Kanoyla bizi Olimpiyatlar’a götürüyor
ABONE OL

Türkiye’nin tarihinde ilk kez bir sporcu kanoda ülkemizi temsil edecek. 2016 Rio Olimpiyat Oyunları’na katılacak bu ismi merak ediyorsanız hemen tanıştıralım: Lasma Liepa. Letonyalı kadın sporcu için de bu bir ilk. Çünkü o da ilk kez Olimpiyatlar’a katılıyor. Üstelik katmerli bir ilk aynı zamanda. Zira daha önce Letonya’dan hiçbir kadın sporcunun olimpiyatlara bu dalda gidemediğini söylüyor. Son bir yıldır Türkiye’de yaşayan Liepa’nın hedefi ise şimdiden belli: Madalya kazanmak. “Biliyorum ki bu mümkün” diyen, iki üniversite mezunu genç sporcuyla tanışın...

- Kendinizden bahseder misiniz?

1988 yılında Letonya’da doğdum. O yıllarda Letonya, Sovyetler Birliği’nin bir parçasıydı. Bütün hayatım Riga’da ailem ve iki kedimle birlikte geçti. Ta ki Türkiye’ye gelene kadar.

- Ne okudunuz?

2011 yılında Riga Stradins Üniversitesi’nin sağlık uzmanlığı ve fizyoterapi bölümlerini bitirdim, 2012’de ise Letonya Spor Eğitimi Akademisi’nden spor uzmanı ve kano antrenörlüğünden mezun oldum. Bunların nasıl aynı anda olduğunu merak ediyorsanız... Aynı anda iki üniversiteye devam ettim. Bazen çok zordu ama çalışmak ve antrenman için de vakit bulabiliyordum.

- Letonya’da nasıl bir hayatınız vardı?

 Ailemin hepsi Letonyalı ve Riga’da yaşıyor. Benden küçük bir erkek kardeşim var, bir fotoğraf şirketinde fotoğrafçı olarak çalışıyor. Annem tıp merkezinde muhasebeci, babam bir telekomünikasyon şirketinde çalışıyor. Ben 81 yaşındaki büyükannemle birlikte yaşıyordum. Kendisi hasta ve yardıma ihtiyacı vardı. Aslında kendimi çok şanslı hissediyorum çünkü üç büyükannem var! Büyükbabalarımdan biri iki kez evlendi. Üç büyükannem de benim fanım. Letonya’da hayat basitti. Sadece bazen kışlar çok uzun, yazlar ise çok kısa sürüyordu. Letonya’da yaz, genelde haziran ayı sonunda başlar ve ağustosun sonunda biter. İlkbahar ve sonbahar yağmurlu ve rüzgarlı geçer. Kışları ise çok soğuktur. Bundan bahsediyorum çünkü antrenmanlarımı eksi 27 derece havada, eksi 15 derece suda yapıyordum. Türkiye’ye gelmeden önce dört yıl boyunca spor okulunda kano antrenörlüğü yaptım. Grubumda 30 öğrenci vardı.

Kaya tırmanışını da denedim

- Peki ailenizden kimse sporla ya da kanoyla ilgileniyor muydu?

Hayır, ailemden kimse spor yapmıyor. Kanoya başladığımda bu sporla ilgili hiçbir şey bilmiyor, bana neden bunu seçtiğimi soruyorlardı. Çünkü tehlikeli olduğunu düşünüyorlardı. Aslında kanoya başlamadan önce üç yıl boyunca kaya tırmanışı yapmayı denemiştim. Annem bundan da korkmuştu.

- Peki kanoya nasıl başladınız?

Bir arkadaşım söyledi. Çok eğlenceli olduğunu anlatıp uzun süre ısrar etti yapmam için. Sonunda kabul ettim. İlk kez 2001 yılının eylül ayında yaptım. Başlarda alabora olmasın diye sadece stabil slalom bir tekne verildi. Birkaç hafta sonra Riga’da çok soğuk bir havada antrenmanlara devam ettik sonra salon antrenmanlarına geçtik.  2002’nin mayıs ayında ilk ciddi denememde kano 20 kez alabora oldu.

- Bu sporun en ilginç ve eğlenceli yönleri nedir?

Bir kere doğayla iç içesiniz. Bazen öyle manzarası olan yerlere gidiyorsunuz ki insanların hiçbir zaman göremeyeceği... Mesela Riga’da bir Kanada geyiğinin nehirde yüzdüğünü görmüştüm. Sonra sudan çıkıp çalıların arasında kayboldu. Ya da kanomun altında bir fok yüzüyor. Suda neyle karşılaşacağınızı bilmiyorsunuz. Bir diğer nokta ise antrenmanlar... Koşuyoruz, yüzüyoruz, fitness salonuna gidiyoruz, bisiklete biniyoruz. Hiç sıkılmıyoruz.

- Bu spor dalı size kazandırdı?

