Twitter’da hesap sahibi olmanın, çağdaşlığın olmazsa olmazı sayıldığı şu günlerde, bazı belediye başkanlarının işi gücü bırakıp Twitter’da ‘takıldıklarını’ görünce aklıma geldi bu Alman özlü sözü. Bunu pekala ‘Bağırıp çağırma, hizmet üretmeye bak’ diye uyarlayabiliriz. Nitekim ülkemizde belediye başkanları kadar ‘PR’ yapan başka bir yönetici grubu yok. (PR, İngilizce halkla ilişkiler kelimelerinin baş harfleri. Ancak bence halkla ilişkiler başka bir şey, PR başka bir şey. )
Hangi şehre gitsem belediye başkanlarının boy boy fotoğrafları bilboardları, reklam alanlarını kaplamış durumda. Birçok ilçede, her kaldırım taşı için başkana teşekkür eden semt esnafı imzalı pankartlardan geçilmiyor. Metrekareye beş belediye başkanı posteri düşen ilçeler gördüm. Belli ki başkanların danışman kadrosu halkla ilişkilerden bunu anlıyor. Hizmetlerin halka anlatılmasının başka bir yolu olmalı. Ama konumuz o değil.
KENDİSİNİ KAPTIRMIŞ
Boş bulunup kimi belediye başkanlarının Twitter aktivitesine rast geldiğimde, çalışmaya ne zaman fırsat bulduklarını anlamakta güçlük çekiyorum. Sözgelimi bu yazıyı yazdığım zaman bir belediye başkanının 40 bine yakın tweet’i olduğunu gördüm. Üstelik övünerek “Tweetlerimi başkası yazmıyor, bizzat kendim yazıyorum” diye belirtmiş. Kendisine laf atan neredeyse herkese cevap vermiş. Rögar kapakları sebebiyle şikayetçi olan ve tweet atanlara insanlara bile. Üstelik üslup olarak tam da özlü sözde belirtildiği gibi ‘bağıran, çağıran’ bir tarafı var. Büyük harflerle tweet yazıyor. “Bak ben yaptım, başkası yapamaz” diyor, hakaret edenleri mahkemeye veriyor, Twitter’daki takipçileriyle buluşma günleri tertip ediyor. Açıkçası kendini fazla kaptırmışa benziyor. Örnekler uzatılabilir.
İstanbul’da yaşıyorum ve doğal olarak Twitter kullanan belediye başkanlarının çoğunun hizmet alanına girmiyorum. Gittiğim birçok şehirde şehircilik anlamında parklar, alışveriş merkezleri ve üst geçitlerden başka bir şey göremiyorum. Dolayısıyla kendisini Twitter üzerinden tanıdığım birçok belediye başkanının belediyeciliğini yargılayacak kadar tanımıyorum. Doğru şehir planlamacılarıyla çalışıyorlar mı, bilemem. Doğru yol mühendisleriyle çalışıyorlar mı, onu da bilemem. İmar anlamında doğru adımlar atıyorlar mı, onu da bilemem. Fakat kesinlikle yanlış halkla ilişkiler ajansıyla çalıştıklarını söyleyebilirim. Uzaydan bu şehirlere, ilçelere düşsem ve bu yerin başkanının Twitter hesabını açıp kendisini tanımaya çalışsam çok iyi bir portre çıkmaz karşıma.
KAÇIŞ YOLU VAR
Bütünüyle profesyonel halkla ilişkiler faaliyetleri özellikle online ortamlarda çok riskli, kabul ediyorum. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sosyal medya ekibi 40 yıllık tulumu gayda yapmışlardı da kıyamet kopmuştu. Ancak onun bir kaçış yolu var, “Ben yapmadım, ekibim hata yapmış, özür diliyorum” der geçersin. Profesyonel düzlemden bütünüyle uzaklaşınca da sanal ortamlarda ortaya böyle absürd profiller çıkıyor.
Türkiye’nin tüm şehirleri, belediyecilikte Alman şehirleriyle yarışabilir. Bu potansiyeli var. Belediye başkanlarımızın Alman belediyeciliğinden örnek alacağı fazla bir şey var mı yok mu onu bu işlerden anlayan insanların takdirine bırakıyorum. Ama ben birazcık bildiğim bir konuda, sosyal medya ve sanal ortamlar konusunda belediye başkanlarına Almanların ilgili özlü sözünü biraz değiştirerek hatırlatıyorum: “Twitter’ı, Facebook’u, semt sakinlerinin teşekkür eden pankartlarını bırak; hizmet üretmeye bak.”