Bir asır sonra roller değişti! Kurtulmuş: Bize ''hasta adam'' diyenler Türkiye'den medet umar hale geldiler
ABONE OL

Gelibolu ilçesinde, Türklerin Anadolu'dan Rumeli'ye geçişi ve Gelibolu'nun fethinin 672'nci yıl dönümü törenlerinde konuşan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, "Bizim tarihten aldığımız ders ve ecdadımızın bize gösterdiği yol ise birleşmek, bütünleşmek, bir arada olmak, daha güçlü olmaktır.

Bu bilinçle, bu şuurla hareket edeceğiz ve inşallah nasıl bir asır evvel hasta adam diyerek boğazımıza çökmeye çalıştılarsa, nasıl bir asır evvel Çanakkale'nin koylarını işgal ederek İstanbul'a kadar gitmeyi hayal ettilerse, inanın ki tarih bize öyle büyük bir imkan vermiştir ki bir asır evvel bize hasta adam diyenler bugün kendileri hasta adam haline gelmişler ve Türkiye'den medet umar hale gelmişler.

Gücümüz arttıkça, birliğimiz kuvvetlendikçe içeride işlerimizi gayet güzel hallettikçe güçlü büyük Türkiye hedeflerine yürüdükçe Allah izniyle bu ülkenin bu milletin önünde duracak başka hiçbir güç yoktur. Dün bize hasta adam diyenler bugün Avrupa kıtasının güvenliği nasıl sağlayabileceklerini derin derin düşünmektedirler.

Dün bize hasta adam diyenler, kendilerine bugün dışarıdan gelmekte olan tehditleri nasıl savunacaklarını kara kara düşünmektedirler. Ve böylece Türkiye'nin önemi, Türkiye'nin batının en doğusunda, doğunun en batısında tarihin her döneminde bir doğulu devlet ama hiçbir zaman batıya kapısını ve gözünü kapatmamış olan bir millet olarak

Türkiye'ye her zaman daha çok ihtiyaçları var. Bu ihtiyacın farkındayız. Onlar da farkında. Biz bölgemizde dünyada sulh ve selamet istiyoruz. Barış istiyoruz. Bu bölgede coğrafyamızda dostluğun hakim olmasını istiyoruz. Ama Türkiye'ye karşı düşmanca tavırlar içerisinde olanlara da her şekilde hazırlıklı olduğumuzu ve asla Türkiye'nin düşmanlarına fırsat bırakmayacağımızı bir kere daha ifade etmek istiyoruz" dedi.

Konuşmasının sonunda TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Dünya Kupası'nda mücadele edecek olan milli takıma başarılar diledi.

Türklerin Anadolu'dan Rumeli'ye geçişi ve Gelibolu ilçesinin fethinin 672'nci yıl dönümü ve Gazi Süleyman Paşa'yı Anma törenleri kapsamında Lapseki'de programın ardından Nusret Mayın Gemisi ile boğaz geçişi yapan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Gelibolu'daki programa katıldı. Atatürk Kültür Merkezi önünde düzenlenen programa, Çanakkale Valisi Doç. Dr. Ömer Toraman, Çanakkale Boğaz ve Garnizon Komutanı Tuğamiral Mustafa Biçen, Gelibolu Kaymakamı Cihat Koç, Lapseki Kaymakamı Cafer Ekinci, AK Parti Çanakkale Milletvekili Ayhan Gider, AK Parti MKYK Üyesi Fatih Şahin, Gelibolu 2'nci Kolordu Komutanı Tümgeneral Ferat Vural, Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, AK Parti Çanakkale İl Başkanı Abdurrahman Kuzu, daire müdürleri ve çok sayıda davetli katıldı. Program, saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başladı.

"GAZİ SÜLEYMAN PAŞA, YAKUP BEY VE ARKASINDA İSİMLERİNİ BİLMEDİĞİMİZ NİCE AKINCILAR BURAYA ADIM ATTIKLARI ANDA İSTANBUL'UN FETHİNİN DE GERÇEKLEŞECEĞİNİ CÜMLE ALEME GÖSTERMİŞ OLDULAR"

