOPLANTI BAZLI VE BÜTÜN ENFLASYON GÖRÜNÜMÜNÜ VE GERÇEKLEŞMELERİNİ DE GÖZ ÖNÜNDE BULUNDURARAK İLERLEYECEĞİZ"

Mart ve nisan aylarında enflasyon ana eğiliminde, düşünüldüğü gibi kasım ve aralık aylarında görülen seviyelere gerilemezse Merkez Bankası'nın alacağı aksiyonlara ilişkin yöneltilen soruyu da yanıtlayan Karahan, şunları söyledi:

"Reaksiyon fonksiyonumuzu tekrarlamak istiyorum. Bir de adım büyüklüğümüzü neye göre nasıl belirliyoruz? Bu önemli. Burada daha önce de söylediğim gibi enflasyonun hedefe yakın olduğu dönemlerde para politikası zaten aylık son ay, birkaç ay gelişmesinden ziyade optimal olarak objektif bir şekilde oluşturulmuş enflasyon görünümüne tepkileri. Bu enflasyon görünümünü hedefle uyumlu bir şekilde çekecek. Parasal sıkılığı oluşturur ya da gevşemek gerekiyorsa gevşemeyi yapar. Optimal para politikası büyük ölçüde böyle gerçekleşir. Ama yüksek enflasyon dönemlerinde atalet de olduğu için, fiyatlama davranışları ve enflasyon beklentileri de çıpalanmamış olduğu için mevcut gerçekleşmelerin gıda kaynaklı dahi olsa önümüzdeki döneme etki edebildiğini, sonraki aylarda da yansımaları olabildiğini görüyoruz. Bu nedenle de, biz para politikasını belirlerken, adım büyüklüğünü belirlerken enflasyon görünümüne olduğu kadar, beklentileri olduğu kadar son dönem gerçekleşmelerine ve onun detaylarına da bakıyoruz. Ocak ayındaki adım büyüklüğünü düşürmemizin birkaç sebebi vardı, tabii ki talebin biraz umduğumuz kadar dezenflasyonist olmadığını söyledik ama onun da dışında gıda kaynaklı görülen çok yüksek artışın ikincil etkilerini düşünerek de yaptık. Bundan sonra da veri odaklı, toplantı bazlı ve bütün enflasyon görünümünü ve gerçekleşmelerini de göz önünde bulundurarak ilerlemeye devam edeceğiz."

- "REFAH ARTIŞININ TOPLUMUN HER KESİMİNE ÇOK DAHA DENGELİ BİR ŞEKİLDE YANSIYACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"

TCMB Başkanı Karahan, enflasyonla mücadele konusunda yöneltilen soruya da yanıt verdi.

Merkez Bankası olarak toplumsal refaha en büyük katkıyı fiyat istikrarını sağlayarak yapabileceklerini belirten Karahan, enflasyonla mücadelenin özellikle düşük gelir gruplarının yaşam standartlarının iyileştirilmesi ve kalıcı refah artışının sağlanması için kritik öneme sahip olduğunu vurguladı.

Karahan, "Dezenflasyon ortamı belirginleştikçe fiyat istikrarına ulaştıkça biraz daha sürdürülebilir büyümeye ulaşacağımızı düşünüyorum ve refah artışının toplumun her kesimine çok daha dengeli bir şekilde yansıyacağını düşünüyorum. Bu konuda da dolayısıyla kararlıyız. Kanunla bize verilen görevi yapmakta kararlıyız. Bunu da attığımız adımlarla zaten gösteriyoruz." dedi.

Altının servet etkisinin toplam talep üzerinde etkilerine dair sorulan soruya Karahan, "Bu konudan aslında çok önce de bahsetmiştim. Altın fiyatları artıyordu ama bu kadar yüksek seviyelere ulaşmamıştı. Bildiğiniz gibi Türkiye'de yastık altında önemli bir altın stoku olduğu tahmin ediliyor. Bu nedenle de altın fiyatları arttıkça bunun bir servet etkisi söz konusu. Bu ek servetin ne kadarının tüketildiğine bağlı olarak enflasyon etkisi değişebilir. Ama bizim tahminlerimiz yastık altı altının şu anda belki 600 milyar dolar civarında olduğu yönünde. Geçtiğimiz seneden bu yana 100 milyar doların çok üzerinde belki 200 milyar dolara varan bir servet etkisi var. Bu da aslında geçtiğimiz sene özellikle talep yönetiminde para politikasının ters yönünde etki eden ve dezenflasyonu yavaşlatan unsurlardan biri olarak karşımıza çıktı." diye cevap verdi.

Karahan, piyasadaki TL likiditesinin oluşabilecek fazlalığın sterilize edilmesine yönelik TCMB'nin bir planı olup olmadığına dair yöneltilen soruya şu şekilde cevap verdi:

"Sunumunda da belirttim zaten Açık Piyasa İşlemleri (APİ), operasyonel çerçevesinin etkinliği açısından doğrudan alımlarla portföyümüzde bulunan kıymetleri artırmak istiyoruz. Baktığımızda bu menkul kıymetlerin bizim bilançomuza oranı oldukça düşük seviyelere gelmiş durumda.

Likidite etkisi açısından düşünecek olursak, aslında likidite yönetimi genel çerçevesi sadece piyasadaki toplam fazla likiditeyi değil, aynı zamanda bu likiditenin piyasa içindeki dağılımını da göz önünde bulunduruyor. Mevcut koşullara baktığımızda ciddi bir heterojenlik olduğunu görüyoruz. Bu nedenle yapılan alımların likidite etkisinin de bu çerçevede değerlendirmek lazım. Sterilizasyon olarak da şu anda temel olarak günlük ve haftalık vadede depo alımlarını kullanıyoruz. Başka araçlarımız da var, zengin bir araç setimiz var. Zaten TL-REF'e baktığınızda aslında burada başarılı olduğumuzu, faizlerdeki oynaklığın az olduğunu, para politikası faizine yakın seyrettiğini görürsünüz. Mevcut dönemde bir değişiklik şu anda düşünmüyoruz ama gelişmelere göre esnek davranıyoruz."