Özgür Özel'e 6 Şubat tepkisi! AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik: Yapılanları lekelemeye çalıştı
ABONE OL

Çelik, parti genel merkezinde, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısına ilişkin açıklamada bulundu.

Hem iç hem dış politikada yoğun bir gündem olduğunu belirten Çelik, 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybedenleri rahmetle andı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin de Osmaniye'de anma töreni gerçekleştirdiklerini hatırlatan Çelik, "Bütün bu süre boyunca, 3 yıl boyunca devlet millet dayanışmasının dünyada eşi benzeri görülmemiş bir örneği gösterildi. Avrupa'daki, dünyadaki pek çok ülkenin yüz ölçümünden daha büyük bir alan, bu kadar kısa bir süre içerisinde toparlandı. Milletimizin bir kere daha çeşitli felaketlerle karşı karşıya kalsa da asla tökezlemeyeceği, devletimizin asla yenilmeyeceği bir kere daha gösterilmiş oldu." diye konuştu.

Yaşananları unutmadıklarını dile getiren Çelik, şunları kaydetti:

"O büyük acıdan sonra tek tek vatandaşlarımızın deprem bölgesine ulaşmaya çalışması, devlet kurumlarının ilk andan itibaren yoğun bir faaliyetle aynı şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin ilk andan itibaren yoğun bir gayretle oradaki canlarımıza ulaşmaya çalışması herkesin hafızalarında. Havaalanlarının hasar gördüğü, köy yollarının kapandığı bir ortamda son derece zorlu bir mücadele verildi ve günlerce büyük mahrumiyetler içerisinde bu çaba ortaya koyuldu. Aynı şekilde sivil toplum örgütleri oraya gitti. Bir kere daha görüldü ki bir zorluk, bir sıkıntı olduğunda hiçbir zaman hiçbirimiz bir diğerimizi terk etmeyiz. Her türlü ayrılığı, gayrılığı bir kenara bırakırız ve bu bütünleşmeyi sağlarız. O günden bugüne de bu zorlu mücadele en güçlü şekilde verildi ve bugün büyük oranda bu sonuca ulaşılmış oldu. Vatandaşlarımızın evlerine kavuşması, normal bir hayatta kavuşmaya adım atmaları tabii en büyük sevincimiz oluyor. Cumhurbaşkanı'mız ilk andan itibaren, o günün arkasından her toplantımızda bu konuyu gündemimizde tuttu ve en yakın şekilde takip etti."

Çelik, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum'un mesaisinin büyük çoğunluğunu bölgede geçirdiğini, ekiplerin, işçilerin gayretle çalışmasıyla bu sonuca ulaşıldığını ve daha da ileri safhalara gelineceğini vurguladı.

Deprem döneminde bir yandan felaketle bir yandan da dezenformasyonla, yalanlarla uğraştıklarını anımsatan Çelik, hırsızlık, yağma gibi olaylarla hep birlikte mücadele edildiğini ve tüm dünyanın gözü önünde bu mücadelenin başarıyla verildiğini dile getirdi.

"CHP YÖNETİMİNİN SÖYLEMİ BİR KERE DAHA ENKAZ ALTINDA KALDI"

Depremlerin bu yıl dönümündeki en üzücü olaylardan birinin de CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kullandığı üslup ve söylediği sözler olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

"Burada bütün bu yapılanları gölgelemeye, lekelemeye çalışan bir üslup içerisinde, kendilerine ait belediyelerin birtakım oraya dönük katkılarını anlatmaya çalışırken, aslında bunların birçoğunun katkı olmadığını itiraf eden sözler ortaya koydu. Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti merkezi yönetimiyle, belediyeleriyle hepsi bir bütündür. Bununla ilgili bir ayrım söz konusu değildir. Hangi sivil toplum örgütü, hangi partiden belediye, hangi kurum, hangi vatandaşımız olursa olsun bu koşturması içtenlikli bir takdiri, saygıyı teşekkürü her zaman hak eder.

