Osmanlı İmparatorluğu’nda mücevher denince akla sadece kadınların kullandığı o gösterişli takılar gelmesin. Zümrüt ve yakutlarla kaplı matara, elmaslarla donatılmış zırh, altın ayna, yakut süslü gümüş terlik, üstü değerli taşlarla yapılan motiflerle işli miğfer, şehzade ve sultanların altın beşiği ve birbirinden ihtişamlı sorguçlar imparatorluğun gücünün simgesi olan eşyaların başında geliyor. Osmanlı saray mücevherleri hakkında ilk makalesini 16 yıl önce yazan mimar ve sanat tarihçisi Prof. Dr. Gül İrepoğlu, konunun tüm ayrıntılarını Osmanlı Saray Mücevheri-Mücevher Üzerinden Tarih Okumak adlı kitapta topladı. Bilkent Kültür Girişimi Yayınları’ndan çıkan kitapta İrepoğlu, Topkapı Sarayı Hazine Dairesi’nde bulunan mücevherlerden de yola çıkarak her eşyayı tek tek inceledi.
LALE DEVRİ DAHA IŞILTILI
Kitabın alt başlığı ‘Mücevher Üzerinden Tarih Okumak’. Prof. Dr. Gül İrepoğlu, buna dair şu ipuçlarını sıralıyor: “Mücevher, Osmanlı kültüründe 15’inci yüzyılda İstanbul’un fethinden sonra ağırlık kazandı. Bu, Osmanlı Devleti bir İmparatorluğa dönüştükten sonra oluyor. Daha önce buna ne vakitleri ne halleri var. 16’ıncı yüzyılın ihtişamı mücevherlere yansıyor ve mücevherler giderek çeşitleniyor. Osmanlı kültüründe mücevheri eşya olarak düşünün. Mücevherler bir yaşamı yansıtıyor. Saray yaşantısını mücevherlere bakarak okuyabilirsiniz. Bu dönemde en ince işçilikler var. 17’nci yüzyılın başında da aynı incelik görülüyor. Analitik geometri bulunduğu için pırlanta kesimi de ortaya çıkıyor. 18’inci yüzyılda işçilikler daha farklı. Mesela daha önce belli taş yuvaları kullanılırken 17’nci yüzyılın ortalarında ve sonrasında kalıpla çakma tekniği uygulanıyor. Çünkü artık imkanlar öyle. 18’inci yüzyılın başı bildiğiniz gibi Lale Devri. İmparatorluğun eski gücünün kalmadığı bir dönem ama bir yandan da bunu mücevherlerle örtmeye çalışıyorlar. Müthiş bir gösteriş var. İri elmaslar parıl parıl parlıyor. Bunu padişah portrelerinde de görebiliyorsunuz. 19’uncu yüzyılda ise ciddi bir Avrupalılaşma eğilimi var.”
Osmanlı’da sarayda mücevheri öncelikli olarak kullanan padişah ve aslında her şey onun için yapılıyor. Padişah mücevher takmak zorunda çünkü gücün simgesi aynı zamanda. Cuma selamlığına ihtişamlı çıkmak durumunda. İrepoğlu, mücevherin padişahların eşya ve takılarında sadece bir süsleme aracı değil onun özel konumunun uzantısı, doğal gereklilik olarak görüldüğünü anlatıyor. Padişahların simgesi ise öncelikle sorguç. İrepoğlu “Sorguç, hayattayken de ölümden sonra da padişahın saltanat simgesi. Sorguç padişah öldüğünde tabutunun üzerine ve türbesine konuluyor” diyor. Padişahın ihtişamı sadece sorgucunda değil! İrepoğlu diğer mücevherleri şöyle sıralıyor: “Padişahlar harikulade mücevher kemerler takıyor, mücevher kaplı hançer kullanıyor. Yüzükleri olağanüstü güzel. Kaftanını iki yanını birleştiren bantlar bile taşlı. Mesela 18’inci yüzyılda bu bantlar silme elmasla kaplı.” Peki kadınların takıları? İrepoğlu “Tabii saraydaki kadınlar arasında mücevher açısından bir yarış var mutlaka. Ama hazinede çok kadın takısı yok. Ya bozdurulmuş veya buradan çıkarken götürülmüş. Oysa padişahlara ait her şey büyük saygı gösterilerek saklanır. O yüzden en çok onlar günümüze geldi” diyor.
IV. MURAD SÜSÜNE DÜŞKÜNDÜ
İrepoğlu, mücevhere en düşkün padişahı “Kendi gözlemlerime dayanarak söyleyebilirim ki Sultan IV. Murad, süsüne çok düşkün” diye anlatıyor: “Portrelerine baktığınızda görebiliyorsunuz. 18’inci yüzyıl padişahları da süsüne çok düşkün. Sultan I. Abdülhamid de inanılmaz iri sorguçlarla poz vermiş.” İrepoğlu’nda “Öyle bir şey söyler misiniz, üzerinde mücevher olduğunu gördüğünüzde çok şaşırdınız” diye sorduğumuzda duraksamadan “18’inci yüzyıldan kalma sünnet usturası” yanıtını veriyor: “Üzerinde yakut ve elmaslar var. Bu hakikaten şaşırtıcı bir şey, mücevherin tüm yaşama yayıldığı anlamına geliyor.”
KAŞIKÇI ELMASINDAN SORGUÇ
1774-1789 yılları arasında saltanatta olan Sultan I. Abdülhamid’in portresindeki sorguçta ünlü kaşıkçı elması yer alıyor.
MATARA
Altın tören matarasının biçimiyle yüzyıllarca kullanılan deri mataralara gönderme yapılmış. Üzerindeki çiçekler zümrüt ve yakutla kaplı. Zincir askısının takıldığı yerlerde birer küçük ejderha başı bulunuyor, birinin ağzında inci diğerininkinde yuvarlak bir zümrüt var. Sanki çiçeklerin arasından başlarını kaldırmaya çalışıyor gibi yapılmış.
TERLİK
Değerli taşlarla bezeli pabuçların 16’ncı yüzyıldan itibaren kullanıldığı anlaşılıyor. Gümüş üzerine mercan kakmalı, içi kadife terlik de örneklerden biri.
AYNA
Mücevheri geniş bir yüzeye uygulama imkanı veren aynalarda Osmanlı kuyumculuğunun görkemli örnekleri izleniyor. Bu aynada taşlarla bir çiçek motifi yapılmış.
KALKAN
16’ncı yüzyılda kullanılan kalkanın söğütten örülmüş dış çemberinde boyalı motifler yer alıyor. Göbekte ise yine işleme var ve üzeri güç veren bir taş olarak firuze taşı bulunuyor.
SÜNNET TAKIMI
Sünnet usturasının sapında dizi dizi yakut ve zümrüt, vidasında ise elmas bulunuyor. 1878 tarihli Hazine Defteri’ne kayıtlı altın ve gümüş sünnet tepsileri Osmanlı kültüründe bu dinsel geleneğe verilen önemi ortaya koyuyor.
ZIRH
Sultan III. Mustafa’nın zırhı. Yuvarlak veya şemse biçimli altın madalyonların üzerine kakılmış elmaslar ve altın yuvalardaki yakutlar ve incilerle bezeli. Zırhın miğferine tüy yerine elmaslı ve yakutlu altın bir sorguç takılı. Zırha tutturulan kılıcın kabzası ve kını yine elmas ve yakutlarla süslü.