Bedir Savaşı Bedir Savaşı, Müslümanlar ve Kureyşli müşrikler arasında 13 Mart 624 tarihinde yapılmış olan ilk savaştır. Bu savaş Müslümanlar ve Kureyşliler arasında olmasına rağmen, İslamiyet açısından oldukça önemlidir.
2
/
128
Müslümanların buradan zaferle ayrılması, İslamiyet'in yayılmasında önemli bir etkendir. Bedir savaşçıları Ashab-ı Bedir ya da Bedriyun olarak bilinen kişiler, Hz Muhammed'in sahabeleri içinde oldukça kıymetlidir. Bu zafer İslam camiası açısından temellerin sağlam olmasına yardımcı olmuştur.
3
/
128
Hz Muhammed savaş öncesinde secdeye kapanarak, 'Ey Allah'ım şu küçük ordu eriyip giderse, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacaktır.' demiştir. Bu savaşın Kadir gecesiyle aynı geceye denk geldiği söylenmektedir.
4
/
128
Bedir savaşının nedenleri nelerdir? Bu savaşın en önemli nedeni Müslümanları hicrete zorlayan Kureyşlilerin, hicret sonrası geride bırakılan malları yağmalamalarıdır.
5
/
128
Müslümanlar mallarını kullanamadıklarından sıkıntı çekiyor, çareyi ticaret kervanlarına saldırmakta buluyordu. Kureyşliler içinse, kervanlarının Müslümanlar tarafından yağmalanması olarak bilinir. Yağmalanan kervanlardan dolayı maddi kayıplara uğruyorlardı.
6
/
128
Bedir savaşı Bedir Medine'nin 120 km güneybatısında kalan, Kızıldeniz'e 20 km mesafede bir kasabaydı. Mekke ve Medine arasından geçen kervanlar buradan Suriye'ye kadar gitmekteydi.
7
/
128
Buradaki halkta kervanlara verdikleri hizmetlerle geçiniyordu. Malları yağma edilen Müslümanlar, buna karşılık kervanlara saldırı düzenleyerek geçimlerini sağlıyorlardı.
8
/
128
İçinde oldukça fazla ticari mal bulunan Ebu Süfyan yönetimindeki bir kervana yapılacak saldırıyı haber alan Kureyşliler savaş hazırlıklarına başladı. Ebu Süfyan ise kervanın yolunu değiştirdi.
9
/
128
Müslümanlar Bedir yakınlarında Hz Muhammed komutasında 305 kişiyle kervanı beklerken, Kureyşliler de 950 kişilik bir ordu hazırlayarak, Ebu Süfyan'ın tehlikenin bitti demesine rağmen, Bedir'e doğru yola çıktı. Ordular karşılıklı geldiklerinde, Arap savaşlarının geleneği olan 'Er dileme' için aralarında üçer kişi seçtiler.
10
/
128
Yaptıkları üç karşılaşmayı da Müslümanlar kazandıktan sonra, savaş başladı. Kureyşliler komutanları olan Ebu Cehil öldürüldükten sonra dağıldılar. Hz Ali bu savaşta önemli bir rol oynamıştır. Hz Muhammed'in bayraktarlığını yapıp, müşriklere ağır kayıplar verdirmiştir.
11
/
128
Geride 70 ölü ve bir o kadar esir bıraktılar. Müslümanların kaybı ise 14 kişiydi. Savaşı Müslümanlar kazanmıştı. Hz Muhammed esirlere iyi muamele edilmesini, ihtiyaçlarının görülmesini istedi. Esirlerden sadece iki kişi idam edilmiştir.
12
/
128
Bunlar Müslümanlara eziyet yapmış olanlardı. Savaşta öldürülenler arasında Ebu Süfyan'ın kayınpederi, oğlu ve kayınbiraderi de bulunuyordu. Ebu Süfyan ve karısı bunun intikamını almak için yemin etmiştir.
13
/
128
Müslümanlar esirlerin karşılığında Mekkelilerden yüklüce miktarda para aldı. Savaş alanında elde edilen ganimetlerle birlikte alınan paralarda Müslümanlar arasında eşit olarak paylaşıldı.
14
/
128
Bedir savaşının sonuçları nelerdir? -Bu savaşın Müslümanlar açısından manevi etkisi oldukça fazladır. Bu zaferle Hz Muhammed'in nüfuzu oldukça artmıştır. Müslüman olmak isteyenlerin sayısında artış olmuştur. -Medinelilerden putperest olanlarda, bu zaferle birlikte İslam'ı kabul etmeye başlamıştır.
15
/
128
Bedir savaşının sonuçları nelerdir? -Bedir savaşı sonunda Hz Muhammed'in esirler ve elde edilen ganimet hakkındaki kararları, İslam savaş hukukunun temellerini atmıştır. -Bedir savaşında yenilen Mekkelilerin Arabistan'da ki itibarları sarsılmıştır. -Kureyşliler savaş sonrası intikam alma duygularından dolayı yeni planlar yapmaya başlamışlar.
16
/
128
Bedir savaşının sonuçları nelerdir? -Medine'de bulunan Museviler Kureyşlilere yardım ettiklerinden, Müslümanlar ile aralarındaki anlaşma bozulmuştur. Bu yüzden Yahudi kabilesi Beni Kaynuka, Müslümanlar tarafından kuşatılmış ve göç etmeye zorlanmıştır. -Bedir kuyuları ve Şam ticaret yollarının idaresi Müslümanların eline geçmiştir. -Savaştaki bir kısım Mekkeli esir, okuma yazma bilmeyen Medinelilere bunu öğreterek serbest kalmıştır.
17
/
128
Uhud Savaşı: (625) Uhud savaşı, 625 yılında Uhud dağı eteklerinde yapılmıştır. Savaş Medine'de bulunan Müslümanlarla, Mekke'deki Ebu Süfyan'ın ordusu arasında geçmiştir. Bedir savaşında yaşananların öcünü almak isteyen Kureyşliler itibarlarını yeniden elde etmek için hazırlık yapmaya başladılar.
18
/
128
Bedir savaşında oğlunu kaybeden Ebu Süfyan, babası, kardeşi, oğlu ve amcası öldürülen Ebu Süfyan'ın eşi ve babasını kaybeden İkrime bu savaşın başını çekmekteydi.
19
/
128
Uhud savaşı hazırlıkları Mekkeli Cubeyr bin Mutim'in Habeşî kölesi Vahşi'ye ' Sen de bu savaşa katıl. Muhammed'in amcası Hamza'yı öldürebilirsen, seni azad edeceğim .' demesi, Vahşi'nin özgürlük kazanmak için savaşa katılmasına neden olmuştur. Ebu Süfyan komutasında hazırlanan 3000 kişilik ordu, Mekke'den yola çıktı.
20
/
128
Ordunun içinde Ebu Süfyan'ın karısı dahil 14 tane kadın bulunuyordu. Ebu Süfyan'ın eşi Hind intikam duygusuyla yanıyordu. Hz. Muhammed'in amcası Abbas bu hazırlıkları bir mektupla yeğenine bildirdi.
21
/
128
Bunun üzerine Muhammed bir meclis toplayarak, ashabıyla bu konuda görüştü. Bu görüşmeden çıkan sonuca göre; -Düşmanlar Uhud dağı eteklerinde karşılanacaktı - Şehrin içinde savunma yapılacaktı Genç Müslümanların isteğiyle savaşın Uhud dağı eteklerinde yapılmasına karar verildi.
