Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varım ile hatırı satılır bir okur kitlesine ulaşan yazar Murat Menteş, yeni çıkan kitabı Ruhi Mücerret karşımızda! Yeni kitabında İstiklal Harbi’nin son gazisi 100 yaşındaki Ruhi Mücerret’in bir yıldızına dönüşmesinin hikayesini anlatan Menteş’in romanını okurken hem kahkaha atıyor hem de duygu seline kapılıyorsunuz! Ölümü dört gözle bekleyen, en büyük derdi mezar taşına ne yazacağını düşünmek olan biri Ruhi Mücerret. Tüm bunlara karşı kendisinden 70 yaş küçük birisine aşık olup cinayet planları yapıyor aynı zamanda. Ruhi Mücerret’te ölümden imkansız aşklara, politik atıflardan kapitalizmin gülen yüzüne pek çok öğe bulunuyor. Kendinizi sık sık fantastik bir kurguya kaptırdığınızı fark edeceğiniz Ruhi Mücerret’in yazarı Murat Menteş ile konuştuk
-Yeni kitabınız Ruhi Mücerret’teki başkahraman 100 yaşında. Her an ölebilir! Aynı zamanda bir adamı öldürmesi gerekiyor. Üstelik anlattığınız hikaye epey komik. Ölümle kahkahayı nasıl bağdaştırıyorsunuz?
Dünyadaki tüm kahkahalar, ölümlüler tarafından atılır. Ölümle kahkahayı bağdaştıran ilk insan ben değilim. Gerçi haklısınız, gülmek, ölüm düşüncesinden uzaktayken daha kolaylaşıyor. İnsan olmak trajik ve komiktir. Mesela tüm diktatörler, milyonerler, cellatlar, seri katiller... Öldüklerinde ister istemez komik duruma düşerler. Ve aslında, hayat da bunca gayrete ciddiyet bahşedecek denli uzun sürmüyor.
-Ruhi Mücerret de ilk iki romanınız gibi şiddet unsurlarını da barındırıyor. Sokak kavgaları yapılıyor, silahlar konuşuyor... Aile içi şiddet de var üstelik. Bunların okura zararı dokunabileceğini düşünüyor musunuz?
Bence roman ve filmlerdeki şiddeti haksızca mahkum etmekten vazgeçilmeli. Ayrıca ben mide kaldırıcı ifadeler yazmaksızın anlatıyorum şiddeti. Okurun canına kastetmiyorum. Kimseyi cinayete azmettirmiyorum. Aksine militarizm eleştirisi bile yapıyorum. Şiddeti nitelemeden yapabilir miyim bunu? Belki. Fakat o zaman da romanın tadı kalmaz.
-Dublörün Dilemması, Korkma Ben Varım ve Ruhi Mücerret... Üç roman da karakterlerin yaşadığı olaylar, dili bakımından aynı zekanın ürünü olduğunu belli ediyor. Ancak Ruhi Mücerret daha net sanki...
Doğru. Daha derli toplu bir hikaye anlatmak istedim. Korkma Ben Varım hakkında, bir arkadaşım ‘Okurun zekasını sınamak için yazılmış sanki’ demişti. Bu bana pek müspet bir yorum gibi görünmedi. Kimseyi teste tabi tutmak istemem. Şaşırtmak, düşündürmek, güldürmek veya ne bileyim hislendirmek tamam da, zeka testi hoş değil. Temiz bir roman yazayım, insanlar da ferah ferah okusunlar diye düşündüm.
NORMAL BİR İNSANIM VEJETARYEN BİLE DEĞİLİM
-Ruhi Mücerret, yeni çıkmasına rağmen en çok satan kitaplar arasında. Siz de romanınızla birlikte gündeme geldiniz. Oysa daha önce popüler argümanlardan çok hoşlanmadığınızı söylemiştiniz.
Evet. Aslında hiç röportaj vermemeliyim. Eserim konuşmalı. Ben de İhsan Oktay Anar gibi sessizce işime gücüme bakmalıyım. Ne yazık ki roman hakkında değerlendirme, eleştiri yazıları yazmak yerine, çoğu yayın organı röportaj yapmayı öneriyor. Ben sokaklarda gezip tozan biriyim. İki gün önce bir kamyonet önümde fren yaptı ve şoför elini kaldırarak selam verdi: ‘Abi kitap çok şahane!’ deyip gaza bastı. Bu kadarı beni sersemletiyor.
-İyi ama, fotoğraflarınızda tabir-i caizse ‘artistik’ pozlar veriyorsunuz. Dostoyevski’nin omzuna koyuyorsunuz elinizi, kitabınızı havaya uçuruyorsunuz...
Şakacı biriyim. Romanlarımdan da anlaşılıyordur. Ayrıca, röportaj fotoğraflarında öylece durmaktan utanıyorum. Çünkü fotojenik değilim. Bari bir hareket olsun düşüncesiyle bir şeylerle oynuyorum. Yoksa bir rock yıldızı tribine girdiğimi sanmayın. Mazbut bir adamım ben.
-Kitaplarınıza bakarsak sizin mazbut olduğunuzu düşünmek imkansız...
Çılgınca hikayeler kurmak için bizzat çılgın olmak gerekmiyor. Bu sözüme inanın. Geçenlerde biri ‘Bu adam hiç silah taşımadığı halde neden böyle cinayetli, kanlı romanlar yazıyor?’ diye sormuş. Halbuki, yazarların sarayı anlatmak için kraliyet soyundan gelmesi gerekmez mesela. Aksiyon yüklü hikayeler yazmak için manyağın teki olmak zorunda değiliz. Velhasıl, tarikat kurmadım, vejetaryen bile değilim!
MUTLU EVLİLİKLER DE YAZILMALI
-Kitaplarınızda ölümden sonra en çok üzerine durduğunuz mesele aşk... Ama o bilinen aşk hikayelerinden değil sizin yazdıklarınız. Neden bu konuda ezber bozuyorsunuz?
Kolaylık, konfor, kavuşma... Aşkın duygusal boyutunu ıskartaya çıkarıyor. O zaman aşk pratik test edilen bir şeye, çantadaki kekliğe dönüşüyor. Kavuşmak kötüdür demiyorum. Bence tüm aşıklar kavuşmalı. Fakat o zaman başka şeyler önem kazanıyor. Aşkı değil, hayatı yaşamaya başlıyorsun. Aşkın değil, hayatın gerçekleri öne çıkıyor. ‘Fatura da yüksek gelmiş, yemek hazır mı, kombiyi kısalım’ dönemi başlıyor.
-Kavuşmuş aşıkların hikayesi anlatılmaya değmez mi?
Elbette değer. Hatta gerekli de sanırım. Çünkü bu tür hikayeler çok az olduğu için, insanlar bir ömür boyu birlikte nasıl mutlu olabileceklerine dair ipuçlarından mahrumlar. Bence mutlu evliliklere dair hikayeler yazılmalı. Niyeyse yok. ‘Canım karıcığım’ diye bir şarkı olmaması cidden tuhaf ama yok işte...