Bir ağabey portresi: Fethi Gemuhluoğlu
ABONE OL
Kitaplar yazmadan, uzun uzadıya konuşmadan davasını bizatihi yaşarak kendinden sonraki nesillere aktaran bir gönül adamı olan Fethi Gemuhluoğlu, yetişmesine vesile olduğu kuşaklar tarafından hâlâ büyük bir muhabbetle hatırlanan bir aksiyon adamı.
Gemuhluoğlu’nun adeta bir manifestoya dönüşen Dostluk Üzerine adlı konuşması İz Yayıncılık tarafından ilavelerle yeniden basıldı. Kitapta Gemuhluoğlu’nun Arapgir Postası’nda yayınlanan yazıları, dostlarına yazdığı mektuplar ve onlardan gelen cevaplar, Gemuhluoğlu’na ithaf edilen şiirler, vefatının ardından yazılan yazılar bir araya getirilmiş.
Arapgir Postası’nda güncel siyaset ve dış politika üzerine yazan Gemuhluoğlu’nun ‘Mısır’la Dostluk ve Menderes’in Jesti’ başlıklı yazısı bugün iki ülke halkları arasında sarsılmaz bağların varlığına dikkat çekiyor. İki ülkenin milli takımları arasındaki bir maçta devrin Başbakan’ı Adnan Menderes’in bir jestinden yola çıkarak yazdığı yazıda Gemuhluoğlu, “Türkiye ve Mısır halkları, uzun tarihi ve dinî beraberlikten geçtikleri, aynı coğrafi bölgenin ve manevi iklimin çocukları oldukları için dostturlar ve dost kalacaklardır. Her iki milletin hükümetlerinin durumlarına gelince, bu mevzuda hakkaniyetten ayrılmamış olmak için Menderes’in dini bayramlarımızdan, Mısır halk hareketinin başlangıç gününe ve Mısır Cumhuriyeti’nin ilanı tarihine kadar her vesile ile Mısır Cumhuriyeti’ne dostluk elini uzattığını hatırlatmak isteriz. Mısır radyolarının devamlı tahriklerine, Birleşmiş Milletler’de Mısır Delegasyonu’nun aleyhimizdeki oy vermelerine ve Kıbrıs meselesinde Yunanistan’ı iltizam etmelerine rağmen uzanan dostluk eli, Nâsır’ın basiretsizliği yüzünden maalesef şimdiye kadar muallakta kalmıştır. Nâsır son milli maçta Menderes’in izhar ettiği yeni jesti, anlayış ve dikkatle kabul ederse bu mes’ut bir başlangıç olabilir. /…/ Şurasını katiyen unutmamak lazımdır ki ebedi olan Mısır halkıdır, Nâsır değildir” tespitinde bulunuyor.
BİR NESLİN AĞABEYİ
Fethi Gemuhluoğlu’nun mektuplaşmaları da onun ‘dostluk’ anlayışının en güzel yansımalarını gözler önüne seriyor. Aradaki mesafe ne olursa olsun sevdiklerine sıkça mektuplar yazan, onlarla ilgili gelişmeleri ve detayları sıkı sıkıya takip eden, yüreklendiren ve yönlendiren Gemuhluoğlu’nun etrafındaki sevgi halesinin sebebi de kan bağı olmaksızın yüzlerce gence ‘ağabey’ olabilmesi…
Sözgelimi 16 Haziran 1964’te Bahaettin Karakoç’a yazdığı bir mektupta “Biz ezelde kardeşiz. Ebedde kardeşiz. Aynı manevî iklime mensubuz. Gönlüm bu iki çocuk ‘kardeş’dir dediği için ikinize de yazdım. Kasem ederim ki döl, soy kardeşi olduğunuzu yeni öğrendim. Bu arkadaş-kardeşliği bu ihvan kardeşliğini takdis ederim. /…/Şiire devam ediniz. Siz onun iffetini ve bekaretini görüp gözetiyorsunuz. Bu hususu da ayrıca yazacağım uzun uzun. Derli toplu. /…/ Siz Nuri Pakdil denilen Maraş’ın kutlu çocuğunu tanır mısınız? Maraş’a döndü mü bilemiyorum. Sizler, Belli bey, Nuri hep bir aradasınız. Hep aklımda ve gönlümdesiniz. Nuri’yi de hasretle bağrıma basarım. /…/ Bu pusula mektubu hoş görünüz. Nuri ve Eşref beni tanırlar. Nuri neler yazıyor merak ediyorum. Hayat ve kader onu küstürürse çok hayıflanır, çok kahırlanırım” diyerek bugünkü iki büyük ustadaki cevheri daha o günlerde görüp şiir ve yazı konusunda yüreklendiriyor.