22
/
128
Uhud savaşının yapılması Kureyşliler karargahını Uhud dağının Medine'ye bakan tarafına kurdular. 700 kişilik Müslüman ordusu Uhud dağına ulaştı ve düşmana karşı hazırlıklara başlandı. Düşmanlar Müslümanları yenerek, şehri yağmalama planları yapıyordu. Bu yüzden Uhud dağının Medine'ye yakın tarafı savaş alan seçildi.
23
/
128
Hz. Muhammed orduyu belli bir düzene göre yerleştirdi. Dağın sol tarafına elli kişilik bir okçu grubunu yerleştirip, düşman yense de, yenilse de yerlerinden ayrılmamalarını söyledi. 27 Mart 625 yılında vuruşmalar başladı. Savaşın ilk safhasını alınan tedbirler sebebiyle Müslümanlar kazandı.
24
/
128
Savaş Müslümanların lehine devam ederken Mekkelilerin kaçışını gören okçular yerlerini terk ettiğinden, süvarilerin komutanı Halid Bin Velid bu tepeden geçerek, Müslümanları arkadan kuşattı.
25
/
128
İki ateş arasında kalan Müslümanlarda 70 tane şehit verildi. Bu şehitlerin arasında Vahşi'nin öldürdüğü Hz. Hamza'da bulunuyordu. Bundan sonra Müslümanlar Uhud dağına doğru çekilmeye başladı.
26
/
128
Bu savaştan sonra tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'in fikirlerine karşı çıkmadı. Çünkü okçular yerinden ayrılmasaydı bu savaşı da kazanacaklardı.
27
/
128
Uhud savaşının sonuçları nelerdir? -Mekkeliler esas amaçları olan Hz. Muhammed'in nüfuzunu yok edememiştir. -Mekkeliler Müslümanları yok edemeyeceklerini anlamışlardır.
28
/
128
Müslümanların savaştan yenilerek ayrılması Musevileri sevindirirken, Arap kabilelerinde isyanlara sebep oldu. Arap kabilelerinin bu hareketi peygamberimizi oldukça üzmüştür.
29
/
128
Peygamberimizin Uhud'da şehit olanlar için ' Uhud savaşında şehit olan kardeşlerimizin ruhlarını Allah bir takım yeşil kuşların içine koymuştur. Bunlar cennet ırmaklarına gelip, yerler ve içerler. Burada cennet meyvelerinden yerler. Kuşlar daha sonra arşın gölgesindeki asılı olan altın kandillere tünerler. Şehit olan ruhları mesut bir hayata eriştiğinde, bizim cennetteki halimizi dünyadaki kardeşlerimiz bilsinler ve cihattan çekinmesinler demişlerdi.' ( Tecrid, 186 vd, Sa'd, II,148)
30
/
128
Hendek Savaşı (H.5. Yılı, 627 Şubat Ayı) Hendek savaşı, Müslümanlarla Mekkeli müşriklerin yapmış olduğu son savaştır. Bu savaş hicretin beşinci yılında, 627 senesinde yapılmıştır. Müslümanların hendek kazarak yaptıkları savaş stratejisi, savaşın bu isimle anılmasına sebep olmuştur.
31
/
128
Yahudi ve müşriklerin birleşimiyle kurulan bir orduyla yapılan bu savaşa Anzab Savaşı da denmektedir. Müşriklerin sayıca daha üstün olduğu savaşta, Müslümanlar galip gelmiştir. Müslümanlar için savunma savaşı olarak tarihe geçmiş bir savaştır.
32
/
128
Hendek savaşının nedenleri nelerdir? Uhud savaşı sonrasında Müslümanların Medine doğusuna ve kuzeyine seferler yapması nedeniyle, Mekke kervanlarının Suriye, Mısır ve Irak yolunu kapatması savaşın başlamasında etken olmuştur.
33
/
128
Ticaret yolları tükenen müşrikler, Uhud savaşında yaşadıklarının da etkisiyle, bu savaş için hazırlıklara başladılar. Yahudilerin müşriklerle bir olup, Medine'deki Müslümanları yok etmek istemesi, müşriklerinde Bedir ve Uhud savaşlarından istediklerini alamaması nedeniyle bu savaş kaçınılmaz olmuştur.
34
/
128
Hendek savaşı nasıl yapılmıştır? Müşrikler Gatafan, Tihame, Kinane, Beni Esd, Ehabiş, ve Necd kabilelerinden aldıkları paralı askerleri ve kendi birliklerindeki askerleri bu savaş için hazırlamaya başladılar. Müşriklerin kabilelerle birleşerek hazırladığı orduya, Müslümanların sayıca karşı koyması imkansızdı.
35
/
128
Bu sebepten dolayı, Müslümanlarda harekete geçerek, kendilerine faydalı olabilecek savaş stratejilerini belirlediler. Selma-ı Farisi'nin önerisiyle Medine şehrinin önemli yerlerine hendekler kazdılar. Bunun amacı savunmayı kolaylaştırmaktı. Uzun bir çalışmadan sonra hendekler hazırlanmış, içinden çıkan topraklardan siperler yapılmıştır.
36
/
128
Hendeklerin derinlikleri, bir insanın buradan çıkamayacağı kadar olacak şekilde ayarlanmıştı. Hendeklerin hazır olması bir aylık bir süreyi bulmuştur. Peygamberimiz bu hazırlıkları orada kurulan çadırdan takip etmiştir. Daha sonra buraya yapılmış olan Zubab Cami, bunun anısına yaptırılmıştır.
37
/
128
Kadın ve çocukları korumak için şehirde bulunan kulelere yerleştirdiler. Karargahlarını Sal dağında kuran Müslümanlar, hendekleri korumak için gruplar oluşturdular. Bunun amacı müşriklerin hendekleri aşmamasını sağlamaktı. Karşılıklı olarak yapılan ok atışları sonrasında, kuşatmanın etkisiz olması ve yiyeceklerin tükenmesi ile müşrikler, Beni Kureyze Yahudilerini savaşa girmeye razı ettiler.
38
/
128
Yahudilerin amacı Müslümanlara arkadan saldırmaktı. Hz. Muhammed bunu duyunca onların saldırı yapacağı yöne bazı birlikleri yönlendirdi. Beni Kureyzelilerin Hz. Muhammed'e saldırmama sözü bulunması nedeniyle, bu girişim başlamadan sona erdi. Yahudilerin bir kısmı kulelerde bulunan kadın ve çocuklara saldırsa da, başarılı olamadılar.
39
/
128
Kuşatma bir ay süresince devam etti. Soğuk ve fırtınanın etkili olmasıyla, müşrikler kuşatmayı sona erdirdi. Hendek savaşı onlar için hezimetle sonuçlanmış oldu.
40
/
128
Hendek savaşının sonuçları nelerdir? Müslümanlar ve müşrikler arasındaki bu savaş sonunda, Müslümanların zaferle ayrılması eşitliği sağlamıştır.
41
/
128
Hz. Muhammed (s.a.v.) müşriklerin düşmanlıktan bıkması ve ticaretin engellenmesi sebebiyle 628 yılında Mekkelilerle Müslümanlar için ayrıcalıkların kazanılması olarak görülen Hubeydiye Antlaşmasını yapmıştır.