Ama gerçekten Sayın Özgür Özel'in üslubuna, burada yaptığı konuşmalara, hakikatleri görmezden gelme gayretine hepimiz çok şaşırdık. Büyük felaketler karşısında, millet ve devlet enkaz altında kalmıyor ama bazı siyasi partilerin zihniyeti ve söylemi enkaz altında kalabiliyor. CHP yönetiminin söylemi ve zihniyeti bu yıl dönümünde bir kere daha enkaz altında kaldı. Bu üzücüydü. Ama bunların bir önemi yok. Çalışmaya devam edeceğiz, gayret etmeye, yaraları sarmaya devam edeceğiz. Dezenformasyonla da diğer konularla da mücadele edeceğiz."

Ramazan ayının geldiğini belirterek, tüm vatandaşların ramazan ayını tebrik eden Çelik, vatandaşlarla bir araya gelecekleri, sahada olacakları yoğun bir ramazan faaliyeti planladıklarını bildirdi.

Çelik, ramazan ayı boyunca Suriye'deki kardeşlerini de yalnız bırakmayacaklarını, buna yönelik hazırlıkları sürdürdüklerini kaydetti.

"SOYKIRIM FAALİYETİNİN BİRÇOK UZANTISI DEVAM ETMEKTEDİR"

Dünyanın parçalandığı, kurumların yıprandığı ve dağıldığı, temel ilkelerin aşıldığı bir dönem içerisinde olunduğuna dikkati çeken Çelik, şu değerlendirmede bulundu:

"Bunun en büyük örneklerinden bir tanesi, dünya düzeninin temel ideolojisinin, dünyadaki neoliberal hakimiyetin temel ideolojisinin pekiştirilmesine dönük kullanılan zeminlerden birisi olarak Davos'ta ortaya çıkan tablonun büyük eleştirilerin odağı, platformu olmasıydı. Genelde Davos'ta yeni dünya düzeninin önümüzdeki dönem nasıl olacağı, neoliberal düzenin kendi hayatiyetini nasıl sürdüreceğine dair argümanlar, söylevler, oturumlar, konferanslar gündeme gelir. Küresel Güney denen bunun dışındaki ülkelerde ise eleştiriler gündeme gelir. İlk defa bu sene Davos'ta neoliberal düzenin elitleri bu düzenin artık işlemediğini itiraf eden, bu düzenin yanlış gittiğini itiraf eden söylemlerde, açıklamalarda ve analizlerde bulundular. Bunların bazıları örtülü ya da açık birtakım kavgaların sebebi oldu. Hatta bazı diplomatik krizlerin sebebi oldu. Dolayısıyla belirsizlik çağı herkes tarafından tescil edilmiş oldu. Düzenin bilinen ikiyüzlülüklerinin bir şekilde yönetildiği ya da tolere edildiği ifade edilirken, artık tolere edilemez hale geldiği görülmüş oldu."

Bu düzenin ilkesizliğinin en büyük berraklaştırıcısının Gazze'de ortaya konan çifte standart olduğuna işaret eden Çelik, şunları kaydetti:

"Rusya-Ukrayna Savaşı'nda Batı'nın hatırlattığı ilkelerin hiçbirini Gazze'deki soykırım karşısında hatırlatmaması bu belirsizlik çağı dediğimiz şeyin en büyük dönüm noktalarından bir tanesi oldu. Halen de Gazze'de insani yardımlar gelmesi istenilen düzeye gelmemiş durumdadır. Halen soykırım faaliyetinin birçok uzantısı devam etmektedir. Ateşkes halen kırılgandır. Kalıcı bir şekilde barışı sağlayacak iki devletli bir Filistin devletinin kurulmasına dair yolun yürünmesinde soykırım şebekesinin büyük engelleri vardır. Dolayısıyla uluslararası toplumun, uluslararası hukukun, ilkelerin ve kurumların Gazze karşısındaki teslimiyeti, Gazze karşısındaki çifte standardı esasında bu belirsizlik çağı dediğimiz çağın tamamen berraklaşmasını ortaya çıkarmıştır. Tabii ki Gazze ile ilgili mücadelemize hiç kesintisiz, hiç ara vermeden güçlü bir şekilde devam edeceğiz."

Bütün bu dağılmalar söz konusu olurken, bizzat Batı İttifakı'nın içerisinde gerginlikler ve çatışmalar ortaya çıktığına dikkati çeken Çelik, bu çerçevede şu anda uluslararası diyalog ve entegrasyon açısından güçlü faaliyet gösteren, uluslararası alanda ses getiren tek yaklaşımın Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaklaşımı olduğunu vurguladı.

