AAtölye'de Anadolu Ajansı (AA) Editör Masası'na konuk olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, gündeme ilişkin soruları yanıtladı, değerlendirmelerde bulundu.
Fidan, İran ile ABD arasında Pakistan'ın başkenti İslamabad'da yapılan müzakereleri değerlendirerek, dün itibarıyla tarafları aldıkları mesafeyi kamuoyuyla paylaştıklarını, öncesinde de olduğu gibi ortaya çıkan tabloda Türkiye'nin ne yapabileceğini ve katkısının ne olabileceğini değerlendirmek, müzakerenin nerede tıkandığına bakmak için dün gün boyu müzakerede bulunan taraflarla iletişim halinde olduklarını söyledi.

Gelinen noktada ABD Başkan Yardımcısı JD Vance'in müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenlediğini belirten Fidan, Vance'in açıklamalarının masaya bir teklif getirdiklerine ve nükleer konuda genel itibarıyla bir tıkanma olduğuna işaret ettiğini aktardı.
Fidan, taraflarla konuşulduğunda esas itibarıyla bu konuda şu anda belli teklifler olduğuna işaret ederek, uzun zamandır edindiği birçok müzakere tecrübesinden yola çıkarak tarafların başlangıç pozisyonlarını ortaya koyduklarını ve bunun normal olduğunu dile getirdi.
- "ABD VE İRAN ATEŞKES KONUSUNDA SAMİMİ"
Fidan, "Başlangıç pozisyonları her zaman için biraz maksimalist olur. Daha sonra taraflar arabulucuların desteğiyle bir noktada buluşturmaya çalışırlar. Yeter ki ateşkese ulaşmada, devam ettirmede, daimi kalıcı niyetleri olsun. Benim gördüğüm şu anda her iki taraf da ateşkes konusunda samimi, ihtiyacın farkında." diye konuştu.
Her zaman için bir İsrail faktörü olduğunu dile getiren Fidan, "İsrail'in buradaki oyun bozanlığını hep hesapta tutmak gerekiyor. Biz bunu Amerikalılara da diğer taraflara da sürekli söylüyoruz. Ama an itibarıyla Amerikalılar da İranlılar da kendi evlerine gittiler. İranlılar özellikle Amerikalıların yaptığı teklifi değerlendirecekler. Bir cevap verecekler diye düşünüyorum." ifadelerini kullandı.

Fidan, ateşkesin süresine ilişkin, "Müzakere edilen konu başlıklarına baktığınız zaman bunların 15 gün içerisinde nihai bir imzalanacak belgeye bağlanması teknik olarak da mümkün olmayabilirdi." şeklinde konuştu.
Türkiye'nin her zaman için bunun ipucunu verdiğini kaydeden Fidan, tarafların iyi gittiği takdirde 45 veya 60 gün müzakerelerin devam edebilmesi için ilave bir ateşkesin gündeme gelebileceğini vurguladı.
Fidan, "Nükleer konuda olay 'ya hep ya hiç'e dönerse, özellikle zenginleştirmeyle ilgili konuda, orada bir ciddi engelle karşılaşabiliriz diye düşünüyorum. Bunu da bazı arabulucuların ve diğer ülkelerin desteğiyle aşmaya çalışacağız." dedi.
"Hürmüz Boğazı üzerindeki kilitlenmenin nasıl çözüleceğinin" ve Türkiye'nin yaklaşımının sorulması üzerine Fidan, "Şimdi Hürmüz Boğazı aslında savaşın bölgesel bir savaş olmadığını, küresel etkileri olan bir savaş olduğunu da gösteren en önemli örnek." yanıtını verdi.
Fidan, Hürmüz Boğazı'nın dünya doğal gaz ve petrol ihracatının yüzde 20 ila 25'inin yapıldığı bir yer olduğunu belirterek, bunların sadece doğal gaz ve petrol alımı değil yan sanayi petrokimya tesislerinde üretilen birçok ürünün de ham maddesini teşkil ettiğini söyledi.
Bakan Fidan, "Çok büyük bir lojistik zincirinin, üretim ve sanayi altyapısının aslında inkıtaya uğramasıyla karşı karşıyayız burada. Dünya piyasalarının bunu bu kadar yakından hissettiği bir yerde, global bir ilginin, global bir çözüm arayışının olması normal." ifadelerini kullandı.
Ateşkesle beraber Hürmüz Boğazı'nın açılması, her iki tarafın da ateşkese riayet etmesi prensibinin geliştirildiğini vurgulayan Fidan, "Şimdi Hürmüz Boğazı bundan sonra nasıl işletilecek diye bir soru var. Bütün bölge ülkeleri ve dünyanın istediği Hürmüz Boğazı, uluslararası geçişleri tamamıyla serbest olan yani hiçbir ülkenin burada herhangi bir para ödeme durumunda kalmadan geçmesi ve geçişinde engellenmemesi gerekiyor. Genel kabul bu, yani savaştan önce olduğu gibi." diye konuştu.