42
/
128
Kuran'ı Kerim'de Hendek savaşı Kuran'da bu savaşın önemi ' Hani onlar, hem yukarı tarafınızdan, hem aşağı tarafınızdan üzerinize geldiler, gözler kaymış, yürekler boğazlara dayanmış ve Allah hakkında türlü şeyler düşünmüştünüz! İşte orada. insanlar bir sınavdan geçmiş ve ağır bir sarsıntıyla sarsılmışlardır.' (33/10-11) sözleriyle açıklanmıştır.
43
/
128
Hudeybiye Antlaşması (628) Peygamberimiz hicretin 6. yılında, Kabe-i Muazzama'yı ziyaret etmek üzere 1400 kişiyle birlikte, Mekke'ye doğru gitmek üzere yola çıktılar. Müşrikler durumu haber alınca, Müslümanları Mekke'ye sokmama kararı aldılar.
44
/
128
Hudeybiye denilen yerde, uzun uzadıya yapılan görüşmelerden sonra, müminler ve müşrikler arasında on senelik bir anlaşma yapıldı.
45
/
128
Hayber'in Fethi (629) Hayber Suriye yolu üzerinde Yahudilerin oturduğu bir yerdir. Burada 7 tane kale vardı. Medine'den sürülen Yahudilerin bir kısmı burada ikamet ediyordu.
46
/
128
Hayber Yahudileri, Medine'ye saldırmak için plan hazırladılar. Peygamberimiz bunlara elçi göndererek antlaşma teklif etti.
47
/
128
Yahudiler Peygamberimizin teklifini kabul etmedi ve Müslümanlara hücum etmek için Gatafan Arapları ile gizlice anlaştılar.
48
/
128
Yahudiler savaşa başlamadan önce Müslümanlar harekete geçti ve üç gün içinde Hayber'e vardılar. Bir gün sabah erken saatlerde Hayber'e ulaşarak kaleyi kuşattılar.
49
/
128
Kaleyi kuşatmak 10 günden fazla sürdü. Bu savaşta Müslümanlardan 10 kişi şehit düştü, Yahudilerden 93 kişi öldü.
50
/
128
Mute Savaşı (629) Islâm devletinin Medine'de kurulmasindan sonra Müslümanlarla Rumlar arasinda yapilan ilk savas. Mûte, Sam bölgesine giren Belka yakinlarinda bir yerin adidir. Hz. Peygamber, Ashabtan Hâris b. Umeyr (r.a)'i Busra (Havran) Emiri Surahbil b. Amr el-Gassânî'ye Islâm'a davet mektubunu sunmak üzere yollamis, ama bu sahabi Gassanile tarafindan sehid edilmisti.
51
/
128
Halbuki; 'elçiye zeval yoktur' anlayisi geregince düsman ülkeler bile birbirlerinin elçilerine dokunmazlardi. Hz. Peygamber, ashabina çok düskündü, onlardan birinin basina bir sikinti geldi mi ondan çok rahatsiz olurdu. Bu sebeple ashabindan birinin küstahça öldürülüsüne seyirci kalamazdi. Hemen 3000 kisilik bir ordu hazirladi.
52
/
128
Ordunun kumandani Zeyd b: Hârise idi. Sayet bu zât sehid düserse yerine Cafer b. Ebi Talib, o da sehid düserse Abdullah b. Revâha geçecekti. Düsman önce Islâm'a davet edilecekti, kabul etmez ve cizyeye de razi olmazsa Islâm elçisini öldüren bu cânilerle savasilacakti. Peygamberimiz (s.a.s) orduyu Seniyyetü'l-Veda'ya kadar yürüyüp ugurladi.
53
/
128
Halid b. Velid gibi yüksek askerî bir deha ve üstün strateji bilgisine sahip bir kimse de bu savasa bir nefer olarak katilmistir. H.8/M.629 yilinda Islâm ordusu Medine'den çikip Mûte'ye ulastiginda karsilarinda Bizans'in desteginde Hristiyan Araplardan olusan 100.000 kisilik bir ordu bulmuslardi. Islâm ordusunun kumandanlari meseleyi tartistilar; geri dönmek, Hz. Peygamber'e haberci yollamak hususlarini görüstüler. Ancak savas görüsü agir basmis ve iki ordu karsilasmisti.
54
/
128
Zeyd. b. Hârise (r.a) sehit düsünce, sancagi, Cafer aldi Ca'fer'in sag eli kesildi; bu sefer sancagi sol eliyle tuttu. Sol eli de kesilince sancagi yine birakmadi; kesik iki elinin kalan kisimlariyla sikistirarak gögsü arasinda tuttu. Nihayet o da sehid düstü. Bundan sonra sevgili Peygamberimizin emrine uyularak sancagi, Sahabenin sâirlerinden Abdullah b. Revâha aldi; o da siirler söyleyerek harbetti ve sehâdet serbetini içti. Iste bu sirada askerde genel bir çöküntü dogmak üzereydi ki, askerin hemen hepsinin istegi üzerine Hâlid b. Velid kumandayi ve sancagi eline aldi.
55
/
128
O gün aksama kadar savas yapildiktan sonra Halid, ertesi sabaha kadar sag kanatta bulunan müslüman askerleri sol kanada, sol kanattakileri sag kanada, arkadakileri öne ve öndekileri arkaya alarak yerlerinde degisiklik yapti. Böylece düsmana yeni destek kuvvetleri geliyormus izlenimini vermek istiyordu. Bir yandan da Islâm ordusunu kesin hezimete ugramaktan ve bütünüyle kiliçtan geçirilmekten korumak için yavas yavas geriye çekiliyordu. Hatta ric'atten evvelki bir hücumunda Hâlid, düsmana bir hayli kayip verdirmis ve bol ganimet de elde etmisti.
56
/
128
Iste bu sekilde Islâm ordusunu Medine'ye sag-saglim geri getirdi. Peygamber Efendimiz bu savasi Medine'de, oldugu gibi görmüs ve her safhasini minberden müslümanlara anlatmisti. Sira ile kumandanlarin sehadetini anlattiktan sonra sira Hâlid'e gelince 'En sonunda sancagi Allah'in kiliçlarindan bir kiliç aldi ' buyurmus ve bundan sonra Halid b. Velid'e 'Seyfullah' lakabi verilmisti. Hâlid b. Velid diyor ki: 'Mûte Savasinda elimde dokuz kiliç parçalandi.' Bu ifadeden Mûte Savasinin ne kadar siddetli geçtigini anliyoruz.
57
/
128
Bu savasa katilmis bulunan Abdullah b. Ömer diyor ki: 'Mute günü ben Ca'fer'i sehid edilmis olarak gördüm. Onun vücudunda süngü ve kiliç darbesiyle elli yara saydim. Bu elli yaradan hiç biri arkasinda degildi. 'Bundan Ca'fer b. Ebu Talib'in ne kadar korkusuzca ve sanki arkasina hiç dönmeden düsmanla savasmis oldugu anlasilmaktadir. Ca'fer sehit olduktan sonra 'Ca'fer-i Tayyar: Uçan Ca'fer' diye anilmistir. Allah yolunda kesilen iki koluna karsilik Cenab-i hak ona iki kanat ihsan etmistir ki, bu; onun mânen yüce mertebelere eristirildigine isarettir denilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s), bütün ashabini ayirdetmeksizin çok severdi.
58
/
128
Bu üç sehid kumandani ve Habesistan muhacirlerinden amcasinin oglu Ca'fer'i de çok severdi. Bir süre, sehitlerin ardindan agladi. Bu; sevgi, sefkat, merhametin eseri olan aglamakti, yoksa feryat degildi. Nitekim feryat tarzindaki aglama haberleri kendisine ulasinca böyle aglamaktan müslümanlari yasakladi. Peygamber Efendimiz sehitlerin ve bu arada amcasinin oglu Ca'fer'in ailesini de teselli etmisti.