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın diplomasi trafiğine, uluslararası ziyaretlerine bakıldığında, pek çok kriz alanının çözülmesiyle ilgili diyalogların artırılması, daha büyük yakınlaşmaların ortaya çıkmasıyla ilgili güçlü bir irade koyduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın en son Suudi Arabistan ve Mısır ziyaretinde bulunduğunu anımsatan Çelik, "Daha sonrasında Birleşik Arap Emirlikleri, Etiyopya ziyareti olacak, Ürdün Kralı'nın ziyareti, bu hafta Yunanistan Başbakanı'nın ziyareti olacak. Sudan'dan Somali'ye, Afrika Boynuzu'na, Rusya-Ukrayna Savaşı'ndan Gazze'deki soykırıma karşı yürütülen faaliyetlere kadar, şu anda dünyanın dikişlerinin söküldüğü ortamda belli bir çerçeve koyabilen ve bu doğrultuda faaliyet gösterebilen yegane ülke Türkiye, yegane lider Sayın Cumhurbaşkanı'mızdır." ifadelerini kullandı.

İsrail'in istikrarsızlaştırıcı ve daha çok kaos çıkarmaya dönük politikalarının hız kesmediğini belirten Çelik, bu çerçevede büyük sıkıntıların devam ettiğini, buna karşı mücadeleyi sürdürdüklerini vurguladı.

"GEREKEN CEVAPLAR, GEREKTİĞİ YERDE VERİLİR"

Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge konusundaki çalışmaların da kesintisiz şekilde devam ettiğinin altını çizen Çelik, şöyle konuştu:

"Bu konuyu yine gündeme aldık. Tabii bir yandan terörsüz Türkiye'nin ve terörsüz bölgenin ortaya koyduğumuz ilkeler etrafında şekillenmesi, ilerlemesi söz konusu. Buna dönük olarak dezenformasyonlar, maksimalist yaklaşımlar, çerçevenin dışına taşmaya çalışan aşırı söylemler, odağımızı kaybettirmeye, yani terör örgütünün feshi ve silah bırakması odağını sulandırmaya dönük birtakım yanlış yaklaşımlar ya da birtakım ırkçı söylemler söz konusu olabiliyor. Ama bunlara gereken cevaplar, gerektiği yerde verilir. Fakat odağımızı kaybetmeyeceğiz. Manipülasyon ve provokasyonun bizi yolumuzdan geri çevirmesine müsaade etmeyeceğiz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Suriye konusunu ele alırken, Suriye'deki istikrara verdiği önemi, tek millet, tek ordu ilkesinin kıymetini bir kere daha değerlendirdiğini aktaran Çelik, "Suriye'nin kuzeydoğusunda yerleşik terör örgütünün faaliyetlerinin bertaraf edilmesiyle birlikte terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge sürecinin bir engelden kurtulduğunu, önümüzdeki dönemde Suriye'nin birlik bütünlük içinde, Arapların, Kürtlerin, Türkmenlerin ortak kazanımları çerçevesinde yoluna devam edeceğini ifade ettiler." diye konuştu.

"ÇOCUKLARIMIZI KORUMAK İÇİN HASSAS OLMAMIZ GEREKİYOR"

Dünyada tartışılan bir diğer konunun da sosyal medya olduğunu anımsatan Çelik, buna yönelik bir çalışma yürüttüklerini, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da hem nesilleri korumak ve buradaki dezenformasyonlara karşı direnmek için hem de artık milli egemenliğin bir parçası olan siber egemenliği korumak için pek çok konuşmasında bu konuya dikkati çektiğini hatırlattı.

Çelik, Batı'dan çok yüksek sesli şekilde bu konuya dönük dikkati çekici açıklamalar geldiğini belirterek, İspanya Başbakanı Pedro Sanchez'in "Nasıl Filistin konusunda tarihin doğru tarafında durmuşsak, teknoloji oligarklarının çocuklarımızın cep telefonlarından ellerini çekmeleri için akılla ve demokrasiyle mücadele ederek yine tarihin doğru tarafında duracağız" sözlerini anımsattı.

