Akademisyen‑Yazar İdris Kardaş, 24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'nün sorularını yanıtladı.
Avrupa seçimlerine müdahalesi, Amerika seçimlerine müdahalesi konuşuldu. Bu hep sosyal medya üzerinden, bu manipülasyon üzerinden yapıldı. İspanya Başbakanı da diyor ki, 'Siz bütün bu hikayeyide bizi kıskaç altına aldınız. Toplumları, insanları bir şekilde manipüle ediyorsunuz. Ama bizim oy verme hakkını elinden alamayacağınız için bir şekilde biz size karşı direneceğiz. Ve bizim dediğimiz yasalar çerçevesinde hareket etmek zorundasınız. İşte 16 yaş altı ya da 18 yaş altı kullanımları sınırlandırma, oradaki nefret söylemlerine ilgili şirketin sahibinin sorumlu tutulması gibi bazı şeyler var İspanya'da. Fransa bunun adımlarını atıyor. Türkiye bu konuyla ilgileniyor. Sosyal medya şirketlerinin devletlerle olan büyük bir kavgası, yeni bir süreç var. Aslında bir savaştan bahsediyoruz. Ama sosyal medya şirketleri, teknoloji şirketleri bu anlamda baktığınızda ellerinde çok güçlü olduğunu düşünüyorlar. Haksız da sayılmazlar.
Seçim dönemlerinde manipülasyon ve dezenformasyon faaliyetleri o kadar çok artıyor ki. Bunu sadeve Türkiye için söylemiyorum. Bu dünyanın her yerinde bu böyle. Mesela yapay zeka uygulamalarıyla birlikte bu daha da katlanarak artıyor. İnsanlar yapay zekaya kime oy vermeliyim diye sizden daha fazla soracaklar. Hangi aday daha iyi diyecekler? Ya da gençler şunu soracak. Hangi aday gençlere daha fazla şey vaat ediyor? Gençler için hangi aday daha iyi diye soracaklar? Peki onun vereceği cevap nereden gelecek? Bunu manipüle etmeye başlıyorlar yavaş yavaş. İsrail bunu kullanıyor. Gazze'de soykırım sürecinde işte ateşkes vesaire konuları konuşulmaya başladığında şunu gördük; İsrail hemen atak yaptı ve özellikle yapay zekayı manipüle etmeye yönelik yüz milyonlarca dolar para harcamaya başladı. Siz Gazze'de soykırım var mı? Ya da orada Hamas haksız mı ya da haklı mı diye bir şey sorun. Bunların hepsini manipüle edecek şekilde tasarlanan bir süreç var. İsrail buna çok büyük para harcıyor. Çünkü yapay zeka dijitalizmi dijitalden, dijital internet ortamından bilgi alacak. Aldığı bu bilgileri de siz manipüle ettiğiniz ölçüde cevapları da manipüle etmiş olacaksınız. Seçim dönemlerinde daha fazla kullanılan yapay zeka hadisesi söz konusu olduğunda da onları da oy verme davranışlarını da etkilemeye başlayacaksınız. Peki bu önlenebilir mi? Devletler buna karşı önlem almak zorunda. Bir yazılımla, yapay zekanın kodlarıyla oynayıp bunu engelleme şansınız yok. Onu bastırmanız gerekiyor. Neye oy vereceğini yapay zekadan öğrenmeye çalışan biriniz oyu da kazanmak ama şöyle kar mıdır? Aramalar var. Avrupa'da seçim öncesi yapay zekayı kullanma oranları yavaş yavaş artıyor. İnsanlar işte yemek, nasıl yemek pişireceklerini, ne yiyeceklerini, hangi şehire gittikleri zaman ne yiyeceklerini ya da işlerine yazacakları mesajlara kadar artık insanlar yapay zekaya sormuş. Kime oy vereceklerini de çok rahat soracaklar ilerde. Bugün sormuyorlarsa bile Türkiye için baktığınızda bence sorabilirler. Gündelik hayatın her alanında artık kullanılıyor. Mesela siz artık kuru fasulyeyi nasıl pişiririm diye Google'a sormuyorsunuz. İnsanlar yapay zekaya soruyorlar. Çünkü Google'a sorduğunuz anda birçok internet sitesi geliyor önünüze. Bunlardan herhangi birini tıklıyorsunuz, reklamlar çıkıyor. Ama yapay zekaya sorduğunuzda çok net bir şekilde sade bir şekilde bir tarif çıkıyor önünüze. Siz ona bakarak o yemeği pişiriyorsunuz.
"Yavaş yavaş yapay zekânın ürettiği, gerçek olmayan görüntüler hakikatin yerine geçmeye de başlıyor. Mutluluk duygusunu uyandırabiliyor ya da nefret duygusunu...'
Bir kediyle küçük bir çocuğun oynadığı bir video görüyoruz. Çok güzel bir görüntü. İnsanı mutlu eden bir video. Ne olduğu çok da önemli değil aslında; bir çocuk bir kediyle oynuyor ve bu görüntü insanda doğal olarak bir mutluluk duygusu uyandırıyor. Ben de bunu görüp mutlu oldum. Bir iki arkadaşıma da gönderdim. Bak ne güzel, çocuk kediyle oynuyor dedim. Kedileri seven arkadaşlarıma özellikle yolladım. Sonra bana dediler ki, 'Hocam sen biliyorsun değil mi, bu görüntü yapay zekâ ürünü. Gerçek değil.' O anda bir duraksadım. Bir kere şaşırdım ve üzüldüm. Tamam, yapay zekâ olduğunu öğrendim. Ama şunu fark ettim, bunun yapay zekâ ürünü olduğunu bilmeme rağmen o görüntü beni yine mutlu etti. Bildikten sonra da izledim ve duygum değişmedi. İşte korkunç olan tam olarak bu. Yapay zekânın ürettiği, gerçek olmayan görüntüler yavaş yavaş hakikatin yerine geçmeye başlıyor. Ve bunu bilsek bile, bu görüntüler bizde mutluluk duygusu uyandırabiliyor. Ya da tam tersi, nefret duygusu uyandırabiliyor. Burada mesele artık gerçek mi, değil mi meselesi olmaktan çıkıyor. Mesela herhangi bir siyasi meseleyle ilgili, bir siyasetçinin yapay zekâ ile üretilmiş bir konuşmasını düşünün. Bu konuşma sizi inanılmaz derecede öfkelendirebilir. Sonradan bunun yapay zekâ ürünü olduğunu öğrenseniz bile, o konuşma bilinçaltınıza yerleşmiş oluyor. O siyasetçiyi her gördüğünüzde, o öfke ya da nefret duygusu tekrar ortaya çıkıyor. Yani duygu orada kalıyor. Dolayısıyla mesele bilgi meselesi değil, duygu meselesi. Yapay zekâ artık hakikatin yerine geçen bir duygu üretim alanına dönüşüyor. Mutluluk, korku, nefret gibi duyguları gerçek olmayan şeyler üzerinden üretebiliyor. Ve biz bunun yapay zekâ ürünü olduğunu bilsek bile, bu duygulardan kaçamıyoruz. Asıl tehlike de burada başlıyor.