59
/
128
Mekke'nin Fethi (630) Bir süre önce Müslümanlarla Mekkeli Kureyşliler arasında Hudeybiye Antlaşması yapılmıştı. Mekkeli Kureyşlilerin müttefiki olan Beni Bekir kabilesi bu antlaşmaya aykırı biçimde, Müslümanlar'ın himayesindeki Huzaa kabilesine saldırdı.
60
/
128
Peygamber efendimiz Mekke'ye haber göndererek, öldürülenlerin kan bedellerinin ödenmesini veya Beni Bekir kabilesiyle olan ittifakın sonlandırılmasını, aksi halde Hudeybiye Antlaşması'nın bozulmuş sayılacağını ve savaşa mecbur kalacaklarını bildirdi.
61
/
128
Mekkeliler, teklifleri reddettiler ve harbe hazırlanacaklarını bildirdiler. Mekkeliler daha sonra fikir değiştirip Ebu Süfyan'ı Müslümanları bir barışa ikna etmesi için Medine'ye gönderdiler. Ancak görüşmelerden hiçbir netice alınamadı.
62
/
128
31 Aralık 630 sabahı İslam Ordusu savaş pozisyonu aldı ve Peygamber efendimiz ordusunu 4 kola ayırdı.
63
/
128
Ardından peygamber efendimiz ordusuna şu emri verdi: 'Size karşı konulmadıkça, size saldırılmadıkça, hiç kimseyle çarpışmaya girmeyeceksiniz, hiç kimseyi öldürmeyeceksiniz.'
64
/
128
Peygamber efendimiz hareket emri verdi ve Fetih Suresi'ni okuyarak Mekke'ye girdi.
65
/
128
3 kol herhangi bir direnişle karşılaşmazken Halid bin Velid'in komutasındaki 4. kol, İkrime bin Ebu Cehil önderliğinindeki küçük bir saldırıyı geri püskürttü.
66
/
128
Peygamber efendimiz Mekke'ye girer girmez genel af ilan edildiğini bildirdi ve Ebu Süfyan'a bildirdiği şekilde, kimseye dokunulmayacağını ilan etti.
67
/
128
Ardından içerisinde 360 put bulunan Kabe'ye yöneldi. İsra Suresi'nin 81. ayetini okuyarak putları birer birer devirdi. Daha sonra da beraberindeki Müslümanlarla Kabe'yi tavaf etti.
68
/
128
Fetih sonrasında Peygamber Efendimiz Kabe'de ilk hutbesini verdi.
69
/
128
Mekkelilerin şüphelerini de gidermek adına hutbesinde şu sözlere de yer verdi: Benim halimle sizin haliniz, [Yusuf]'un kardeşlerine dediğinin tıpkısı olacaktır. Yusuf'un kardeşlerine dediği gibi ben de diyorum: 'Size bugün hiçbir başa kakma ve ayıplama yok. Allah, sizi bağışlasın. O, merhamet edenlerin en merhametlisidir. [Yusuf Suresi] 92).' Gidiniz; sizler serbestsiniz.
70
/
128
Huneyn Savaşı (631) Mekke’nin fethiyle Kureyş’in hemen hemen tamamı İslamiyetle şereflenmişti. Fetih, aynı zamanda civar kabileler, bilhassa Kureyşlilere taraftar bulunan kabileler üzerinde müspet tesirler bırakmış ve onların İslam ve Müslümanlara karşı gönüllerinde sevgi dolu sıcak bir alâka duymasına sebep olmuştu.Bu ciddi alâka, onların bundan böyle Resûl-i Ekrem safında yer alacaklarının bir işareti sayılıyordu.
71
/
128
Bununla birlikte gönülleri hâlâ bu sıcak ilgiden mahrum bulunan ve mahrumiyetten sıyrılmak arzusu taşımayanlar da vardı: Sakif ve Havazin kabileleri, bunların başında yer alıyordu. Bunlar, eskiden beri Peygamberimiz ve Müslümanlara karşı şiddetli düşmanlıklarıyla biliniyorlardı.
72
/
128
Birçok Arap kabilesi gelip Resûl-i Ekrem’e sadâkat elini uzattığı halde, bunlar düşmanlıklarını bir türlü yenemiyorlardı. O civarın en güçlü kabileleri oluşu kendilerini aldatıyor ve yersiz bir gurura sevkediyordu.
73
/
128
Resûl-i Ekrem, Mekke’yi fethedip Kureyşlilerle birlikte birçok kabilenin de gönlünü kazanınca, bunların endişeleri daha da kabardı. Büyüyen endişeleri, onları, hazırlanıp Mekke üzerine yürüme kararını almaya kadar götürdü. Gayeleri, Peygamberimizin üzerlerine gelmesine fırsat tanımadan Mekke’ye ansızın baskında bulunmaktı.
74
/
128
Bu maksatlarını, her iki kabilenin ileri gelenleri, kendi aralarında yaptıkları konuşmalarla izhar ediyorlardı: “Muhammed’in bizimle savaşmaya gelmesine herhangi bir engel kalmamıştır. En uygun olan, o üzerimize yürümeden, bizim onun üzerine yürümemizdir!”
75
/
128
Nitekim kısa zamanda etraftaki bazı kabilelerin de katılmasıyla Havazinlilerin lideri Mâlik b. Avf’ın kumandasında yirmi bin kişilik bir ordu teşkil ettiler. Kumandan Mâlik b. Avf, askerlerin cesaretle çarpışmaları, dönüp geri kaçmamaları için bütün kadın, çocuk ve davarların da orduya katılmasını temin etmişti. Yirmi bin kişilik düşman ordusu, kadınları, çocukları ve hayvanlarıyla, gelip Evtâs mevkiinde karargâhını kurdu.
76
/
128
Peygamberimizin Durumu Haber Alması Resûl-i Kibriya Efendimiz, Havazin ve Sakiflilerin İslam topraklarına saldırmak için bir araya geldiklerini haber alınca, derhal Abdullah b. Ebî Hadred’i bilgi almak üzere düşman topluluğun arasına gönderdi.
77
/
128
Tebdil-i kıyafetle düşman ordusu arasında birkaç gün dolaşan bu sahabe, gereken bilgileri topladı. Ordu kumandanı Mâlik b. Avf’ın diğer kumandanlara söylediği şu sözleri bizzat kulağıyla duydu: “Bu, Muhammed’in son çarpışması olacaktır. Onun şimdiye kadar karşılaştığı kimseler, harp bilgisinden mahrum bulunan kimselerdi. Onun için onlara galebe çalıyordu. “Seher vakti olunca, hayvanlarınızı, kadınlarınızı ve çocuklarınızı arkanızda sıralayacaksınız! Sonra askerleri sıralayacaksınız! “Müslümanlarla karşılaşınca hücuma kalkacaksınız! “Kılıçlarınızın kınlarını kırınız ve tek bir adam gibi hep birden saldırınız! Biliniz ki zafer ilk saldırıya geçenindir!” Bu bilgileri topladıktan sonra, görevli sahabe, Mekke’ye döndü ve Peygamberimize duyduklarını olduğu gibi haber verdi.