Açılış konuşmalarının ardından kürsüye gelen TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Lapseki ilçesi Çardak beldesinde Gazi Yakup Bey türbesini ziyaret ettiklerini belirterek, "Arkasından gerçekleştirdiğimiz boğaz geçişi programıyla birlikte buraya ulaştık. Bugün gerçekten anlamlı bir gündeyiz. Bu programın her bir safhası fevkalade iyi düşünülmüş, anlamlı ziyaretlerle, tabiri caizse nokta vuruşuyla gerçekleştirilmiş, gerçekleştirilmekte olan bir programdır. 672 yıl önce Türklerin Anadolu'ya geçişinin ve Gelibolu'nun Rumeli'deki ilk yer olarak fethedilmesinin yıl dönümünü idrak ediyoruz. Boğaz geçişi de bizim için fevkalade önemliydi. 18 Mart Çanakkale Deniz Savaşları'nın seyrini belirleyen en önemli aksiyonları gerçekleştiren Nusret Mayın Gemisi ile gerçekleştirdiğimiz boğaz geçişi, aslında tarih ile bugünü birleştiren önemli bir geziydi. O geçişe bize eşlik eden Gelibolu, Çardaklı, Lapsekili, Çanakkaleli, kayıkçı tekneleri hemşehrilerimiz, boğazda bize eşlik eden savaş gemilerimiz yukarıdan aynı şekilde savaş uçaklarımız ve helikopterlerimiz tabiri caizse bize tarihi yaşadığımız bir geçişi gerçekleştirmiş oldular. Ümit ediyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin himayelerinde ilk kez bu yıl gerçekleştirdiğimiz bu etkinlik bundan sonraki yıllarda da devam eder ve artık gelenekselleşerek sadece Gelibolu'nun fethi anlamında değil, Türklerin Rumeli'ye geçişinin hatırlanması bakımından da önemli bir yıl dönümü olarak idrak edilir, kutlanır. Atalarımızın

Anadolu'dan Rumeli'ye geçişi tesadüf değildir. Alınacak çok derslerin olduğu fevkalade büyük bir fetihler silsilesinin başlangıcıdır. Bildiğiniz gibi Selçuklular dağıldıktan, Anadolu beyliklere bölündükten sonra o beylikler içerisinde asker bakımından maddi güç bakımından, hatta toprak bakımından en küçüklerinden en zayıflarından birisi Osmanlı beyliğiydi. Domaniç Yaylası arasında sıkışmış, 500 tane kıldan çadırı olan küçük bir Osmanlı beyliği olan bir boy olan Osmanlılar diğerlerinin aksine onların yapmadığı bir şeyi yaptı. Diğer beylikler birbirleriyle uğraşıp birbirinin ayağına çelme takmaya çalışıp karşısındaki onları bir şekilde yok etmeye gayret ederken, Osmanlı asla kardeş kavgalarıyla uğraşmadı. Osmanlı diğer beyliklerle uğraşmak yerine yüzünü Batı'ya dikti, yönünü Batı'ya çevirdi. Doğulu büyük bir imparatorluğun batıya dönük varisleri olarak ilk adımını buradan Rumeli topraklarına attı.

Esasında Gazi Süleyman Paşa, Yakup Bey ve arkasında isimlerini bilmediğimiz nice akıncılar buraya adım attıkları anda İstanbul'un fethinin de gerçekleşeceğini cümle aleme göstermiş oldular. Osmanlı Beyliği hemen kuruluşunun başında daha doğru dürüst bir devlet bile oluşmamışken Batı'ya yönelerek Rumeli'yi fethetmeye başlamış olması fevkalade önemli bir tarihi adımdır. Bugün de bize önemli bir ders, önemli bir ibrettir. Ve öyle olduğu için hep yönü daha ileriye olmuş hep daha ufku Batı'ya doğru olmuş, 3. Padişah Murat Hüdavendigar Kosova'ya kadar gelmiştir. Sonrasında Viyana'nın, arkasında daha Estergon'un diğer yerlerinde Osmanlılar tarafından sadece fethedilecek yerler değil, aynı zamanda millet varlığımızın ulaştırılacağı beldeler olarak görülmüş ve hep bu çizgide yürünmüştür. Şunu çok açık söylemek isterim. Bugün için de aynı şey geçerlidir. Osmanlı doğuda kökleri olan ama Batı'ya kapalı olmayan bir devletti.

Doğudan gelen ama yönü Batı'ya dönük olan bir devletti. Ama yönü batıya dönük olurken de kendi köklerinden asla uzaklaşmayan, medeniyet değerlerini asla inkar etmeyen, her ikisini birleştirebilen önemli bir cihan devletiydi. Eğer 500 obalık bir devletten, bir beylikten 3 kıtaya yayılan milyonlarca kilometre karelik bir cihan devleti çıktıysa, hiç şüphesiz bunun ardındaki en önemli varlık ne toptur, ne tüfektir, ne askeri güçtür, ne ekonomik güçtür. Bunun önündeki ve arkasındaki en önemli güç büyük bir vizyona sahip olmasıdır. İşte bu vizyon içerisinde hareket ettikleri için hep önlerinde yeni ufuklar açıldı. Hep yeni fetihler gerçekleşti. Hep daha ileri adımlar atıldı. Dünyanın başkenti olan İstanbul fethedildi. İstanbul'un fethedilmesi sadece Konstantinopolis'in ele geçirilmesi değil, İstanbul'un fethedilmesi milletler meydanında Osmanlı'nın başpehlivanlığa yükselmesidir. Aynı şekilde Viyana'ya kadar gidilmiş olması, daha ileriye gidilmiş olması Osmanlı'nın Avrupa ve Batı vizyonunun yansımasıdır" dedi.

