"İnsanlık, tarihin hiçbir döneminde tecrübe edilmemiş hızda ve ölçekte, ontolojik temellerini sarsan devasa bir dönüşüm dalgasının merkezinde yer almaktadır. Bu dönüşüm; sadece teknolojik bir sıçramayı veya dijitalleşme sürecini değil, aynı zamanda insanın varoluşsal anlamını, kimlik inşasını ve toplumsal yapının atom çekirdeği olan "Aile" kurumunu hedef alan çok katmanlı bir meydan okumayı beraberinde getirmektedir. Günümüzde aile; sadece ekonomik zorluklar veya kuşak çatışmalarıyla değil, bizzat zihinsel ve ruhsal "bağışıklık sistemini" çökertmeyi hedefleyen hibrit bir kuşatmayla karşı karşıyadır.
Elinizdeki bu rapor, modern dünyanın dayattığı bu kaotik iklimde aileyi korumanın ötesinde, onu stratejik bir direniş ve inşa merkezi olarak yeniden konumlandırma iradesinin bir ürünüdür. Çalışmalarımızda açıkça görüldüğü üzere, aileye yönelen tehditler kendiliğinden gelişen veya rastlantısal süreçler değildir. Küresel ölçekte programlanan, "kültür makineleşmesi" yoluyla toplumsal zihin ve davranış kalıplarını yönlendiren bu yapı, literatürde haklı bir yer edinen "Sosyo-Kültürel Terör" kavramıyla tanımlanabilir hale gelmiştir. Bu yeni nesil terör doktrini; bombayla veya silahla değil; kavramlar, imgeler, algoritmalar ve popüler kültür ikonları aracılığıyla sinsi bir zihin işgali gerçekleştirmekte, aileyi ve fıtratı sistematik bir şekilde çözmeyi hedeflemektedir.
Bu asimetrik savaşın en belirgin sahası olan dijital ekosistemde; "Dopamin Ekonomisi" ile iradeler teslim alınmakta, "Toplumsal Cinsiyet İdeolojisi" ile demografik yapımız hedef alınmakta ve "Görünürlük Baskısı" ile ontolojik bir güvensizlik iklimi beslenmektedir. Ancak bu tablo karşısında geliştirilmesi gereken temel refleks, sadece edilgen bir savunma veya yasaklamaya dayalı bir kapanma değildir. Bizim asıl hedefimiz, ailenin ve toplumun dış şoklara karşı bağışıklığını artıran, krizleri kendi öz değerleriyle onarabilen bir "Sosyo-Kültürel Dayanıklılık" mimarisi inşa etmektir.
Sosyo-kültürel dayanıklılık; aileyi bir sığınak olmanın ötesinde, kültürel mirasın kesintisiz aktarıldığı, bireyin "güven" duygusunu en saf haliyle deneyimlediği ve küresel "zehir" karşısında kendi "panzehirini" üretebildiği bir direnç merkezi haline getirmeyi ifade eder. Bu rapor, ailenin içsel dinamiklerini güçlendirerek bir "Güven Toplumu" inşa etmenin yollarını; medyadan eğitime, mimariden hukuka kadar uzanan bütüncül bir ekosistem önerisiyle sunmaktadır.
Farklı disiplinlerden gelen uzmanların, bilim insanlarımızın ve saha çalışanlarımızın ortak akıl ve ferasetiyle şekillenen bu çalışmanın; politika yapıcılara stratejik bir yol haritası, akademiye özgün bir perspektif ve sivil topluma güçlü bir eylem planı sunmasını temenni ediyorum. Raporumuzda yer alan somut politika önerileri, sadece birer tavsiye değil; neslimizi, kimliğimizi ve millî bekamızı koruma adına atılması gereken zaruri adımlardır."
"BOĞAZİÇİ'NİN ÖZEL BİR ANLAMI VAR"İstanbul Aile Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Üner Karabıyık, çalıştayın Boğaziçi Üniversitesi'nde yapılmasının ayrı bir anlamı olduğunu vurgulayarak şu ifadeleri kullandı; "Bugün burada yalnızca bir çalıştay yapmıyoruz. Milletimizin geleceğini güvence altına almak için istatistikleri iyileştirerek demografik riskleri bertaraf etmenin yeterli olmayacağının farkındayız. Demografi kadar sosyokültrel yapı da güvence altına alınmalı. Bugün burada, Türkiye'nin sosyo-kültürel dayanıklılık mimarisini konuşmak için bir aradayız. Bugünkü çalıştayımızı Boğaziçi Üniversitesinde gerçekleştiriyor olmamızın da özel bir anlamı var. Bu mekân, bir dönem misyoner okullarının gençlerimizi devşirmeyi amaçlayan yapılarından birinin mirasını taşıyordu. Uzun yıllar boyunca da özellikle bazı akademik çevrelerde bu misyonun izlerini hatırlatan bir zihinsel devamlılık yaşandı. Ancak bugün gelinen noktada Boğaziçi, bu toprakların değerlerinden beslenen, millî iradeye yaslanan, köklerine yeniden kavuşan bir dönüşüm süreci yaşıyor. Mevcut üniversite yönetiminin duruşu bu dönüşümün en güçlü göstergesi. Biz bu çalıştayı tam da bu nedenle burada yapıyoruz: Çünkü bu toprakların değerleriyle yeniden buluşan bir üniversitenin, ülkemizin gençliğine ve ailesine dair meselelerde daha sahici, daha yerli ve daha güçlü katkılar sunacağına inanıyoruz."