Aile, göz kontağı bittiğinde kaybediliyor
ABONE OL

KADEM’in Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile düzenlediği III. Uluslararası Kadın ve Adalet Zirvesi için Türkiye’ye gelen Agder Üniversitesi öğretim üyesi ve Norveç Sosyal Araştırma Merkezi uzmanı Prof. Dr. Gunhild Hagestad’la yakın gelecekte aileyi bekleyen sorunları ve çözüm yollarını konuştuk. 

“Yaşlıların gençlerden bir şeyler öğrenmesi açısından dijital devrim çok müthiş bir fırsat.” diyen Prof. Dr. Hagestad günümüz çocuklarının büyükanne ve büyükbabalarıyla geçirdiği sürenin, 90’lardaki çocukların ebeveynleriyle geçirdiği süreden çok daha uzun olduğuna dikkat çekiyor. 

Teknolojik gelişmeler, aileyi nasıl etkiliyor? Bu anlamda Türk toplumunun durumunu nasıl görüyorsunuz?  

Uluslararası değer çalışma ve araştırmalara göre, Türkiye çok güçlü aile bağlarına sahip. Ülkeniz, Doğu ve Batı arasında bir köprü görevi görüyor. Şu anda, bir nüfus değişim sürecinin başındasınız. Ama çok hızlı bir şekilde dijitalleşmişsiniz. Pek çok yönüyle modern ve çağdaşsınız. 

Nüfus değişim süreci Türk ailesi için nasıl bir risk doğuruyor? Türk aile yapısını korumak için, daha önceki toplumsal örneklere de bakılacak olursa nasıl bir önlem alınabilir? 

Türkiye’nin sosyal düzenlemelere ve politikalara ihtiyacı var. Nesillerin temasa geçmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmalı. Nesillerin birbirlerinden bir şeyler öğrenmeleri teşvik edilmeli. İnsanbilimci Margaret Mead’e ait çok sevdiğim bir söz var: “Hızlı sosyal değişimler yaşayan toplumlarda, yaşlılar zamanın göçmenleri olur. Gençlere öğretmen olmaları için ihtiyaç duyar.” Bu söz doğrultusunda ülkeler politikalar geliştirmeli. 

AİLE ORTAMINDAKİ EN KAYGILANDIRICI AN! 

Aile ve toplum yapısında nasıl bozulmalar gözlemleniyor? 

Aile, geleneksel değerlerin muhafaza edildiği yerdir. Değer- lerin ilham kaynaklarını da büyük anne ve babalar oluşturur. Beni en çok kaygılandıran şey, vücut dili ve göz kontağı gibi iletişimlerin dijitalleşme ile yok olması. 6 aylık çocuklar bile ekranlara bakıyor, birinin gözlerine bakmak yerine. Bu çok acı ve korkutucu. İnsanlık denen şeyi biz oluşturuyoruz. Birinin gözlerinin dolduğunu görmek, mutlu olduğunu görmek çok değerli. Bunu sosyal medya ağları gerçekleştiremez. Nesillerimizi korumanın en iyi yöntemi, devlet ve toplumların nesiller arasındaki bağı oluşturabilmesinden geçiyor. Çocuklar yalnızca kendi yaşındaki çocuklarla, yaşlılar sadece akranlarıyla iletişime geçiyor. Ve tehlikeli olan da bu. 

Anne ve babalar, aile bağını korumak için nasıl bir önlem alabilir? 

Ebeveynler, teknoloji konusunda çocuklarına bir limit koymalı ve sınırlamalar getirmeli. 

Geleneksel değerleri muhafaza etmek için, devlet nesilleri nasıl bir araya getirebilir? 

Nesillerin bir araya toplanabilecekleri, görüşebilecekleri, birbirlerini tanıyabilecekleri, birbirlerinden bir şeyler öğrenebilecekleri bir ortam oluşturulması gerekir. Bu konuda hassas olmalıyız. Bence yaşlılar da gençlerden biraz korkuyorlar. Oslo’da bir tramvaydayken, punky bir genç, yaşlı bir kadına yer vermek isteyerek ayağa kalktı. Ama yaşlı kadın kötü bir şey yapacağını düşünerek elindeki şemsiyeyle gence vurdu. Birbirini tanımalı farklı nesiller. Bunun için ortam oluşturulmalı. 