78
/
128
Peygamberimizin, Ordusunu Hazırlaması Resûl-i Ekrem Efendimiz, kendi aleyhinde böyle büyük bir ordunun toplandığını haber alınca, onları yerinde bastırmak için süratle hazırlığa geçti. Bu arada, yanında zırhlar ve silahlar bulunan, henüz Müslüman olmamış Safvan b. Ümeyye’ye, “Ey Ebû Ümeyye! Yarın gidip düşmanla karşılaşacağız! Şu silahlarını bize emanet olarak ver!” dedi. Safvan, “Yâ Muhammed! Zorla almak, geri vermemek üzere mi istiyorsun?” diye sordu. Peygamber Efendimiz, “Hayır... Emanet olarak, kırılan ve yitirilenleri tazmin etmek üzere istiyorum!” buyurdu.
79
/
128
Bunun üzerine Safvan, yüz tane zırh ile onlara yetecek silah verdi; hatta bunları harp yerine kadar taşımayı da Efendimizin teklifiyle üzerine aldı. Peygamber Efendimiz, Mekke’nin fethi günü Müslüman olan ve henüz yirmi yaşında bir genç olan Attâb b. Esîd’i Mekke’ye vâli tayin etti. İslam ve Kur’an’ı öğretmek üzere de Muaz b. Cebel Hazretlerini şehirde vazifelendirdi.
80
/
128
İslam Ordusunun Mekke’den Ayrılışı Tarih, Hicret’in 8. senesi Şevval ayının beşinci günü idi. On iki bin kişilik İslam ordusu, Hz. Resûlullah’ın kumandasında Mekke’den, düşmanın toplandığı mevkiye doğru hareket etti. Ordunun iki binini Mekkeliler teşkil ediyordu. Ayrıca orduda seksen kadar da müşrik vardı. Kureyş’in birçok ileri geleni bu seksen kişinin arasında bulunuyordu. Maksatları, hangi tarafın galip geleceğini bizzat görmek ve elde edilen ganimetten istifade etmekti.
81
/
128
Peygamber Efendimiz, o âna kadar böylesine kalabalık bir ordunun başında yola çıkmış değildi. Fakat o, sadece kalabalığın zafer getirmeyeceğini biliyordu. Zaferi ihsan edenin de, hezimete uğratanın da Cenab-ı Hak olduğunun, insanın sadece zaferi netice verecek sebepleri mükemmel bir şekilde hazırlamakla vazifeli bulunduğunun derin idraki içindeydi. Bu sebepledir ki bu kadar kalabalık, azametli ve ihtişamlı bir ordunun başında bulunmasına rağmen, tavrında en küçük bir büyüklenme sezilmiyordu.
82
/
128
Ancak bu muhteşem kalabalığa güvenen bazı mücahitler şöyle dediler: “Artık bugün azlık yüzünden mağlup olmayız!” Hâlbuki onlar, Allah’ın yardımıyla, birçok kere az bir kuvvetle kendilerinden hem sayıca hem silahça kat kat üstün bulunan birçok kalabalığı mağlup etmişlerdi. Bedir Zaferi, bunun apaçık bir misâliydi; Hendek ve Mu’te, bunun gözle görünür örnekleriydi. Buna rağmen, sanki zaferleri getiren tek unsurun kalabalık insan yığınları olduğu havasında konuşmuşlardı! Haliyle, Resûl-i Ekrem Efendimiz, bu sözden hoşlanmadı ve bunu tavrıyla ihsas etti.
83
/
128
Huneyn’e Varış Şevval ayının 11’i Salı günü idi. Resûl-i Ekrem, ordusuyla inişli çıkışlı, birçok dar geçidi ve gizli yolu bulunan Huneyn vadisine vardı. Seher vakti, ordusunu saf düzenine koydu. Bayraktar ve sancaktarlara bayrak ve sancaklarını teslim etti. Muhacir Müslümanların sancağı Hz. Ali’nin, bayrakları ise Sa’d b. Ebî Vakkas ile Hz. Ömer’in elinde bulunuyordu. Ensar Müslümanların iki sancağından birini Hübab b. Münzir, diğerini ise Üseyd b. Hudayr taşıyordu. Hâlid b. Velid’in (r.a.) kumandasındaki Süleymoğulları, İslam ordusunun öncü kuvvetlerini teşkil ediyorlardı. Resûl-i Ekrem, tedbirde asla kusur etmiyordu. Düldül’ün üzerinde bulunuyordu. Sırtına iki zırh gömlek, başına takye giymiş ve takyenin üzerine ise miğfer geçirmişti.
84
/
128
Herkesten ziyade yüce yaratıcısından korkan, herkesten fazla ibadet ve taate düşkün bulunan Fahr-i Âlem Efendimiz, Cenab-ı Hakk’ın “Adetullah” tâbir edilen hayattaki maddî kanunlarına da herkesten ziyade riayet ediyor, onlara uymada gayet titiz davranıyordu. Düşman karşısındaki bu vaziyetiyle de bu durumunu açıkça ortaya koyuyordu. Allah’ın hıfz ve inayeti altında bulunmasına rağmen, herkes bir zırh giymişken o iki zırh giyiyor ve başındaki takyesinin üzerine de miğfer geçiriyordu.
85
/
128
İlk Çarpışma Sabahın alacakaranlığı henüz çevreye hâkimdi. Peygamberimiz, düşmanı gafil avlamak maksadıyla, ordusuna Huneyn vadisine inme emrini verdi. Vadiye, önce düşmanın tertibat ve harekâtından habersiz olan Hz. Hâlid, emrindeki öncü kuvvetlerle daldı. Bu dalışla birlikte, vadinin iki hâkim yerinde pusu kurmuş düşmanın oklarına hedef oldular. Askerî manevraya elverişli olmayan dar vadide, ok yağmuru mücahitleri şaşkına çevirdi. Etrafın henüz karanlık olması ise işi bütün bütün güçleştiriyordu. Neye uğradıklarını anlamayan mücahitler, geri çekilmek zorunda kaldılar. Öncü kuvvetlerin geri çekilişini, orduya gönüllü olarak katılan Mekkeli yeni Müslümanların geri çekilişi takip etti. Geri çekilme, artık bir nevi bozguna dönme istidadı gösterir gibi oldu. Durum oldukça nâzik, manzara oldukça acıklı ve ibretli idi. Hz. Resûlullah’ın etrafında sadece yüz kadar mücahidin bulunduğu görülüyordu. Düşman ise yirmi bin kişilik kuvvetiyle o tarafa doğru ilerliyordu. Efendimiz, iki tarafından kaçışan mücahitlere, “Ey insanlar! Nereye gidiyorsunuz? Bana doğru geliniz! Ben, Allah’ın Resûlüyüm! Ben, Muhammed b. Abdullah’ım!” diye sesleniyordu.
86
/
128
Harp meydanı bir ana baba gününe dönmüştü. Develer birbirine giriyor, at kişnemeleri toza dumana karışarak etrafa korku saçıyordu. Resûl-i Ekrem Efendimiz, herkesin kendisini bırakıp gerisingeri kaçtığı, düşman kuvvetlerin ise sel gibi üzerine akıp geldiği bu sırada Düldül’ün üzerinde bir cesaret âbidesi gibi duruyordu. Tek adım geri çekilmediği gibi, zerre kadar korku eseri de göstermiyor, cesaretini, ümit ve metanetini kaybetmiyordu. Bu kan ve ateş deryasında böylesine sebat ederek durmak, düşmanın yirmi bin kişilik kuvvetine karşı mukavemet göstermek, ancak o kahramanlar kahramanının şânı idi.
