Sesin ve nefesin sonsuzluğu: Diana Damrau ve Nicolas Teste
ABONE OL

46. İstanbul Müzik Festivali’nin dün geceki konukları Alman soprano Diana Damrau ve Fransız bas bariton Nicolas Teste idi. Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’nın (BİFO) eşlik ettiği konserin şefliğini Pavel Baleff üstlendi. “Verdissimo” adını taşıyan konser ünlü İtalyan opera bestecisi G. Verdi’nin yapıtlarından seçilmiş aryalar ve uvertürlerden oluşuyordu.

Damrau’nun sade, içten ve güler yüzlü tavrı daha ilk anda orkestra ve salonu fethetti. Konser boyunca sezgi ve aklın, virtüozite ve müzikalitenin birliğini o kadar güzel ve etkili gösterdi ki.

Koloratur soprano olarak “ses akrobasisi”ne çok elverişli olduğu halde, hiçbir zaman gerçek müzik insanı olduğunu unutmayıp, hep bir bütünün parçası olduğunu anımsaması ve anımsatması, yapıtı anlamayı performansın ön koşulu sayması gibi özellikleri görünür ve duyulur kılmayı başardı.

Luisa Miller’de zirveye taşıdığı bütünlük duygu ve estetiği, I Masnadieri’de orkestrayı ardından sürükleyecek ölçüdeki angajmanı, La Traviata’daki dramatik sezgisinin incelik ve derinliği, Otello’da ise, sesinin dramatik tınısı… Hepsini son derece doğal ve zorlanmadan gerçekleştirdi.

Canlandırmalarda hafif bir abartma eğilimi olmasına karşın, lirik nitelikleri bu küçük kusuru tamamen görünmez kılıyor.

Ses rengindeki hızlı değişim ise hem şaşırtıyor, hem de monotonluğu kovalıyor.

Damrau ile düet yapmak gerçekten kolay değil; epey cesaret gerektiriyor. N. Teste’nin bu işten başı dik çıktığını söylemeli. I Masnadieri, ama özellikle Luisa Miller’de oldukça uyumlu birliktelikleri, N. Teste’nin dramatik derinliğinin görece daha az olduğu izlenimini doğursa da, Don Carlo’daki performansı bu izlenimi düzeltir nitelikteydi. Öte yandan, abartısız ve soğukkanlı yorumları ( Simon Boccanegra, Il Trovatore) sesinin akıcılığının daha iyi duyulmasını sağladı.

Bu arada her iki sanatçının Lütfi Kırdar’ın sorunlu akustiğine karşı verdikleri savaşı kazandıklarını da belirtmeden geçmemeli.

Şef Pavel Baleff’in her ikisi ile de daha önceden çalışmış olmasının önemli bir kolaylık sağladığı söylenmeli.

BİFO’nun performansına gelince; Baleff’in risk aldırmayan tutumu, ayağının sürekli frende oluşu ( I Masnadieri, Prelüd-La Traviata, Otello, Don Carlo), hazırlanan programın da katkısıyla başarılı bir eşliğe tanık olmamızı sağladı. Yaylılarda nispeten sık ortaya çıkan homojenlik sorununa karşın, nefeslilerden oldukça temiz sesler gelmesi gecenin sürprizlerindendi denebilir. Nabucco Uvertürü ile başlayan, Giovanna d’Arco Uvertürü ile kişilik kazanan bu durum, Otello’da sürükleyici etkiye dönüştü. Nefeslilerin eşlikte uysal ama yavan olmadığı da vurgulanmalı.

Orkestranın La Traviata ve Macbeth’deki eşliğini ise özellikle anmalı.

Emeği geçen herkese teşekkürler.