Hüseyin Atlansoy: Bu mutluluk ömür boyu yeter bana
ABONE OL

STAR gazetesinin düzenlediği ve bu yıl ilki verilen Necip Fazıl Ödülleri’ni şiir dalında Hüseyin Atlansoy kazandı. Bu büyük ödülü almasını vesile kılarak kendisiyle bir söyleşi gerçekleştirdik. Söyleşideki cevapları da şiirleri gibi oldu, darası alınmış, eksiksiz ve fazlasız.

-Şiirlerinize, Müslüman duruşunuzdan, 80’lerde verilen mücadeleden, mütedeyyinlerin bu ülkede durdukları yerden bakıldığında, hepsini kapsayan bir yerde duruyor. Karşılığı olan bir şiir yazmak, büyük bir yükümlülük değil mi?

Bir yürüyüşte olduğunuzu düşünün. Sürekli yürüyorsunuz ve bu yürüyüşünüzde sizin katıldığınız ve size katılacak kişilerin olduğunu seziyorsunuz. Yolda iseniz yolun bedel istediğini öğrenirsiniz. Söylediklerinizin birilerinde karşılığı olması güzeldir. Hatalar da işlersiniz. Bu ülkede yaşamanın güzellik ve zorlukları şenliklidir. Size de bunlar söyleyivermek kalmıştır. Mesele bunları söyleyivermeyi taşıyabilmektedir. Siz de kanatlarınızı unutarak yaparsınız bunu. Tabii unutmak için önce bilebilmek gerekir. Sonra unutmak ve hatırlamak.

-Şairliğiniz için milat olarak gördüğünüz tarih nedir, mesela ilk şiiriniz yayınlandığında mı kendinizi şair olarak görüyordunuz?

Nurettin Yaşar'ın bana söylediği “kendini seyretme kendini seyrelt” cümlesi benim için çok belirleyici olmuştur. “Ağaç” şiiriyle başlayan ve Kaçak Yolcu kitabındaki sefer, bu sözden kendine bir yeryüzü ve gökyüzü ve ara bulmuştur.

-Yazdığınız şiiri dahil olarak gördüğünüz bir akım veya birliktelik var mı?

Olmaz mı? Akım işinden anlamam pek. İsmimin yan yana yazılmasından memnun olduğum / olacağım insanlar var. Bir sözü darasız ses som sükûtla söyleyen, güzel söyleyen arkadaşlarım var.

-Çok tartışılan bir konudur, merkez-taşra ayrımı. Siz yaşadığınız yer olarak taşradasınız, böyleyken şiirin merkezinde yer almayı anlatır mısınız?

Taşrada olmayı kimseye önermem. Kaderin hayat formu içinde sunduğu bir sonuç taşrada bulunmam. Ne diyeyim bu da geçer. Merkez derseniz orijin merkez demektir ve orijinalite merkezde olmayı ister. Kendiğindenlikle birlikte elbet.

-Cezayir Bağımsızlık Savaşı’nın lideri Ahmed bin Bella, çoğu tarih kitabında dahi anılmazken sizin şiirinize girmeyi başarmış görünüyor. Genel geçer çizgilerin dışında mı duruyorsunuz siyasi olarak?

Cezayir’i severim. Cezayir’i sevmemiz hep sevmemiz halimizi aşikâr eder zaten.

-Şiirlerinizde baskın bir imge olarak öne çıkıyor “zenci”. Bir kimliğin dışa vurumu mu bu, bu kelime üzerinden bir kimlik mi inşa ettiniz?

Ferdiyet diyelim isterseniz.

-“İyi Günler İlerde” şiirinizi “iyi günler yok” diye bitiriyordunuz, sanırım felaket büyüyor ve siz, umutlu musunuz?

Umut hep var. Üstümüze sürekli yağan bir çisenti gibi.