87
/
128
Kalplerdeki Kin ve Düşmanlığın Açığa Vurulması İslam ordusunun böylesine beklenmedik bir bozgunla karşı karşıya kalması ânında Kureyşlilerden bazı kimseler ileri geri konuşmaya başladılar. Ebû Süfyan b. Harb, “Bu bozgunun, denize kadar arkası alınmaz!” dedi. Safvan b. Ümeyye, o sırada henüz Müslüman olmamıştı. Buna rağmen Ebû Süfyan’ın bu sözlerinden hoşlanmadı. “Ağzına taş toprak dolsun senin!” diye karşılık verdi. Yine o sırada Safvan b. Ümeyye’nin kardeşi gelip ona, “Müjdeler olsun! Bugün sihir bozuldu, tesirini kaybetti!” deyince, Safvan b. Ümeyye’den şu cevabı aldı: “Sus! Allah senin ağzını yırtsın! Bana Havazinlilerden birinin hâkim olmasından, Kureyşli birinin hâkim olması daha hoş gelir.” Süheyl b. Amr ise, “Muhammed ve ashabı, bir daha toparlanamazlar, savaşamazlar” diye konuştu.
88
/
128
Henüz yeni Müslüman olmuş Ebû Cehil’in oğlu İkrime, “Böyle söylemen doğru değil!” dedikten sonra sözlerine şöyle devam etti: “İşler, ancak Allah’ın elindedir; Muhammed’in elinde bir şey yoktur. Bugün savaş onun aleyhinde ise, yarın muhakkak onun lehinde olacaktır!” Süheyl, İkrime’nin bu sözlerini hayretle karşıladı: “Sen, daha önce, bu sözlerin tersini söyler, dururdun!” İkrime şu cevabı verdi: “Vallahi, biz, uygun olmayan şeyler üzerinde ısrar ediyormuşuz. Aklımızı çalıştırmamış, ne zarar ve ne de fayda veren birtakım taşlara tapmış durmuşuz!”
89
/
128
Cenab-ı Hakk’ın, Peygamberimizi Bir Suikastten Koruması Bu bozgun sırasında Kureyşlilerin henüz Müslüman olmayanlarından, Peygamber Efendimizin hayatını ortadan kaldırmayı düşünenler bile oldu. Şeybe b. Osman, bunlardan biri idi. Uhud Harbi’nde babası öldürülmüş, içi intikam ve kinle doluydu. Kılıcını sıyırdı. Sağ tarafından Peygamber Efendimize doğru varmak istedi. Bu sırada sağında amcası Hz. Abbas’ın, elinde pırıl pırıl parlayan kılıcıyla durduğunu gördü. “Amcası oradayken ben yanına varamam” diyerek Peygamber Efendimizin sol tarafına geçti. Oradan hücum etmek istiyordu. Fakat o tarafında da amcasının oğlu Ebû Süfyan b. Haris’in durduğunu gördü. “Amcasının oğlu da onu yardımsız bırakmaz” diyerek bu sefer Efendimizin arkasından yanına varmak istedi. Efendimize oldukça yaklaşmıştı. Kılıcını kaldırmak istedi. Kılıcını kaldırıp vurması için de hiçbir engel kalmamıştı. Tam o esnada aralarında birdenbire bir ateş yalımı peydâ oldu. Şeybe birden ürperdi, korktu. Ateş yalımının kendisini yakıp kavuracağını sandı. Korkusundan gözlerini elleriyle kapayıp geri çekildi. Ancak o zaman, Peygamberimizin Allah tarafından korunduğunu anlamıştı!
90
/
128
Geri çekildiği sırada, Resûl-i Kibriya Efendimiz, ona doğru mübarek başını çevirip gülümsedi ve “Ey Şeybe! Yanıma gel!” buyurdu. Kâinatın Efendisinin hayatına kastetme cesaretini kendisinde az evvel bulan Şeybe, o anda tir tir titriyordu; kalbi korkuyla ürperiyordu. Efendimizin yanına geldi. Peygamberimiz, mübarek ellerini göğsüne koydu ve “Allahım, bundan şeytanın vesvese ve desiselerini gider!” diye dua etti. Bir anda Şeybe’nin kalbindeki intikam ve kin duygusu yok oluvermiş, yerini imana ve Peygamberimize karşı sevgiye terk etmişti. O ânı Şeybe, “Vallahi, elini göğsümden kaldırmamıştı ki Allah’ın yaratıklarından ondan daha sevgili olan bir kimse kalmamıştı” diyerek ifade eder. Daha sonra Peygamber Efendimiz, “Ey Şeybe! Haydi, artık kâfirlerle savaş!” diye buyurdu.
91
/
128
Şeybe der ki: “Resûlullah’ın önünde kılıç vurup savaştım. Vallahi, canımla ve her şeyimle onu korumak istiyordum. O anda sağ olsaydı da babamla karşılaşsaydım; hiç çekinmeden onu da kılıçla vurup öldürürdüm!” Böylece, “Gerek Arap gerekse Arap olmayanlardan Muhammed’e tâbi olmadık hiç kimse kalmasa bile, ben yine ona tâbi olmam!” diyen biri daha, Hz. Resûlullah’ın getirdiği nurun câzibesinden kendisini kurtaramayıp İslam’ın saadetli sînesine kavuşmuş oluyordu.
92
/
128
İslam Ordusu Toparlanıyor Etrafında bir avuç mücahitle kalan Resûl-i Ekrem, düşmanın bir sel gibi üzerine akıp gelmekte olduğunu görünce onlarla çarpışmak için boz Düldül’ü mahmuzlamak istiyor, ancak amcası Hz. Abbas, Düldül’ün dizginini, Ebû Süfyan b. Haris ise üzengisini tutup buna mani olmaya çalışıyordu. Bu dehşetli hengâmede, Resûl-i Kibriya, Düldül’ün dizginini tutan amcası Hz. Abbas’a, “‘Ey ensar cemaati! Ey Semûre Ağacı’nın altında bîat etmiş bulunan sahabeler topluluğu! Neredesiniz?’ diye seslen!” emrini verdi. Hz. Abbas, gür sesiyle nidâ etti. Gür sadâ, dalga dalga vadiyi çınlattı. Kaçan mücahitler, durdular. Etraf alacakaranlıktan sıyrılıp aydınlığa kavuştuğu gibi, mücahitler de yüreklerini kaplayan ürkeklikten sıyrılıp kendilerine geldiler. Zihinlerinde artık şimşekler çakıyordu: “Nereye gidiyoruz? Resûlullah’ı kime terk edip gidiyoruz?”
93
/
128
Sanki daldıkları derin bir uykudan uyanır gibi olmuşlardı. Resûl-i Ekrem’e verdikleri vaatleri bir anda hatırlıyorlar ve toparlanmaya başlıyorlardı. Kaçan ayaklar, şimdi kan ve ölüm deryasında cesaret âbidesini andıran Peygamberimizin etrafına koşuşuyordu! Uhud’da da aynı durum vuku bulmuştu. O zaman da Resûl-i Kibriya’nın cesareti, metaneti, düşman karşısındaki sebatı, İslam ordusunu çok daha feci bir duruma düşmekten kurtarmıştı! Bir anda Efendimizin etrafını saran mücahitler, kılıçlarını sıyırıp cesaret ve var güçleriyle düşmanın üzerine saldırdılar. Kılıç şakırtılarına, mücahitlerin tekbir sadâları karıştı. Düşman bir anda dehşet ve korku içinde kaldı.