Teknoloji oligarklarının, çocukların cinsiyet algılarını bozmaktan, çeşitli ülkelerdeki seçimlere müdahale etmeye kadar bu algoritmalar yoluyla yaptıkları pek çok faaliyet olduğuna dikkati çeken Çelik, şunları kaydetti:

"Sayın Cumhurbaşkanı'mız buna uzun zamandır dikkati çekiyor. Bu manipülasyonların arkasından başka bir şey oluşmaya başladı. O da şu, esasında birçok datayı, birçok bilgiyi ülkelerin milli egemenliğini manipüle etmek için, milli egemenliğine sızmak için, seçimlerini yönlendirmek için kullanmaya başladıkları görülüyor. Bir yandan hem çocuklara musallat oluyorlar hem de o ülkelerin egemenlik alanlarına musallat oluyorlar. Buna karşı hep beraber güçlü bir direniş sergilemeliyiz. Bunlar özgürlüğü kısıtlamak değil, özgürlüğümüzü korumak için yapmamız gerekenler. Fransa'dan diğer ülkelere kadar 16 yaşından küçük çocukların korunmasıyla ilgili güçlü yasal tedbirlerin gündeme alınması gerektiği ifade ediliyor. Dolayısıyla özgürlüğümüzü, egemenliğimizi korumak için, çocuklarımızı korumak için bu konuda daha hassas olmamız gerektiği açıktır. Türkiye, siber alandaki egemenliğini korumak için de tavizsiz bir mücadele sürdürecektir. Sosyal Medya Yasası'nı da özgürlüğümüzü koruma çerçevesinde ve bu teknoloji oligarklarının her şeyi yönetme saldırganlığına karşı bir set oluşturma çerçevesinde ele almış olacağız."

ABD ile İran arasında müzakerelerin başladığını anımsatan Çelik, sorunların müzakere yoluyla çözülmesinin önemli olduğunu dile getirdi.

İran'a dışarıdan yapılacak bir müdahalenin yanlış analizlere dayanacağını belirten Çelik, şunları kaydetti:

"İran'da siyasal, sosyal alanda sorunlar var ama bunu İran toplumu kendi dinamikleriyle çözmelidir. Dışarıdan yapılacak müdahalenin çok büyük istikrarsızlıklara yol açacağını, Orta Doğu'dan Akdeniz'e, Asya'nın belli bölgelerine kadar, Kafkaslar'da çok büyük sıkıntılar yaratacağını tahmin etmiyoruz, biliyoruz. Yani bunu net bir şekilde görüyoruz. O sebeple dış müdahale, askeri müdahale seçeneğinin hiçbir şekilde gündeme alınmaması gerekir. Burada, İran'ın nükleer dosyası, balistik füze meselesi, bölgesel politikaları gündemde ama bunların tek bir torba şeklinde ele alınması sonuca götürmez. Yani burada müzakerenin imkanlarını ve kabiliyetlerini doğru kullanmak gerekir. Bu dosyaları tek tek ele alarak, tek tek çözerek ilerlenmesinde fayda vardır. Her türlü dış müdahale seçeneğinden uzak durulması son derece önemlidir."

"ÖZ GÜVEN DEVRİMİNİN NASIL BAŞLADIĞININ HİKAYESİDİR"

AK Parti'nin iktidara geldiği ilk günden itibaren birçok vesayet alanıyla mücadele ettiğini anımsatan Çelik, iç vesayetle olduğu gibi teknoloji oligarklarının temsil ettiği küresel vesayetle de mücadele edildiğini söyledi.

Milli Teknoloji Hamlesi'nin öncülerinden merhum Özdemir Bayraktar'ın hayatını konu alan "Özdemir Bayraktar-Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeselinin gençler başta olmak üzere herkes tarafından izlenmesi gerektiğini belirten Çelik, şöyle devam etti:

"Bütün bu süreci anlatan arkadaşlarımızın verdiği bazı örneklerin Türkiye'nin vesayetle mücadelesinin aslında özellikle savunma sanayi alanında da verilen mücadelenin, milli egemenliği korumak, yani bir bakıma da tırnak içinde Türkiye'nin siyasal namusunu korumak mücadelesi olduğunu net bir şekilde görüyorsunuz. Özellikle TEKNOFEST kuşağı açısından bir akıncı olan Özdemir Bayraktar'ın belgeseli bir bakıma kendi hikayelerinin anlatımıdır. Anlatılan senin hikayendir. Bu öz güven devriminin nasıl başladığının hikayesidir. Orada, sıradan görev yapanların, bir kişiyi bir kuruma yerleştirdiği zaman askerimizin hayatına mal olacak şekilde nasıl engellemeler yaptığı görüldü. Dolayısıyla Türkiye'nin ne kadar büyük badireler içerisinden buralara gelmiş olduğu görüldü. Dolayısıyla bu belgeselin, bir akıncının, Milli Teknoloji Hamlesi'nin öncülerinden birinin belgeselinin herkes tarafından izlenmesi gerekiyor."