Sabırlı ve güçlü olmayı, zorluklarla baş etmeyi öğrendim. Bazen soğuk ve yağmurlu havada kendinizi motive etmeniz hiç kolay değil. Sportif başarılara gelirsek... 2015’te Milano’da düzenlenen şampiyonada Olimpiyat Oyunları’na katılma hakkı elde ettim. Bugüne kadar Letonya’daki 2005-2014 arasındaki 71 şampiyonada altın madalya kazandım.

Bir mail attı, hayatı değişti

- Neden Türkiye’ye gelmeyi seçtiniz?

Antrenman yaptığım kulüpte durumlar çok iyi değildi. Antrenörümle çalışmayı bıraktım, aslında başka bir kulübe gitmeyi istedim ama böyle bir şansım yoktu. Çünkü kano sporu Letonya’da çok yaygın değil. Bir arkadaşım başka bir ülkeye gitmemi önerdi. Ben de Türkiye Kano Federasyonu’na mail gönderdim. Beni antrenmanlara ve milli takım seçmelerine davet ettiler. Başlangıçta hiçbir şey kolay değildi, fakat sonu hepimiz için çok iyi oldu. Şu an Türkiye Kano Milli Takımı ve Antalya Gençlik Merkezi Spor Kulübü’nün sporcusuyum.

- Türkiye’ye gelmeden önce ne biliyordunuz bu ülke hakkında?

İlk kez 2012 yılında Letonya’daki takımımla Antalya’ya kampa gelmiştik. Türklerin Müslüman, başkentin Ankara, İstanbul’un ise köklü bir tarihe sahip olduğunu biliyordum. Tabii Osmanlı İmparatorluğu’ndan, Türkiye’nin tatil açısından popüler olduğundan da haberdardım. 2012’den sonra her yıl kamp için Antalya’ya gelmeyi sürdürdük. Son bir yıldır ise burada yaşıyorum.  

BANA EN ÇOK YÖNELTİLEN SORU: NERELİSİN, NE İŞ YAPIYORSUN?

Türkiye’de en çok neyi seviyorsunuz?

Akdeniz kışlarını. Kar botları, kalın montlar ve bereler kullanmak zorunda değilim! Eğer kar görmek isterseniz biraz kuzeye seyahat etmeniz yeterli. Türk yemekleri harika. Letonya yemeklerinden çok farklı. Favorilerim çoban salata, şiş kebap, iskender ve baklavadan oluşan mönü. İnsanlar çok yardımcı ve sürekli benim nereli olduğumu, Türkiye’de ne yaptığımı soruyorlar. Oysa Letonya’da insanlar yabancılarla asla konuşmaz! 

- Nerede yaşıyorsunuz?

Otelde çünkü sürekli kamptayım. Geçen kış Köyceğiz, Adana ve Antalya’da kamp yaptık. İlkbaharda ise Avrupa’ya gidip hem kamp yapıp hem yarışlara katıldık. Otelde yaşam kulağa hoş gelebilir bazıları için; temiz oda, derli toplu yatak... Ama pek çok da negatif tarafı var. Bazen yalnız kalmak istediğinde bir yer bulamayabiliyorsun. Şu an Belek’te bir otelde kalıyorum. Günlerim hep birbirine benzer geçiyor. Kahvaltı-antrenman, öğle yemeği-antrenman, akşam yemeği-uyku. Yani ye, uyu, kano yap. Tatil günleri otelden çıkıp etrafı geziyorum, alışveriş yapıyorum.

SONUCU DUYUNCA DEFALARCA GÜLDÜM AĞLADIM

- Rio’daki 2016 Olimpiyat Oyunları’nda Türkiye’yi kanoda temsil edeceksiniz. Bu konuda siz bir ilksiniz. Ne hissediyorsunuz?

Finish’e gelirken kaçıncı sırada olduğumu anlamamıştım. Yarışta herkes birbirine çok yakındı. Takım arkadaşlarım belki kontenjana kalabileceğimi söyledi fakat hiçbir şey net değildi. Sonra belli oldu ki Olimpiyatlara gitme hakkı elde etmişiz. Bunu duyunca ayağa kalkıp yürümek zordu. Bir sandalyede oturdum, güldüm, ağladım, güldüm, ağladım. Defalarca... Sonraki gün başım o kadar ağrıdı ki sanki beynim durmadan çalışıyordu. Bir hafta boyunca uyuyamadım. İnanılmaz bir deneyimdi. Şu an ise çok mutlu ve gururluyum. Bu aynı zamanda Leton kadınlar için de bir ilk. Hiçbir Leton kadın daha önce olimpiyatlara katılmamış. Dolayısıyla gururum ve mutluluğum ikiye katlandı!

- Peki 2016’da Rio’da neyi hedefliyorsunuz?

Elimden gelenin en iyisini yapıp bir madalya almayı. Bu benim bir rüyam.  İnanıyorum ki bu mümkün.