94
/
128
Hz. Osman, Hz. Ali, Ebû Dücâne gibi kahraman sahabeler, o dehşetli hengâmede Resûl-i Kibriya’nın önünde düşmana göğüslerini siper ederek çarpışıyorlardı. Hz. Ali, çevikliği ve cesaretiyle düşman askerlerinin cesaretini kırıyordu. Harbin bu en şiddetli ânında Fahr-i Âlem, üzerinde bulunduğu Düldül’ün üzengisine basarak, dikildi ve “İşte, şimdi fırın tutuştu, harp kızıştı!”[10]diye buyurdu; sonra da dehşetli manzarayı seyrederek, “Ben, Allah’ın Resûlüyüm. Yalan yok!”[11]diye seslendi. Bu sözleriyle o, peygamberlikle yalanın bir araya gelemeyeceğini ifade ediyordu ve bütün kalbiyle Allah’ın vadettiği yardımına inandığını haykırıyordu. Bu sesleniş, sabrın ve sebatın mükâfatı olan zaferin müjdesiydi! Bu arada, Hz. Ali ile Ebû Dücâne (r.a.), düşman bayraktarlarından birini yere serdiler. Bayraktarlarının yere serildiğini gören Havazinliler, korkmaya başladılar.
95
/
128
Peygamberimizin Duası Mücahitleri çarpışma şevkinin sardığı, düşmanın da ürkmeye başladığı bir anda, Resûl-i Ekrem Düldül’ünden indi ve Yüce Rabbine şöyle yalvardı: “Allahım, bize, yardımını indir! Muhakkak sen, onların bize galip gelmesini istemezsin!” Cenab-ı Hakk’a böylesine gönülden yalvarıp zafer niyaz eden Efendimiz, sonra da eline bir avuç kum aldı, “Yüzleri kara olsun!” diyerek düşman askerlerine doğru attı.O anda, Resûl-i Zîşan Efendimizin bir mucizesi olarak, düşman askerlerinden gözlerine bu bir avuç kumdan dolmadık hiç kimse kalmadı! Artık düşman ordusunda bozgun başlamıştı! Meleklerin mücahitlerin imdadına gelmesi ise, düşman askerin geri kalan çarpışma güçlerini de alıp götürdü ve gerisingeri kaçmalarını sağladı.
96
/
128
Hz. Abbas, o ânı sonradan şöyle tasvir edecektir: “Vallahi, Resûlullah’ın, çakıl taşlarını (kumu) onlara doğru savurmasından sonradır ki güçlerini yitirdiklerini, işlerinin tersine döndüğünü gördüm! Sonunda Allah, onları bozguna uğrattı. Allah Resûlünün, Düldül’ü tepip onları takibe koyulduğunu, hâlâ gözlerimle görür gibiyim!”[14] Cenab-ı Hak, mücahitlerin gönlünde meydana gelen bir anlık bozgun burukluğundan sonra ihsan ettiği parlak zaferi, Kur’an-ı Kerim’inde şöyle beyan buyurur: “Şüphe yok ki Allah, size birçok savaş yerinde zafer verdi ve Huneyn gününde size yardım etti. O vakit, Huneyn’de çokluğunuz size güven vermişti de, bir fayda olmamıştı. Yeryüzü o genişliğiyle başınıza dar gelmişti. Sonra da bozularak arkanıza dönmüştünüz. “Sonra Allah, Resûlünün ve mü’minlerin üzerine rahmetini indirdi, görmediğiniz (meleklerden) ordular indirdi de, küfredenleri azaplandırdı. İşte bu da, kâfirlerin cezasıdır.” Bozguna uğrayan düşman ordusu, birkaç kısma ayrılarak savaş meydanını üzgün üzgün terk etti. Bir kısmı Taif’e gitti, bir kısmı Evtâs’ta toplandı; diğer bir kısmı ise, Nahle taraflarına doğru yol aldı.
97
/
128
Şehit ve Ölü Sayısı Çarpışma sonunda, Müslümanların dört şehit, düşmanın ise yetmiş ölü verdiği görüldü. Düşman, harp meydanına çoluk çocuğuyla geldiği için, geride esir olarak birçok kadın ve çocuk da bıraktı. Bu savaşta, mücahitlere, o âna kadar elde edemedikleri bol miktarda ganimet kalmıştı.
98
/
128
Bir Kadirşinaslık Örneği Alınan esirler arasında, Resûl-i Ekrem Efendimizin süt kardeşi, Sa’doğullarından Şeyma da vardı. Kendisine karşı yapılan bazı sert hareketler üzerine, “Bilin ki ben Efendinizin süt kardeşiyim!” diyerek bu sert davranışlarından vazgeçmelerini söyledi. Ancak mücahitler, sözünde doğru olup olmadığını öğrenmek için onu alıp huzur-u Risâlete getirdiler. Şeyma, “Yâ Muhammed! Ben, senin süt kardeşinim!” deyince, Efendimiz, “Bunu neyle ispatlarsın?” diye sordu. Şeyma, “Omuzumda bulunan diş iziyle; ki onu sen ısırmıştın!” dedi.[16] İzi gören Kâinatın Efendisi, süt kardeşi Şeyma’yı tanıdı. Kendisiyle Sa’doğulları yurdunda koşuştukları, oynadıkları, gezdikleri Şeyma idi bu! İnsan kadrini çok iyi bilen, kendisine yapılan en ufak bir yardım ve iyiliği seneler sonra da olsa unutmayan Kâinatın Serveri, süt kardeşi olan bu çocukluk arkadaşına ridâsını serip üzerinde oturttu. Bir anda, o çocukluk günleri hafızasında canlandı. Gözleri dolu dolu oldu. Sonra da süt anne ve babasını sordu. Şeyma, onların ikisinin de çoktan ölüp gittiklerini söyledi.
99
/
128
Daha sonra Şeyma’ya, “İstersen, sevgi ve saygı görerek yanımda otur; istersen, faydalanacağın bazı mallar verip, seni kavmin ve kabilenin yanına döndüreyim.” Şeyma’nın cevabı şu oldu: “Sen bana mal verip, beni kavmimin yanına döndür!” O sırada Müslüman olan[18]Şeyma’ya, Peygamberimiz, bir erkek, bir de kadın köle verdi; sonra da Ci’râne mevkiine gidip beklemesini söyledi. Taif dönüşünde ise, ona ve aile halkından hayatta bulunanlara deve ve davarlar verdi.
100
/
128
Düşmanın Takip Edilmesi Resûl-i Kibriya Efendimiz, bozguna uğrayan Havazinlilerin takip edilmesini mücahitlere emretti. Ordunun öncü kuvvetlerini yine Süleymoğulları teşkil ediyordu ve Hâlid b. Velid’in kumandası altında bulunuyorlardı. Takip esnasında Resûl-i Ekrem Efendimiz bir kadın cesedine rastladı. Kadının Hâlid b. Velid tarafından öldürüldüğü söylenince, bir mücahitle derhal ona haber gönderdi: “Hâlid’e yetiş ve ona, ‘Allah Resûlü, seni çocuk, kadın ve hizmetçi öldürmekten menediyor’ de.” Bu arada, çocukların da öldürüldüğü haberi üzerine Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Dikkat ediniz! Çocuk öldürülmeyecektir!”