"MHP MENSUPLARINA EN İÇTEN TEBRİKLERİMİZİ İLETİYORUZ"

Çelik, Mihalgazi Belediye Başkanı Zeynep Güneş'e kıyafeti nedeniyle hakaret eden İYİ Parti üyesinin kesin ihraç talebiyle disiplin kuruluna sevk edilmesine de değinerek, "Sayın Genel Başkan Müsavat Dervişoğlu çok net bir açıklama yaptı. Bu nefret söylemini aşağılık bulduğunu ve reddettiklerini kurumsal olarak söyledi. Bütün bu açıklamalar son derece kıymetlidir. Bu nefret söylemi karşısında bu duruşu sergileyen her partiden, her görüşten vatandaşlarımıza, siyasi parti genel başkanlarına ve temsilcilerine buradan bir kere daha teşekkürlerimizi sunuyoruz. Ama en büyük teşekkür tabii ki ortak duyarlılığı sergileyen farklı görüşlerden kadın vatandaşlarımızın hassasiyetidir." diye konuştu.

Gençlerin eğitimleri devam ederken iş hayatına girişlerinin ve uyumunun önemine dikkati çeken Çelik, bu konuda Yükseköğretim Kurulunun (YÖK) aldığı kararları çok önemli bulduklarını söyledi.

MHP'nin kuruluşunun 57. yıl dönümünü kutladığını anımsatan Çelik, şunları ifade etti:

"Milliyetçi Hareket Partisi 57 yıl önce Adana'da kurulmuştu. Burada merhum Türkeş'e bir kere daha rahmet diliyoruz. Sayın Bahçeli'ye ve Milliyetçi Hareket Partisi yöneticilerine ve mensuplarına en içten tebriklerimizi iletiyoruz. Cumhur İttifakı olarak biz çok zorlu yolları aştık. Büyük bir mücadele verdik ve bundan sonrasında da Allah'ın izniyle hem bölgesel politikalar açısından hem iç siyaset açısından daha uzun yollar aşacağız ve bu yolu beraber yürüyeceğiz."

"TÜRKİYE'DE İKİNCİ SINIF VATANDAŞ YOKTUR"

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bugünkü konuşmasının Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreciyle ilgili önemli mesajlar içerdiğini hatırlatan Çelik, "Konuşma bütünüyle incelendiğinde, bunu yolundan saptırmak, odağından uzaklaştırmak isteyenlere karşı da ciddi bir uyarı ortaya koyuyordu. Özellikle Türkiye'deki gelişmeleri etnik ya da başka temellerde bir ayrışmanın parçası haline getirmeye çalışanlara karşı çok büyük uyarılar işaret ediyordu. Önemli bir konuşma her zamanki gibi." dedi.

Çelik, Cumhur İttifakı'nın Türkiye'nin birliği ve dirliği söz konusu olduğunda, Terörsüz Türkiye ve bölge süreci ile ilgili özel birtakım ilkeleri ve prensiplerinin olduğunu belirterek, şunları kaydetti:

"Devletin nitelikleri ve milletin değerleri konusunda herhangi bir taviz ya da pazarlık söz konusu değil. Türkiye, bir etnik gruplar koalisyonu ya da bir mezhep grupları koalisyonu da değil. Tabii ki etnik kimliklere, mezhep kimliklerine saygı duyuyoruz ama kimlikçilik temelinde bir koalisyon mantığıyla milletin tanımlanmasına karşı çıkıyoruz. Çünkü burada tek bir millet var. Dolayısıyla bunun da karşılığını bulacağı yer her zaman için anayasal vatandaşlık kavramıdır. Türkiye'de ikinci sınıf vatandaş yoktur. Birinci sınıf vatandaş vardır. Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge süreci çerçevesinde etnik ya da mezhebi provokatif açıklamaların, manipülatif açıklamaların çok zararlı sonuçlar doğuracağını, bunun bizim tarafımızdan, Cumhur İttifakı tarafından çok köklü bir biçimde reddedildiğini bir kere daha ifade etmek isterim."

CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan için kullandığı ifadelere ilişkin değerlendirmeleri sorulan Çelik, "CHP Genel Başkanının kullandığı ifadeler Türk siyasi hayatında pek eşi benzeri olmayan bir skandal. Yani bir Genel Başkanın bu derece küfürlü bir şekilde kendi partisindeki bir belediye başkanına dönük ifade kullanması ya da herhangi birine bile kullanılması gerçekten hem üzücü hem de gerçekten utanç verici bir durum yapan için. Tabii Cumhuriyet Halk Partisi bu hale nasıl geliyor? Bu şekilde bir savrulmanın, bir seviye yoksunluğunun içine nasıl düşüyor? Bunu Cumhuriyet Halk Partisi'ne gönül vermiş vatandaşlarımızın değerlendirmesi gerektiği gibi bütün milletimiz de değerlendirecektir." yanıtını verdi.

CHP'nin kürsüye çıktığında "demokrasi, hukuk, siyasi diyalog" ifadelerini kullandığını, siyasetin seviyesinin yükseltilmesinden bahsettiğini dile getiren Çelik, "Fakat burada, yani seviye düşüklüğüyle bile tanımlanamaz, seviye yok. Yani onun için konuşmak bile utanç verici. Şimdi mesela bu şekilde bir gündem çerçevesinde yapılan savunmalar, o mesajlardan daha kötü. Yani çıkıp özür dilenmesi gereken bir konu bu nasıl olmuş, böyle bir duruma nasıl gelinmiş." diye konuştu.

"CHP'den istifa eden Keçiören Belediye Başkanı Özarslan'ın AK Parti'ye geçeceği" iddialarına ilişkin bir soru üzerine Çelik, "Keçiören Belediye Başkanı'nın partimize geçmesiyle ilgili Genel Başkanımız ve yetkili kurullarımız böyle bir konuyu değerlendirmedi. Tabii pek çok belediye başkanının partimize dönük talebi var. O talepler yetkili kurullarda, Genel Başkanımızın başkanlığında değerlendiriliyor. Ama bugün itibarıyla Keçiören Belediye Başkanı ile ilgili bir gündem yok, verilmiş bir karar yok. Herhangi bir karara şu ya da bu şekilde varırsak ben onu size açıklarım." cevabını verdi.

"HUKUKEN MUHAKKAK GEREĞİ YAPILACAKTIR"

"TÜVTÜRK'te araç muayene istasyonundaki kavga sonrası polis memuru Melih Okan Keskin'in hayatını kaybettiği olayla ilgili" bir soru üzerine Çelik, "O cinayet, polis kardeşimizin hayatını kaybetmesi çok üzücü. Hukuken muhakkak gereği yapılacaktır. Biz de takip edeceğiz. Tabii bütün bunlarla ilgili tedbirlerin artırılması gerekir. Bu nerede gerçekleşiyorsa, herkesin de bunu ciddi bir şekilde değerlendirmesi gerekir." dedi.

Bazı kurumlarda, restoranlarda şiddet görüntüleriyle karşı karşıya kalındığını ifade eden Çelik, bunun sadece güvenlik güçlerinin inisiyatifiyle halledilecek bir durum olmadığını söyledi.

Her yerde anında hazır güvenlik gücünün bulunmadığını belirten Çelik, "En hızlı şekilde müdahale ediyorlar bir olay olduğunda. En güçlü şekilde hem güvenlik güçlerimiz, emniyetimiz, jandarmamız, adliyemiz elinden gelen gayreti insanüstü bir çabayla ortaya koyuyor. Bununla ilgili bir toplumsal duyarlılık da oluşturmak gerekiyor. Trafikteki şiddet aynı şekilde. Yani bu topyekun bir mücadeleyi gerektiriyor. Siyasetin üzerine düşen taraf, cezaların ağırlaştırılması. Tabii ki siyaset bunu yerine getiriyor ama medyada kullanılan dilden çeşitli toplum kesimlerinin yaklaşımlarına kadar bunun üzerine gidilmesi gerekiyor." diye konuştu.