“Türkiye de modern bir ülke ama aile bağları hâlâ güçlü. Nüfustaki hızlı dijitalleşme ise ciddi bir risk. Ebeveyn ve çocuk arasında ‘göz kontağı kaybedildiği an’ aile bağlarının çözülmeye başladığının ilk alarmı” diyen Prof. Dr. Hagestad, Türkiye ve dünyadaki aile ve nesiller arasındaki tehdit ve fırsatları anlattı. 

Kadınlar, nesiller arasındaki en kalıcı bağ 

Norveç ve Japonya’da nüfusun yüzde 60’ı, 60 yaşın üzerinde. Pek çok Batı Avrupa ülkesinde çocukların yarısının dört büyük ebeveyni birden hayatta. Kadınlar daha uzun ömürlü olduğu için onları nüfusta daha fazla görüyoruz. Yaklaşık 6 yıl daha fazla yaşayan kadınlar, nesiller arasındaki en kalıcı bağı oluşturmuş durumda. Kadınların hayatına baktığımızda çok ciddi dönüm noktaları gördük. En kalıcı bağ anne ve kız çocuğu arasında oluşuyor. 

"Oslo’da tramvaydayken, punky bir genç yaşlı bir kadına yer vermek isteyerek ayağa kalktı. kadın, şemsiyesiyle gence vurdu. çünkü korkmuştu."

DİJİTALLEŞME DEDE-TORUNA YARADI 

Dijitalleşmenin aile ve toplum açısından hiç mi olumlu tarafı yok? Sizin, büyükanne ve torunlar arasındaki dijitalleşmeyle ortaya çıkan yakınlaşmaya ilişkin araştırma sonuçlarınız da ilginç. 

İşlerin dijitalleşmesiyle, mesafeleri kısaltma gibi bir durum oldu. İnsanlar artık birbiriyle temas etmeyecek şekilde iletişim halinde. FaceTime, Skype sayesinde torunlarınızı görebiliyorsunuz. Modernlikte, dijital çağda olma hali ve seyahat etme imkânı da oldu. Bu iki bileşenin bir araya gelmesi aile yapısını destekledi. Büyük anne-baba ve torunlara birbirini tanıma imkânı verdi. 75 yaşındaki bir büyük anne veya babanın teknolojik sorularını 45 yaşındaki çocuğuna sorması kolay değil. Çünkü tepkiyle karşılaşabilir. Ama torununuza gittiğinizde hemen yardımcı olduğunu görürsünüz. Büyük anne-baba ve torunlar arasındaki ilişkiyi araştırdığımda, dijital imkânların bu iki neslin bağlarını güçlendirdiğini, ebeveynlerin bilmediği gizli bir iletişim ağı kurulduğunu gördüm. Özellikle yaşlıların gençlerden bir şeyler öğrenmesi açısından dijital devrim çok müthiş bir arena. Günümüz çocuklarının büyük anne ve babalarıyla geçirdiği süre, 90’lardaki çocukların ebeveynleriyle geçirdiği süreden çok daha uzun. Daha kuvvetli bağların olması için daha uzun süreler var artık önümüzde. Teknoloji yeni bir özgürlük ortamı sağlıyor yaşlı ve genç nesil arasında. Çoğu 40 yaşındaki insanın bile büyük anneleri hayatta. İnsanlar daha az çocuk yaptığı için, çocuklar yetişkinlerin dikkatini daha fazla çekiyor. Dedeler ve torunlarıyla olan ilişkiyi ebeveynler koordine ederdi önceden. Özel günlerde “Hadi dedeni ara!” derlerdi. Ama artık genç ve yaşlı nesil arasında teknolojiyle oluşan bağ ile ebeveyn aracılığı ortadan kalktı.