"BU TOPRAKLARDA GEÇMİŞLE GELECEĞİMİZİ BİRLEŞTİREN ÖNEMLİ, MÜBAREK TOPRAKLARDIR"

"Tarih tekerrürden ibarettir" diyerek sözlerine devam eden Kurtulmuş, "Bu topraklar da geçmişle geleceğimizi birleştiren önemli, mübarek topraklardır. Nasıl 672 sene evvel Türklerin Rumeli'ye geçişine sahne olduysa, aynı şekilde 18 Mart'ta Birinci Dünya Savaşı'nın sonrasında da yine bu sefer Batı'da emperyalist güçler tarafından 'Haydi siz kim oluyorsunuz. Orta Asya'dan gelmiş olan parya millet. Gidin ait olduğunuz yere Orta Asya steplerine' denilerek milletimiz Çanakkale'den bu topraklardan sökülüp atılmaya çalışılmış, Akif'in tabiriyle 'Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ... Hani, tâ'ûna da züldür bu rezîl istîlâ' dediği O istila gerçekleştirilmeye çalışılmış ama bir avuç imanlı insanın ayağa kalkmasıyla ya Allah diyerek buradan bu topraklardan emperyalistler tekrar püskürtülmüş, onlar ait oldukları yerlere geri dönmüşlerdir. Bu büyük zafer milletimizin imanının, tarih şuurunun, vatan aşkının, millet sevdasının çok tabii bir sonucudur. Hepiniz Çanakkale'yi çok iyi biliyorsunuz. Çanakkale destanında taraflar arasındaki güç dengesi kağıt üzerine yazılıp mukayese edilemeyecek kadar büyük bir dengesizliktir. Bir tarafta dünyanın en ağır, en gelişmiş silahları diğer tarafta kazma küreği olmayan bir millet. Bir tarafta istila etmek için istemediği bir savaşa sokulan bir takım askerler dünyanın dört bir tarafından getirilen, diğer taraftan bir karış toprağını vermemek için canını seve seve feda eden Mehmetçikler. Varla yok arasında imanla inkar arasında, varoluş mücadelesiyle, yok etme gayreti arasında bir büyük savaşı, iman, var olma iradesi ve kurtuluş mücadelesinin o aziz kahramanları kazandılar, hepsinin ruhu şad olsun. Gazi Yakup Bey ve Alperenleri, Gazi Süleyman Paşa ve yoldaşları buraya gelirken bir avuç insandı. İnanın ki karşımızda temsilini gördüğümüz 57. Alay da bir avuç askerden ibaretti. Karşılarında ordular vardı. Buraya bizi getiren mayın gemisi, devrin mütevazi gemilerinden birisiydi. Boğaza bıraka bıraka 26 tane mayını ancak bırakabilmişti. Karşısında ise onlarca dünyanın en büyük savaş gemileri. Hani bugün var ya dünyanın en büyük uçak gemileri diye dolaşıyorlar. Aynen onlara benzer dönemin en büyük uçak gemileri vardı. Ama sonuçta Malazgirt'in ruhu, Gazi Süleyman Paşa'nın ruhu, Osmanlı'nın fetih ruhu ve Anadolu'nun var olma ruhu bir araya gelerek mücadele etti ve kahramanca direndi. Biz bu büyük tarihi sürekliliği bundan sonra da devam ettireceğiz" diye konuştu.

"TÜRKİYE'YE KARŞI DÜŞMANCA TAVIRLAR İÇERİSİNDE OLANLARA DA HER ŞEKİLDE HAZIRLIKLI OLDUĞUMUZU VE ASLA TÜRKİYE'NİN DÜŞMANLARINA FIRSAT BIRAKMAYACAĞIMIZI BİR KERE DAHA İFADE ETMEK İSTİYORUZ"

Günümüz dünyasında artık tarih şuurundan yoksun milletlerin bu coğrafyada ayakta durması mümkün olmadığını ifade eden Kurtulmuş sözlerini şöyle sürdürdü:

"Dünyanın her yerinin nasıl büyük bir ateş çukuruna döndürüldüğü, hele bizim coğrafyamızın nasıl Akif'in tabir ettiği gibi dünyanın bütün devletlerin güçleri tarafından parsellenmeye çalışıldığı bir dönemde bizim Türk milleti olarak bir olmak, beraber olmak, birlikte olmak ve güçlü olmaktan başka bir şansımız yoktur. Birbirimize yaslanmak, birbirimize güvenmek ve birbirimizden güç almak mecburiyetindeyiz. Bu toprakların tarih şuurunu iyi bir şekilde kavramak, gençlerimize, evlatlarımıza bu şuuru kavratmak mecburiyetindeyiz. Bu töreni sadece bir sembol olsun diye yapmıyoruz. Bizim törene ihtiyacımız yok. Bu törenleri ihtiyacımız olan birliği ve ihtiyacımız olan tarih şuuruna sahip olmayı pratik olarak yaşamak için gerçekleştiriyoruz. Esasında Yakup Bey'den, Gazi Süleyman Paşa'dan, Gelibolu'nun fethinden 57. Alay'a, Gazi Mustafa Kemal'e Çanakkale mücadelesine bir hat çekiyor ve bu hattın verdiği ışıkla geleceğe doğru daha aydınlık, daha güçlü bir şekilde yürüyoruz. Bu şekilde milletçe el ele vermek, kenetlenmek, tarihten aldığımız güçle kökü mazide olan bir atiyi kurmak mecburiyetindeyiz. Nasıl dün bu topraklarda Türklerin varlığına emperyalistler rıza göstermediyse, inanın ki bugün de rıza göstermemektedirler. Bugün de isterler ki başımızda 50 bin tane gaile olsun. İsterler ki, dışarıya bakıp hedeflerimizi büyütmek yerine, içeriye dönüp aynen Osmanlı'nın dışındaki beyliklerin yaptığı gibi birbirimizle uğraşalım. Buna müsaade etmeyeceğiz. Emperyalizmin yolu bölmek, parçalamak, ufalamak ve dağıtmaktır. Bizim tarihten aldığımız ders ve ecdadımızın bize gösterdiği yol ise birleşmek, bütünleşmek, bir arada olmak, daha güçlü olmaktır. Bu bilinçle, bu şuurla hareket edeceğiz ve inşallah nasıl bir asır evvel hasta adam diyerek boğazımıza çökmeye çalıştılarsa, nasıl bir asır evvel Çanakkale'nin koylarını işgal ederek İstanbul'a kadar gitmeyi hayal ettilerse, inanın ki tarih bize öyle büyük bir imkan vermiştir ki bir asır evvel bize hasta adam diyenler bugün kendileri hasta adam haline gelmişler ve Türkiye'den medet umar hale gelmişler. Gücümüz arttıkça, birliğimiz kuvvetlendikçe içeride işlerimizi gayet güzel hallettikçe güçlü büyük Türkiye hedeflerine yürüdükçe Allah izniyle bu ülkenin bu milletin önünde duracak başka hiçbir güç yoktur. Dün bize hasta adam diyenler bugün Avrupa kıtasının güvenliği nasıl sağlayabileceklerini derin derin düşünmektedirler. Dün bize hasta adam diyenler, kendilerine bugün dışarıdan gelmekte olan tehditleri nasıl savunacaklarını kara kara düşünmektedirler. Ve böylece Türkiye'nin önemi, Türkiye'nin batının en doğusunda, doğunun en batısında tarihin her döneminde bir doğulu devlet ama hiçbir zaman batıya kapısını ve gözünü kapatmamış olan bir millet olarak Türkiye'ye her zaman daha çok ihtiyaçları var. Bu ihtiyacın farkındayız. Onlar da farkında. Biz bölgemizde dünyada sulh ve selamet istiyoruz. Barış istiyoruz. Bu bölgede coğrafyamızda dostluğun hakim olmasını istiyoruz. Ama Türkiye'ye karşı düşmanca tavırlar içerisinde olanlara da her şekilde hazırlıklı olduğumuzu ve asla Türkiye'nin düşmanlarına fırsat bırakmayacağımızı bir kere daha ifade etmek istiyoruz. Allah bu milletin yolunu açık etsin. Nasıl geçmişte büyük fetihler gerçekleştirdiyse aynı ruhla bu millete nice büyük zaferler nasip etsin. Her alanda büyük galibiyetler, büyük muvaffakiyetler nasip etsin. Bilimde, sanatta, teknolojide her alanda en yüksek mertebeye ulaşmayı nasip etsin diyorum. Bu vesileyle pazar günü ilk maçımızı yapacağımız Dünya Kupası'nda da milli takımımızdan üstün başarılar diliyoruz. İnşallah bu kupadan büyük bir zaferle geri dönmeyi ümit ediyoruz. Allah'tan niyaz ediyorum."