"KIŞKIRTICI BİR YAKLAŞIM İÇERİSİNDE BULUNMAK DOĞRU DEĞİL"

"DEM Partili Tülay Hatimoğulları deprem bölgesinde 'Yardımlar mezheplere göre yapılıyor.' dedi. Neler söylersiniz?" sorusuna Çelik, "Deprem bölgesinde yardımların belli mezhep gruplarına göre yapıldığı ve burada Alevi kardeşlerimizin dışlandığı şeklindeki bir ifade çok büyük bir iftiradır. Yani bu, o sahada hiç bulunmamış kişilerin o zaman dezenformasyon olarak Türkiye'de provokatif amaçlı öne sürdüğü bir şeydi. Bugün bunun hala bu şekilde zikrediliyor olması son derece üzüntü vericidir." yanıtını verdi.

Herkesin çok dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Çelik, bazı cümlelerin ezbere kurulduğunu, bunların nereye gittiğinin iyi görülmesi gerektiğini kaydetti.

Çelik, "O gün sahada olan herkes biliyor ki herkes elinden gelen yardımı ilk mağdura, ilk ihtiyaç duyana ulaştırmak için insanüstü bir gayretle çalıştı. Bu provokatif açıklamalar, bu iftiralar ve yalanlar depremlerin olduğu zamanlardan itibaren gündeme geldiğinde bütün bunlara da dikkatle bakıldı. Hani bir yerde acaba bir hata, bir eksiklik, bir ihmal söz konusu mudur diye. Hepsinin yalan olduğu çıktı." ifadelerini kullandı.

Mezhepçiliği "kötü bir hastalık" olarak niteleyen, bütün mezhep aidiyetlerinin çok saygıdeğer olduğunu belirten Çelik, "Bir mezhebi, bir yolu, bir ekolü, bir üslubu savunacağım diye bu şekilde kışkırtıcı bir yaklaşım içerisinde bulunmak doğru bir yaklaşım değildir. Bu bir iftiradır ve gerçekle hiç ilgisi yoktur." dedi.

"ÇOK BÜYÜK BİR TANSİYON VAR DOĞU AKDENİZ'DE"

"Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin daha görünür olacağına şahit olabilir miyiz Mısır'la yapılan son anlaşmaların ardından? İlerleyen dönemde Türkiye, Suriye, Mısır, Libya'nın Akdeniz'de ortak tatbikatlarını görebilir miyiz?" sorusuna Çelik, "Libya'nın istikrarına büyük önem veriyoruz. Libya'nın doğusuyla batısı arasındaki ayrımın ortadan kalkması, Libya'nın bir bütün olarak bundan sonraki yılları, bundan sonraki dönemi kucaklaması konusunda elimizden gelen pozitif katkıyı Türkiye olarak vermeye çalışıyoruz." cevabını verdi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın orada güçlü bir şekilde bu iradeyi koyduğunu dile getiren Çelik, kurumların bu istişareleri yürüttüğünü söyledi.

Çelik, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Mısır ziyaretinin tarihi bir ziyaret olduğunu, pek çok anlaşma imzalandığını hatırlatarak, şunları kaydetti:

"Kuşkusuz Doğu Akdeniz'de şöyle bir durum var. O kadar çok savaş gemisi var ki Doğu Akdeniz'de, neredeyse balıkçı gemisinin gideceği yer kalmadı. Çok büyük bir tansiyon var Doğu Akdeniz'de. Bunun tabii bir yandan düşürülmesi gerekiyor.

Birçok alanda olduğu gibi şu gün, bugün açısından söylemiyorum ama Mısır'la, Libya'yla tabii ki birçok alanda olduğu gibi savunma alanında da işbirliğimizi artırmaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de bu çalışmalar Milli Savunma Bakanlığımızın yakın takibiyle daha da güçlendirilecek. Yine Dışişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız, ekonomiyle ilgili bakanlıklarımız yani her alanda güçlü bir şekilde bu yakınlaşmanın sağlanması için çalışılıyor hem Mısır'la hem Libya'yla söz konusu olarak."

