Sumud aktivisti yaşadıklarını 24 TV'de anlattı: İlk kez namazdan sonra alkış aldım
ABONE OL

Sumud Aktivisti Oyuncu Muhammed Özdemir, 24 TV Arafta Sorular programında Star Gazetesi Yazarı Esra Elönü'ne önemli açıklamalarda bulundu.

Namaz bittikten sonra bizi alkışladılar. Dedim ki, "İlk defa namazdan sonra alkış alıyorum. Sahnelere çıktığımda alkış almaya alışkınım ama namazdan sonra alkış almaya hiç alışkın değilim. İlk defa böyle bir şey yaşadım." Akşam namazına veda etmek üzere oradaki bir abimiz ezan okudu. Ezan okumaya başlayınca teröristler böyle bir hareketlenmeye başladılar. Nedense tedirgin oldular. Tuhaf tuhaf sesler çıkarmaya başladılar; konteynerlere vuruyorlar, hayvan taklitleri yapıyorlardı. Sabote etmek için uğraşıyorlardı. Ezan bitti, biz cemaat olarak namaza durduk. Ondan sonra bu ses çıkarma ve sabote etme olayı iyice şiddetlendi. Bayağı enteresan hayvan taklitleri, maymun taklitleri yapıyorlar; bağırıp çağırıyorlar, deli gibi sağa sola koşuyorlardı. Bizi tedirgin etmek için yapmaya çalıştıkları birtakım hareketlerdi.Orada beni çok etkileyen anlardan biridir yine. Birçok gayrimüslim aktivist arkadaşımız, kardeşimiz, yoldaşımız oradaydı. Bunun üzerine bizim etrafımızda çember oluşturdular. Olası herhangi bir müdahaleye karşı koymak için set oluşturdular ve biz namazı bitirene kadar başımızda beklediler. Onlar ses çıkarmaya, sabote etmeye devam ettiler; diğerleri ise başımızda bekledi.Ve çok ilginçtir, hatta ben o zaman Enes'e söyledim: Namaz bittikten sonra bizi alkışladılar. Dedim ki, "İlk defa namazdan sonra alkış alıyorum. Sahnelere çıktığımda alkış almaya alışkınım ama namazdan sonra alkış almaya hiç alışkın değilim. İlk defa böyle bir şey yaşadım." Aramızda böyle bir diyalog geçmişti. Böyle bir ruh vardı , sözün kısası. Böyle bir bütünlük vardı. Gazze'nin ne kadar inanılmaz birleştirici bir gaye oluşturduğunu düşünebiliyor musunuz? Aynı dinden değilsiniz, aynı dili konuşmuyorsunuz. Irk olarak çok farklısınız, yaşamsal olarak çok farklısınız, kültürel olarak çok farklısınız, ideolojik olarak çok farklısınız. Ama Gazze hepimizi bir araya getirdi.Gazze'lilere ne kadar şükretsek, ne kadar teşekkür etsek azdır. Bizim onlar için yapmamız gereken çok daha fazlası var. Allah bize güç verdiği sürece inşallah onların yanında olmaya devam edeceğiz.

'SANATÇI DEDİĞİNİZ İNSAN, BİR KERE KENDİ TOPLUMUNA VE DÜNYA TOPLUMUNA DUYARLI OLMAK ZORUNDA. SANAT DUYAR GEREKTİRİR"

Öncelikle şöyle bir durum var : Sanatçı dediğiniz insan zaten kendi toplumunda, yaşadığı toplumda ve dünya toplumunda duyarlı olmak zorunda. Yaşanılan hemen hemen her şeye karşı duyarlı olmalı. Çünkü sanatçının yaptığı sanat, eğer duyarsızlaşırsa, bu sanata aykırı bir şey olur. Zaten sanat, duyarlılık gerektiren bir şey.Aslında şaşırtmadı. Sadece şaşırtan nokta şuydu: Bu seslerin çok daha yüksek çıkması gerekiyordu. Daha fazla insanın korkmadan; mesleki kaygı, ekonomik kaygı ya da yok olma kaygısı gütmeden sesini yükseltmesi gerekiyordu. Dünyada aktrisler, aktörler, oyuncular ve sanatçılar bu konuda daha cesurlar. Ülkemizde de yavaş yavaş bu durum gelişiyor.İlk zamanlarda tırnak içinde bir şey vardı ya... "Bananeciler" vardı işte; "Topraklarını sattılar" diyenler vardı. Velev ki öyle oldu; sonuçta ortada bir katliam var, bir felaket ve bir nekbe var. Bu, neyin önüne geçebilir ki? İnsanları "bananeci" olmaya sevk edecek bir durum değil. Tam tersine, olabildiğince işin içinde olmanız lazım.Bu anlamda yavaş yavaş olumlu yönde, yani ses yükseltme anlamında bir artış var. Bu da güzel bir şey tabii. Ama seslerin daha da yükselmesi gerekiyor, çok daha fazla yükselmesi gerekiyor. Çünkü söz konusu olan devletçik devlet bile değil aslında insanların sesinden çok korkuyor. İnsanların sesinden gerçekten çok korkuyorlar.