Fırat Cewerî Mardinli bir yazar. ‘Daha rahat bir ortamda Kürtçe edebiyat üretebilmek için’ 1980’de İsveç’e yerleşti. Kitapları İsveççe, Almanca, Arapça, Farsça ve yakın zamanda da Türkçe’ye çevrildi. Everest etiketi ile yayımlanan romanları ‘Geç Bir Sonbahardı’, ‘Birini Öldüreceğim’, ‘Lehî ‘ve son olarak ‘Maria Bir Melekti’ oldukça ilgi çekti. Halen İsveç’te yaşayan yazar ile edebiyatı kitaplarını konuştuk.
-Mardin doğumlu, Kürtçe yazan –yani eserleri Kürt edebiyatına dâhil- bir yazarsınız. İsveç’te yaşıyorsunuz… Hikâyeniz nedir?
Duvarda asılı babamın Kuran’ı dışında, hiç kitap yüzü görmemiş bir evde gözlerimi açtım. Çok küçük yaşlarımda o Kuran’ı okudum. 12-13 yaşlarımda da Kürtçe’de başarılı bir edebi eser olarak bilinen, Arap harfleriyle yazılmış olan mevlidin büyük bir kısmını ezberledim. 16, 17 yaşlarımda solcu oldum ve durmaksızın Marksist literatürü okumaya başladım. Ateşli tartışmalara giriştim. İçimde kıpırdanan edebiyat sevdası, beni politik kitapların yanı sıra edebi eserleri de okumaya yöneltti ve aniden kendimi yazma eylemi içerisinde buldum. Kürtçe şiir yazdım. Yapacağımız devrimin proletarya diktatörlüğü kurma amacı olduğunu iyice kavrayınca durdum ve edebiyata sığındım. Kürtçe yazdığım için artık kaçaktım, askerlerin ayak seslerini de duyunca, bütün sevdiklerimi bırakıp daha rahat bir ortamda edebiyat üretebilmek için 1980 yılında ülkeden kaçtım.
- Eserleriniz Türkçe’ye çevriliyor. Neden bu kadar geç?
Geçmişte Kürtçe’yi yasaklamış bir ülkede kitaplarımın Türkçe’ye çevrilmesini istemedim. Ne zamanki bu yasaklar kalktı ben de artık kitaplarımın Türkçe’ye çevrilmesine izin verdim. Bunu söylerken, Türkçe’ye karşı olduğum gibi bir fikir asla oluşmasın. Tam tersine, entelektüel birikimimi Türkçe sayesinde elde ettim.
- Edebiyata Türkçe üzerinden girip Kürtçe üretmek, zor mu?
“Kafam İngilizce konuşuyor, kalbim Rusça konuşuyor ve kulaklarım Fransızca konuşuyor” diyordu Nabokov. Daha önceleri kafam bir dili, kalbim bir başka dili konuşuyor iken, şimdi üçüncü dilim de var; İsveççe. Ben bu üç dille hem okuyor, hem konuşuyor, hem de yazıyorum. Nabokov yasak bir dille edebiyat dünyasına girmedi, ama Ceweri yasak bir dille girdi. Nabokov’un zamanla İngilizce yazmış olması kendi açısından bir zenginlik iken, benim için bir zorunluluktu ve dolaysıyla acıydı.
- İnsanlar sizin nasıl bir duruş sergilediğinizin farkında mı?
Benim gibi bütün yaşamını Kürt edebiyatına adamış birinin nasıl bir duruş sergilemiş olduğunu insanlarımızın farkında olduğunun kanısında değilim, ama geniş çevrelerce ilgi gördüğümü kolaylıkla söyleyebilirim.
- Türk okuyucunun ilgisi nasıl kitaplarınıza?
Türk okuyucunun kitaplarıma karşı ilgisi beni mutlu edecek ölçüde fazla. Bu da bize edebiyatın ve edebiyat sevenlerin, siyasetten ve siyasetçilerden çok daha toleranslı olduğunu gösteriyor. Türk basını da kitaplarıma bir hayli ilgi gösterdi, bu da önyargıların kırılmasına neden oldu ve romanların geniş kitlelere ulaşmasını sağladı.
- Türkiye’de artık Kürtçe eserler yayımlanabiliyor... Geri döner misiniz?
Doğrudur, Türkiye’de artık Kürtçe eserler kolaylıkla basılıyor. Kürtçe kitaplarımın da yeni baskıları Avesta yayınları tarafından yapılıyor. Son yıllarda çeşitli edebiyat etkinliklerine katılmak üzere Türkiye’ye gelip gidiyorum; kitap fuarlarında söyleşilerimi Kürtçe yapabiliyorum. Yasaklardan ötürü bunu daha önce yapamıyorduk. Bu kuşkusuz çok olumlu bir gelişme. Ancak benim zorunlu sürgünlüğüm, şu an gönüllü bir sürgünlük. Artık ülkem, yurdum, anavatanım edebiyatımdır.
- Nihayetinde hep bir ‘serbestleşmeden’ bahsediyoruz... Peki, sizce neden bu ‘gerginlik’?
Türkiye’de, çok geç kalınmış bazı adımlar atıldı, bazı tabular yıkıldı, çok da iyi oldu, ama yeterli değil. Türkiye’de herkesi kucaklayan bir demokrasi gelirse, Kürtler bütün hak ve özgürlüklerine kanunen kavuşurlarsa, zamanla bir barış ve tolerans kültürü de oluşur ve militarist söylemler, çıkışlar ve eylemler tarihin çöplüğüne atılır.
Tek Kürt partisi demokratça değil
- Eserlerinizi Türkçe’ye çeviren isim Muhsin Kızılkaya... Önceden tanışıyor muydunuz?
Mehmed Uzun benim çok eski bir arkadaşımdı, Muhsin Kızılkaya İsveç’e, onu ziyarete geldiğinde hep görüşürdük. Benim romanlarımı çevirmeye başladığı andan itibaren hem görüşmelerimiz, hem de dostluğumuz devam etti.
- Muhsin Kızılkaya Ak Parti’den milletvekili olmuştu... Eleştiriler aldı... Kürtlerin lehine ilerletilecek siyaset ya da diğer çalışmalar belli bir kanaldan mı olmalı?
35 yıldır parti politikalarından uzak duran bir yazarım. Hep çokseslilikten yana oldum. Demokrasiden daha iyi bir sistem olmadığı için hep demokrasiyi savundum. Onun için, bütün Kürtlerin sadece bir partide birleşmeleri gerektiği görüşüne katılmıyorum. Ama yazar arkadaşlarımın aktif politikaya girmelerini pek benimsemiyorum. Kendinize oto sansür uygulamak zorunda kalıyorsunuz. Gene de bu kişilerin özgürlüğünü de savunmamız gerek... Muhsin Kızılkaya’yı eleştirsinler, ama benim gördüğüm ve okuduklarım eleştiriden öte, hakaret, Kızılkaya bu hakaretleri hak etmiyordu.