"SİLAHLANMA YARIŞI İLE ALINACAK BİR SONUÇ YOKTUR"

"Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis'in ziyareti Türkiye'nin Doğu Akdeniz'de varlığının arttığı dönemde gerçekleşiyor ve bu ziyaretlerde Kıbrıs konusu ne kadar yer alacak?" sorusu üzerine Çelik, şu yanıtı verdi:

"Yunanistan Başbakanı'nın ziyareti gerçekleşecek. Tabii biz her zaman şunu söyledik. Biz bütün sorunlarımızı masada çözebiliriz. Burada çeşitli zamanlarda işte silahsız olması gereken adaların silahlanmasıyla ilgili haberler ya da Dendias örneğinde olduğu gibi Yunanistan kabinesi üyesi bir kişinin Türkiye'yi hedef alan aşırı söylemleri gibi şeyler... Bütün bunlar olumsuz sonuçlar doğuruyor. İkincisi şunun unutulmaması gerekir. Çok uzun zamandır Yunanistan kendi sorunlarını Avrupa Birliği'nin sorunu haline getirmeye çalışıyor. Maalesef Avrupa Birliği de burada bu meselenin peşinden sürüklenmiştir. Ama gelinen noktaya bakın şu anda, özellikle Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında bunların Avrupa'nın güvenliğine de Avrupa'nın geleceğine de hiçbir katkı sağlamadığı görüldü."

Bu sorunların çözümünün Rum tarafını başka ülkelerin karargahı haline getirmekle olmayacağına işaret eden Çelik, "Türkiye'nin en ufak bir sorun yaşadığı bir ülkeyi davet etmeyi birinci önceliği haline getirmiş durumda Rum tarafı ve aşırı bir silahlanma yarışı içerisine giriyor. Bunların hiçbir faydası olmaz, hiçbir manası da olmaz. Doğru konu sorunları masada çözmektir. Silahlanma yarışı ile alınacak bir sonuç yoktur. Türkiye'yi tehdit etmek herhangi bir karşılığı olan bir şey değil, yani komik bile denilmeyecek bir şeydir. Dolayısıyla Rum tarafının bundan kaçınması gerekir." değerlendirmesini yaptı.

"Yunanistan Başbakanı'nın ziyareti diplomatik kapasitenin geliştirilmesi ve sorunların masada çözülmesi açısından iyi bir fırsat oluşturacaktır, bir vesile olacaktır, iyi bir platform olacaktır." diyen Çelik, dolayısıyla Türkiye ve Yunanistan arasındaki diplomasinin ölçeğinin büyütülmesinin herkesin faydasına olduğunu, birtakım çalışmayan mekanizmaların daha iyi çalıştırılması, çalışan mekanizmaların performansının yükseltilmesinin doğru yol olduğunu belirtti.

"EGE BİR ÇATIŞMA ALANI DEĞİL BİR BARIŞ GÖLÜ OLSUN"

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Yunanistan Başbakanı'nı çok uzun zamandır tanıdığını anımsatan Çelik, bunun da pozitif katkı sağlayacak bir durum olduğunu ifade etti.

Türkiye ve Yunanistan arasında bütün sorunların çözümü için Türk diplomasisinin yeteneklerinin bu sorunları çözecek kapasiteyi üretmeye hazır olduğuna işaret eden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Bizim her zaman söylediğimiz bir, gerginlikten kaçınılsın. İki, Ege bir çatışma alanı değil, bir barış gölü olsun. Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin çıkarlarına halel getirecek girişimlerden uzak durulsun. Bütün bunlar masada konuşulur. Bir diplomasi çerçevesinde sonuca ulaştırılır. Kıbrıs meselesi zaten ana meselelerden bir tanesi. Bizim her zaman söylediğimiz odur. Biz, Kıbrıs Türk davasına her zeminde sahip çıkmaya devam edeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin haklarının ve egemenliğinin korunması bizim milli davamızdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yönetimi de sorunların diplomasiden, diplomasi yoluyla çözülmesinden yanadır. Bu konuda doğru mesajlar vermektedir."

AK Parti Sözcüsü Çelik, Balkanların büyük gerginlikler yaşadığı bir dönemde olduğunu, bazı ülkeler tarafından İran'la ilgili bir gerginlik stratejisi izlendiğini, güneyde Gazze'deki insanlık dışı soykırımın, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın devam ettiğini hatırlatarak, sağduyuyla hareket etmenin, diplomasiyi hayata geçirmenin, silahlanma gibi ilkel araçların içerisinde olmamanın son derece önemli olacağını kaydetti.