Bugün Milli Eğitim Bakanı olan Nabi Avcı da Gemuhluoğlu’nun yakın dostlarından. Gemuhluoğlu, Avcı’ya 15 Ekim 1972’de yazdığı mektupta şöyle diyor:
“Nabi kardeş, Nabi Can,
Mektubunu aldım, içim ışıdı. Mutluluk duydum. Belgeleri tamamlamakta acele davranmanı isterim. Şiiri bırakma. O senin ibadetindir. Herkesi ‘usta’ bil, o senin edebindir. Ama ‘sen kendin ol’ ve Usta sensin. Gerçeği ifade ediyorum. Meslekim ve meşrebim ‘medih ve senada ileri gitmek’ değildir.
Benim için Ankara Hacı Bayram şehridir. Huzur’a git, yalvar, ağla ve cemale hizmete talib ol. ‘Hadim olmayan, mahdum olmaz’
Sükut da tevhiddir. Onu da bil. Benim için Ankara biraz da Nuri Pakdil, Erdem Bayazıt, ve Akif demektir. Onlara sevgimi ilet.”
MÂNÂ KAHRAMANI HAKİKİ BİR DOST
Fethi Gemuhluoğlu’nu genç nesillerle de tanıştıracak bu kitapta edebiyat dünyasının usta isimlerinin bu büyük dostun vefatının ardından kaleme aldıkları da O’nun gönüllerde nasıl derin izler bıraktığını gösteriyor. Akif İnan, “Kelamın en zarifini, edebin en kâmilini, siyasetin en ferasetlisini, edebiyatın en muhtevalısını, onun aziz varlığında erimiş bulurduk.
Çok ötelerden gelmiş, çağımızda oturmuş bir manâ kahramanıydı ve gelecek zamanlara müjdeler ulaştıran bir kavşak zirvesiydi” derken İsmet Özel şu cümlelerle anlatıyor Gemuhluoğlu’nu, “Bize kendi kuşağı içinden en sağlam çizgiyi aktarabilenlerden biriydi. Nefs putuna karşı amansız bir mücadele verip, bu savaştan galip çıkanlardan biriydi. Kişiliğinin bu yönü beni sarmış, beni ona bağlamıştı. Ufku tavsiyelerine uygun davranmamı gerektirecek genişlikteydi.”
Nuri Pakdil ise daha sonra aynı adla kitaplaşacak olan Bağlanma adlı yazısında Kasım 1977’de “Onurlandığım mektuplarının birinde, bir sanat dergisi çıkartmamı, birtakım arkadaşlarla bu derginin çevresinde toplanmamızı buyuruyordu. (Edebiyat dergisinin tohumu, belki de 1964’lerde düşmüş oldu içime). Mektuplarıyla sürekli yüreklendirirdi: çağımızda en çok buna gereksinimimiz var: yüreklendirmeye” diyerek Gemuhluoğlu’nun kendisi için önemini anlatıyor. Tarık Buğra, “Ruh ve Ruhaniyet ışığı yalnız yüzünü değil, o canlı gözlerini, yeri gelince coşkunlaşan konuşmalarını ve davranışlarını, genel tutumunu, bir kelime ile yaşayışını da aydınlatıyordu” derken Beşir Atalay, “Fethi Ağabey gönül insanıydı. Gönül kurmayı severdi, kırmayı asla. Bu sebeple kendisi hakkında çeşitli yorumları da getirecek kadar geniş bir çevresi, bileni dostu vardı. Fakat herhalde en samimi dostluğu ve sevgisi has çevresine idi” sözleriyle anlatıyor Gemuhluoğlu’nun dostluk hâlesini.

Dostluk Üzerine
Fethi Gemuhluoğlu Kitabı
İz Yayıncılık