- "SERBEST GEÇİŞLE İLGİLİ BİR SIKINTI OLMAZ"
İranlıların ateşkes anlaşmasının veya ileride yapılacak barış anlaşmasının bir parçası olarak Hürmüz Boğazı ile ilgili belli talepleri gündeme getirdiğini aktaran Fidan, "Benim gördüğüm yani serbest geçişle ilgili bir sıkıntı olmaz. Yani orada da gerekli şartlar sağlandıktan sonra burada bir sıkıntı olmaz." dedi.
Fidan, bundan etkilenen Avrupa ülkeleri, Asya Pasifik'te Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore'nin bu sorunun çözümü için arayış içinde olduklarını belirterek, şunları kaydetti:
"Avrupa'da Fransızların, İngilizlerin teklif ettiği modeller var. Bazılarında, 'Uluslararası güç oluşturalım, gemilerin geçişini biz uluslararası güç olarak buradan mümkün kılalım. Savaşta ateşkes olmuş, olmamış, devam etmiş, etmemiş. Biz ülkelerin anlaşma takvimine bağlı kalmaya sabredecek bir ekonomik dayanıklılığımız yok. Kırılganlık çok fazla bütün ülkeler üzerinde. Bunun açılması lazım' yaklaşımı var. Haklı olarak böyle bir yaklaşım da var."
Fidan, öte yandan tarafların şu anda görüştüğünü ve herkesin ciddiyetin farkında olduğunu belirterek, "Bu mümkün, yakında olacak diye bir beklenti de var. Şimdi Başkan (Donald) Trump'ın yaklaşımı burada uluslararası bir güç oluşturup, bu güç vesilesiyle herkesin ihtiyacı olan bir çözümü getirmeye çalışırken Avrupalılar hiç bu konuya girmek istemiyorlar." ifadelerini kullandı.
Burada ince bir çizginin olduğunu, "Hürmüz Boğazı'nın açık tutmasını sağlamakla İran'a karşı yürütülen savaşın bir parçası olma" gibi bir durumun söz konusu olduğunu kaydeden Fidan,"Hiçbir ülke İran'a karşı yürütülen savaşın parçası olmak istemiyor. Bunu Avrupalılar da açıktan söylediler." diye konuştu.

- "BUNUN AŞILMASI İÇİN HERKESİN ELİNDEN GELENİ YAPMASI LAZIM"
Bakan Fidan, Türkiye'nin duruşunun, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın başından beri ortaya koyduğu "Türkiye'yi savaşın dışında tutma politikası" olduğunu dile getirdi.
Öte yandan Hürmüz Boğazı'ndaki durumun küresel piyasalarda çok ciddi etkisi olduğuna işaret eden Fidan, bu durumun çözülmesi için Türkiye'nin her türlü katkıyı sağladığını vurguladı.
Fidan, "Bunun aşılması için herkesin elinden geleni yapması lazım. Biz Türkiye olarak enerji güvenliğimiz, enerji arzı açısından Hürmüz Boğazı'na çok fazla bağlı değiliz." dedi.
Türkiye'nin elektrik üretiminde doğal gazın payının düştüğünü, yenilenebilir enerji oranının özellikle son 20-23 yılda inanılmaz derecede arttığına dikkati çeken Fidan, "Fakat biz fiyatlar üzerine olan etkisinden dolayı, dolaylı etkisini hissediyoruz Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın. Çünkü bizim aldığımız enerjinin bize gelmesinde problem yok ama fiyatında bu sefer problem oluyor. Bu da ekonomiye uzun vadede yük bindirir." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, Hürmüz Boğazı'ndaki kapanmanın bu şekilde devam etmesi durumunda, Avrupa ve Asya Pasifik'te fiyatlara yük binmesinin yanı sıra enerji arzıyla da ilgili gelecek dönemde sıkıntı yaşanabileceğine dikkati çekerek, Rusya-Ukrayna Savaşı ile beraber Rus enerji kaynaklarının uluslararası piyasalara iletilmesiyle ilgili ciddi sıkıntılar yaşandığını hatırlattı.
Beş yıl önce başlayan bu kriz anını özellikle Avrupa merkezli marketlerin yönetmesinin oldukça zaman aldığını kaydeden Fidan, "Şimdi üstüne böyle bir krizin gelmesi, başta Asya Pasifik olmak üzere diğer marketleri de etkileyecek bir olay. Hatta öyle ki Afrika'daki belli ülkelerde, 40-45 milyon kişiyi etkileyecek bir kıtlık ve açlık meselesine de sebep olabilir." değerlendirmesini yaptı.
Fidan, ayrıca Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş meselesinin Türkiye'nin çok uzun zamandır ortaya koyduğu bazı bölgesel bağlantısallık projelerinin önemini de ortaya çıkardığını vurguladı.

