Afrika Vakfı tarafından "Afrika Ders Kitaplarında Kimlik, Tarih ve Algı" araştırmaları kapsamında hazırlanan "Etiyopya Ders Kitaplarında Osmanlı, Türk ve Türkiye İmgesi" raporu yayımlandı. Raporda, Etiyopya ders kitaplarında Osmanlı, Türk ve Türkiye algısının tarihsel ve sosyolojik boyutları ele alındı.
Etiyopya örneğinden hareketle hazırlanan çalışmada, Osmanlı'nın Doğu Afrika'daki tarihsel rolünün ve Türkiye'nin güncel imajının hangi anlatı çerçeveleri içinde şekillendiği incelendi.
Rapora ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulunan Çelik, günümüzde Etiyopya ders kitaplarında Osmanlı tarihinin ayrı ve kapsamlı bir ünite olarak işlendiğini belirtti.
Çelik, Osmanlı'nın yaklaşık üç buçuk asır boyunca Doğu Afrika ve Kızıldeniz sahillerinde varlık gösterdiğini buna rağmen bu tarihsel sürecin ders kitaplarında büyük ölçüde ihmal edildiğini anlattı.
Günümüz Etiyopya ders kitaplarında Osmanlı tarihinin ayrı ve kapsamlı bir ünite olarak ele alındığına işaret eden Çelik, Osmanlı'nın kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerine genel hatlarıyla yer verildiğini söyledi.
Kitaplarda özellikle Kanuni Sultan Süleyman döneminin övgüyle anıldığını dile getiren Çelik, Osmanlı'nın yalnızca askeri bir güç olmadığının, aynı zamanda bilim, sanat ve kültür alanlarında da önemli bir medeniyet olduğunun vurgulandığını kaydetti.
Çelik, Etiyopya'da ders kitaplarında Osmanlı tarihinin genel olarak olumlu bir çerçevede ele alındığına, buna karşılık Afrika tarihi bağlamında Osmanlı'ya yönelik anlatıların daha çok olumsuz bir perspektifle sunulduğuna dikkati çekti.
Bu olumsuz algının temel nedeninin, 16. yüzyılın ilk yarısında Müslüman Adal Sultanlığı ile Hristiyan Habeş Krallığı arasında yaşanan savaşa dayandığına işaret eden Çelik, şöyle konuştu:
"Bu süreçte Portekizlilerin Hristiyan Habeş Krallığı'nı, Osmanlıların ise Müslüman Adal Sultanlığı'nı desteklemesi, Etiyopya tarih yazımında Osmanlı'nın 'karşı cephede' konumlanmasına yol açmıştır. Özellikle Osmanlı tarafından desteklenen ve Etiyopya tarih yazımında önemli bir düşman figürü olarak sunulan Somali kökenli sultanlık, bu olumsuz algının oluşmasında belirleyici olmuştur."
Osmanlı'nın Doğu Afrika'daki tarihsel rolünün ders kitaplarında doğru ve yeterli biçimde yansıtılmadığının altını çizen Çelik, "Bazı ülkelerde Osmanlı tarihi ayrıntılı biçimde ele alınmasına rağmen Osmanlı'nın Doğu Afrika'daki varlığına neredeyse hiç yer verilmiyor." dedi.
Çelik, "Somali, Sudan ve Güney Sudan ders kitaplarında Osmanlı tarihi yaklaşık 30 sayfa boyunca ayrıntılı biçimde ele alınıyor. Ertuğrul Bey'in Anadolu'ya gelişi, Osman Bey'in beyliğin başına geçişi gibi konulardan dahi bahsediliyor. Dahası Osmanlı yalnızca askerî değil, bilim, sanat ve kültür boyutlarıyla da işleniyor." ifadelerini kullandı.
Öte yandan Çelik, Osmanlı'nın yaklaşık üç buçuk asır boyunca Doğu Afrika ve Kızıldeniz sahillerindeki varlığı, bölgeye etkileri ve bölge halklarıyla ilişkilerinin ders kitaplarında neredeyse hiç yer bulmadığını söyledi.
Doğu Afrika'da Osmanlı tarihine ilişkin anlatının ciddi biçimde eksik olduğunu vurgulayan Çelik, "Daha doğrusu bu tarih yazılmamıştır, eksiktir ve bu alan akademik açıdan özel bir ilgi ve çalışma gerektiriyor." dedi.
Çelik, Osmanlı'nın Afrika dışından bir güç olarak Kızıldeniz kıyılarına ve limanlarına hakim olmasının da bazı anlatılarda işgalci bir unsur olarak değerlendirilmesine neden olduğunu belirtti.
Üçüncü önemli faktörün ise 1870'lerde Mısır Hidivliği'nin Etiyopya'ya yönelik askerî seferleri olduğuna dikkati çeken Çelik, "Ders kitaplarında Mısır Hidivliği'nin fiilen bağımsız hareket ettiği ve Osmanlı yönetiminden ayrıldığı belirtilse de bu seferler toplumsal hafızada kısmen Osmanlı ve Türklerle ilişkilendiriliyor." ifadelerini kullandı.
Çelik, Osmanlı algısının Etiyopya'nın farklı bölgelerinde farklı biçimlerde şekillendiğini, bunun çok dinli, çok dilli ve çok milletli bir toplum yapısından kaynaklandığını kaydetti.
Lise düzeyindeki ders kitaplarının merkezi olarak hazırlandığını ve tüm bölgelerde ortak şekilde kullanıldığını anlatan Çelik, "Bu nedenle yazılı anlatı genel olarak aynı çerçeveyi yansıtıyor. Ancak saha çalışmalarımız, toplumsal algının bölgesel ve dini farklılıklar gösterdiğini ortaya koyuyor." dedi.
Çelik, özellikle yüksek bölgelerde yaşayan Hristiyan topluluklar ile ova ve sahil bölgelerinde yaşayan Müslüman toplulukların Osmanlı ve Türkiye algısının belirgin biçimde farklılaştığına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Tarih boyunca bu iki topluluk arasında mücadeleler, çatışmalar ve gerilimler yaşanmıştır. Osmanlı'nın bu süreçlerde Müslüman toplumları desteklemiş olması, sahil ve ova bölgelerindeki Müslüman toplulukların Osmanlı'yı İslam dünyasının temsilcisi ve hamisi olarak görmesine yol açtı. Öte yandan bu yaklaşım, Hristiyan bölgelerde Osmanlı ve Türklere yönelik algının daha mesafeli ve çoğu zaman olumsuz olmasına neden olmuştur. Dolayısıyla günümüzdeki algı farklılıkları büyük ölçüde bu tarihsel tecrübelerin ve kolektif hafızanın bir yansımasıdır."