Bu çocuğa dikkat edin
ABONE OL

Isparta İmam Hatip Okulu'nda öğrenciyim. Hocalarımızın ve abilerimizin teşvik ve tavsiyeleriyle okuma alışkanlığımızı geliştirmeye çalışıyoruz. Bu konuda hevesli ve gayretliydim. Üst sınıf abilerimizden biri, İstanbul'daki kitapçı ve yayınevlerinden elindeki listeye göre seçtiğimiz kitapları getirtiyor; biz de heyecanla ve dikkatle okuyup birbirimize anlatıyorduk. Tabii bu kitaplar arasında, Necip Fazıl Üstad'ın Çile'si en çok sipariş edilen ve okunanlar arasındaydı.

Bu arada bende gazete alma/okuma alışkanlığı da başlamıştı. Babıâli'de SABAH gazetesi, okulumuza yakın gazete müvezzininin önünde sabahın erken saatlerinde (okul zilinin çalmasına yakın) en çok beklediğim gazete idi. Zira Üstad Necip Fazıl, "Çerçeve" başlığı altında yazılar kaleme alıyordu; bir de merhum Sezai Karakoç'un makaleleri... Üstad'ın gönlümüzde neşvünema bulması sadece bunlardan ötürü değildi. "Büyük Doğu Dergisi"ni de mümkün olduğunca almaya çalışıyor (maddî imkânlarım ölçüsünde...), Leylî–mecânî okuduğum için babamdan, dayımdan ve dedelerimden aldığım harçlıkları kitap/gazete/dergi almaya harcıyor; hem siyasî hem kültürel yönümüzü tahkim edip şekillendiriyordum.

BİR KAZAK VE "CİNNET MUSTATİLİ"

Mezun olduktan sonra İstanbul'a geldim ve o dönemin muhafazakâr gazetelerinden olan Bizim Anadolu gazetesinde muhabir olarak çalışmaya başladım. O günlerde yeni yayınlanan Cinnet Mustatili – Yılanlı Kuyudan kitabını almıştım. Eminönü–Üsküdar vapurunun alt katında sakin bir köşede heyecanla okuyordum. Kitap beni iyice sarmıştı; dalmışım. Görevli "Delikanlı, vapur Eminönü'ye dönüyor; ineceksen acele et" diye uyarınca, kitabı okuduğum yeri kaybetmemek istercesine açık hâlde fırtına gibi vapurdan çıktım. O anda vapur da hareket etti.

Selami Ali Camii'nin yanına gelince elimde olması gereken bir şeyin olmadığını fark ettim. O olmayan şey, o gün maaşımı alarak epey zamandır göz koyup almayı düşündüğüm kazaktı. Onu oturduğum yerde unutmuştum. Tekrar iskeleye döndüm, sordum soruşturdum ama geçmiş olsun...

O kazak, Cinnet Mustatili ve vapur... Üstad ile alakalı bağımın kopmayan ipidir.

SEBİL GAZETESİ VE ÜSTAD

Almanya'daki tahsil hayatım esnasında Sebil'in Almanya'da basımının ve dağıtımının başında bulunmuştum. Zaruretten dolayı Türkiye'ye döndüğümde, daha ana-baba ocağına gitmeden Sebil gazetesinde çalışmaya başladım. Gazetenin yayın sorumlusu, benim Bizim Anadolu gazetesi ve Vesika dergisinden tanıdığım Yılmaz Yalçıner idi. Kader burada tecelli etti ve ben nihayet Üstad'ı yakından tanıma nasibini yaşadım.

Üstad bir ara dönemin MHP'sinden yana tavır aldı. MSP cephesinde moral bozukluğu yaşandı. Sebil olarak biz de etkilendik. Yılmaz Yalçıner bu durumdan üzgündü. Sebil'in yayın müdürü Yılmaz Yalçıner ve Ali Galip Vural, Üstad'ı bu tercihten vazgeçirmek gerektiğini düşünüyorlardı. Üstad ile görüşmeye gidildi. Üstad, konuşmanın kayda alındığını fark edince tedirgin oldu; konuşmayı kesip cihazı istedi. Ancak Yılmaz abi ile Ali Galip Vural ne yapıp edip kasetle birlikte Sebil'e geldiler.

"BU ÇOCUĞA DİKKAT EDİN"

Bir müddet sonra araya girenler olmuş olmalı ki, kaydın yapıldığı kasetin benim tarafımdan Üstad'a götürülüp verilmesi istendi. Denildiği gibi yaptım.

Üstad kaseti eline aldı, bir müddet düşündü ve Mehmet abiye "Hemen imha edin" diyerek verdi. Benim beklememi istemişti; karşısında ayakta duruyordum. Kasetin benim tarafımdan getirilmesini önemsemiş olmalı ki, Mehmet Abi'ye ve Osman kardeşe dönerek:

"Bu gence çok dikkat edin. Bu size emanetimdir." dedi.

Şaşırmıştım; ben de duygulandım. Elini öpüp ayrıldım.

Yılmaz Yalçıner, Üstad'a olan muhabbetinden ve hürmetinden dolayı, yapılan konuşmanın muhtevasını hiç kimseyle paylaşmadı.

  • Üstad
  • Sebil Dergisi
  • Yılmaz Yalçıner