101
/
128
Sahabenin biri, “Yâ Resûlallah! Onlar müşriklerin çocukları değiller mi?” diye sorunca, Fahr-i Kâinat’tan şu cevabı aldı: “Sizler de müşriklerin çocukları değiller miydiniz? Her çocuk, İslam yaratılışı üzere doğar; dili dönünceye kadar öyle devam eder. Sonra anne babaları, onu ya Yahudileştirir ya da Hıristiyanlaştırır.”
102
/
128
Huneyn vadisinde mücahitler tarafından bozguna uğratılan Havazinlilerden bir kısmının Evtâs vadisinde toplandıkları görülüyordu. Resûl-i Ekrem, Ebû Âmir el-Eş’arî Hazretlerine bir sancak vererek, bazı mücahitlerle toplanan düşman üzerine yolladı. Evtâs’ta mevzilenen düşman, kendisini savunmaya geçti. Teke tek yapılan dövüş ve vuruşmada, kumandan Ebû Âmir (r.a.), Havazinlilerden birçoğunu yere serdi. Sonra da mızraklarla vuruşma başladı. Bu sırada, kumandan Ebû Âmir (r.a.), atılan bir okla ağır yara aldı ve sancağı yeğeni Ebû Musa el-Eş’arî’ye vererek onu kumandan tayin etti. Bir müddet sonra da aldığı ağır yaranın tesiriyle şehit olarak hayata gözlerini yumdu.
103
/
128
Kumandanlığa geçen Ebû Musa, savaşa girişti ve düşman kuvvetlerini dağıtmaya muvaffak oldu. Düşman, oradan doğruca Taif’e gidip sığındı. Daha önce de kumandanları Mâlik b. Avf gidip oraya sığınmıştı.
104
/
128
Esir ve Ganimetlerin Ci’râne’ye Gönderilişi Peygamber Efendimiz, çarpışmadan kesin netice almak istiyordu. Huneyn’deki çarpışmayla bu kat’î netice henüz elde edilmiş değildi. Düşman, Taif’e sığınmıştı. Bu sebeple Taif üzerine yürümek gerekiyordu. Buna binaen, Huneyn Savaşı’nda elde edilen ganimetler ve alınan esirleri Ci’râne mevkiine gönderdi ve orada muhafaza edilmesini, vazifelendirdiği sahabelere emretti.
105
/
128
Bir Kan Davasının Hükme Bağlanışı Resûl-i Ekrem, henüz Huneyn mevkiinden ayrılmış değildi.Öğle namazını kılmış ve istirahat etmek üzere bir ağacın gölgesinde oturuyordu.Bu sırada iki kişinin huzuruna gittiği fark edildi. Bunlar, Gatafanların Reisi Uyeyne b. Hısn ile Akra b. Hâbis idi. Uyeyne, Peygamberimizden, haksız yere öldürülen Âmir b. Azbat’ın kanını dava ediyor ve katil Muhallim b. Cessame’nin kendilerine teslimini istiyordu.Uzun uzun konuşulduktan sonra, Uyeyne b. Hısn, teklif edildiği şekilde diyet almayı kabul etti. Uyeyne b. Hısn, “Vallahi, yâ Resûlallah! O benim kabilemin kadınlarına ölüm acısını tattırıp canlarını yaktığı gibi, ben de onun kadınlarına ölüm acısını tattırıp canlarını yakmadıkça yakasını bırakmam!” diyerek Muhallim b. Cessame’nin kısas için kendisine teslimini isterken, Aka b. Habis ise Muhallim’i müdafaa ediyordu.Resûl-i Ekrem’in “Onun diyetini [kan bedelini] alsan olmaz mı?” diye yaptığı teklife, Uyeyne b. Hısn yanaşmadı. Bu sırada sesler yükseldi, gürültüler çoğaldı.Bunun üzerine Resûl-i Ekrem, “Hayır, bu seferimiz sırasında elli deve, dönüşümüzde de elli deve diyet alacaksın” diye teklifte bulundu. Ancak Uyeyne aynı şekilde bu teklifi de kabule yanaşmadı.
106
/
128
Böylece, Resûl-i Ekrem, halk arasında az da olsa gerginliğe sebep olan bir kan davasını halletti. Fakat işin, ibret alınması gereken tarafı bundan sonra cereyan etti: Müslümanlar, Muhallim b. Cessame’ye, “Resûlullah’ın huzuruna çık, yaptığın bu hareketinden dolayı senin için Allah’tan mağrifet dilesin!” deyince, uzun boylu, üzerine yeni bir elbise giymiş ve kısasa kendisini hazırlamış bulunan Muhallim, huzur-u Risâlete vardı. Efendimizin önüne diz çöktü.
107
/
128
Mahzundu, üzgündü, gözlerinden yaşlar akıyordu. Yaptığı şeyden pişmanlık duyduğunu ve Allah’a tevbe ettiğini söyleyerek, Resûlullah’tan, Allah’tan mağrifet dilemesini istiyordu: “Yâ Resûlallah! Pişmanım, Allah’a tevbe ediyorum! Benim için Allah’tan mağrifet dile!”
108
/
128
Resûl-i Ekrem, “Kimsin sen?” diye sordu. “Muhallim b. Cessame!” diye cevap verdi.
109
/
128
Resûl-i Ekrem, “Demek sen, ona (Âmir’e) Allah’ın emanıyla eman verdin (selamına karşılık selam verdin), sonra da onu vurup öldürdün, öyle mi?” diye buyurunca, Muhallim b. Cessame başını önüne eğdi ve sustu.
110
/
128
Efendimiz, sonra ellerini kaldırarak, yüksek sesle, “Allahım, Muhallim b. Cessame’yi affetme!” diye beddua etti.
111
/
128
Bedduayı duyan Muhallim’in tüyleri diken diken oldu; uğrayacağı âkıbetin dehşetini düşünerek tir tir titremeye başladı. Tekrar yalvardı: “Yâ Resûlallah! Pişmanım! Allah’a tevbe ediyorum! Ne olur, benim için Allah’tan af dile!”
112
/
128
Ne var ki Muhallim’in bu yakarışı da pek fayda etmiyor ve aynı şekilde Hz. Resûlullah’ın bedduasına uğruyordu. Sonra da huzurdan kovuluyordu.
113
/
128
Yapılan bedduanın üzüntüsü ve uğrayacağı âkıbetin dehşeti Muallim’i ancak bir hafta kadar ayakta tutabildi. Ölünce, onu gömdüler.
114
/
128
Ne var ki yer, ölüsünü kabul etmiyordu; defalarca gömdükleri halde, yer, yine cesedini dışarı attı.
115
/
128
Sonunda kavmi, üzerine taş yığarak onu iki dağ arasında bıraktı.
116
/
128
Durumu Efendimize ilettiklerinde, şöyle buyurdular: “Vallahi, yer, ondan çok daha kötülerin üzerini örtmüştür. Fakat Allah, aranızdaki (haksız yere adam öldürme) yasağı hakkında, size, gösterdiği bu hadiseyle öğüt ve ibret vermek istemiştir.”
117
/
128
Tebük Seferi (631) Tebük Medine ve Şam arasında bir yerdir. Bizans imparatorluğu, İslam'ın yayılmasına engel olmak için savaş hazırlığına başlamıştı.
118
/
128
Hıristiyan olan Araplar da onlarla birlik oldu. Düşman kuvvetlerini dağıtmak üzere peygamber Efendimiz 30.000 kişilik bir ordu ile Medine'den yola çıktı.
119
/
128
Düşman savaşmaktan kaçındı ve kalelerine kapandılar. Bu sayede düşman sindirilmiş ve savaştan beklenen netice alınmıştır.