- "BİZİM DURDUĞUMUZ YER (HÜRMÜZ BOĞAZI'NIN) BARIŞ YOLUYLA BURANIN AÇILMASI"
Bölgede uluslararası gücün konumlanmasının İran tarafından nasıl karşılanacağını ve Türkiye'nin bu konudaki yaklaşımının sorulması üzerine Fidan, bu konunun henüz ciddi şekilde tartışılmadığını belirtti.
Fidan, şunları kaydetti:
"Bu konuda bizim durduğumuz yer barış yoluyla buranın açılması, tarafların bu konuda müzakerelerini tamamlaması. Çünkü her taraf bunun farkında. Bunun devam ettirilemeyeceğini görüyorlar. Uluslararası bir silahlı barış gücüyle buraya müdahil olmanın şu anda çok fazla zorlukları var. Özellikle savaş devam ederken, bu nereye kadar daraltılacak, nereye kadar genişletilecek? Onun için birçok ülkenin buna gönüllü olmadığını görüyoruz. Ama bu tartışılan bir konu, bu devam ettirilemez."
Fidan, Türkiye'nin bu konudaki duruşunun, İran'la gerekli müzakerelerin yapılması, ikna yöntemlerinin kullanılması ve Hürmüz Boğazı'nın bir an önce açılması olduğuna işaret ederek, şöyle devam etti:
"Ben, müzakere sonuçlandığı zaman Boğaz'la ilgili bir sorun kalacağına inanmıyorum açıkçası. Bütün değerlendirmelerimiz o yönde. Burada yeter ki müzakere bir yere ulaşsın. İranlılar bir tarafını tıkıyorlar ve istediklerini geçiriyorlar. Buna mukabil, bölgedeki boğazın fiili kontrolüne ele almış gözüktüğü için Amerikalılar da geliyorlar diyorlar ki, tamam benim istediklerimi sen geçirmiyorsun, sen kendi istediklerini geçiriyorsun, ben de boğazın öbür tarafına geleceğim, senin istediklerini de ben geçirmeyeceğim. Şimdi bu karşılıklı bir alanda pozisyon almayla alakalı bir durum. Tarafların birbirini mevcut hamlelerle bir dengeleme arayışı var. Yani birisi bir hamle yapıyor, diğeri öbür hamleyle o hamleyi biraz daha etkisiz hale getiriyor."
Fidan, Hürmüz'ün açılmasıyla ilgili sorun görmediğini belirterek, "Sorun, bundan sonra Hürmüz'ün regülasyonuyla ilgili bir önerme getirecek mi birisi? Özellikle İran. 'Ya bu zamana kadar Hürmüz Boğazı böyle geldi ama bundan sonra ben burada daha aktif ve söz söyleyen biri olmak istiyorum veya para alan biri olmak istiyorum' durumuna gelecek mi? Şimdi benim konuştuğum bölge ülkeleri haklı olarak tek bir konuda endişeliler. Yani burada savaştan önceki rejim neyse, savaştan sonraki rejimin de aynı olması konusunda büyük bir çıkarları, istekleri var." diye konuştu.
Hürmüz Boğazı'nın uluslararası serbest geçiş bölgesi olduğunu vurgulayan Fidan, "Bu serbest seyrüsefer emniyetinin ihlal edilmiş olması veya inkıta uğratılması tarafların görmek istediği bir şey değil özellikle orada ihracat yapan, ithalat yapan (tarafların). Bir de sadece ihracat yok gaz, ihracat, Körfez ülkelerine gelen, başta gıda ve diğer hususlar olmak üzere birçok konu deniz yoluyla oradan geliyor. Şu anda belli ülkelerdeki gıda fiyatlarının da artmasının sebebi navlun bedellerinin daha yüksek hale gelmesi. Eskiden gemiyle çok oturmuş güzergahlardan gelen, belli sürelerde ne zaman, nasıl geleceği belli olan malzemelerin, gıdanın şimdi gelmesinde sorun çıkması da bir takım şeyleri etkiliyor. Ama herkes bütün bu sıkıntılara geçici olduğu varsayımıyla katlanıyor." ifadelerini kullandı.
- DAHA BÜYÜK ÇATIŞMALAR "MÜMKÜN"
Bölgedeki mevcut sürecin nereye evrileceği ve bölge için daha büyük, kalıcı çatışmaların mümkün olup olmadığına ilişkin soruya Fidan, "Mümkün. Yine aynı yerdeyiz maalesef. Şu anda 7 Ekim'den sonra başlayan süreçte İsrail'in ortaya koyduğu yayılmacı politika çoğu zaman Amerika'yı, zaman zaman başka ülkeleri de yanına alarak alet etmesi ve bu politikayı çok büyük bir ısrarla devam ettirmesi bölgede belli fay hatlarını, zaten kırılgan olan zemini daha da kırılgan hale getiriyor." yanıtını verdi.
Fidan, Hürmüz Boğazı örneğinde görüldüğü gibi olayın giderek daha küresel etki kazandığını belirterek, "Taraflar burada aslında sizin bizim çok fazla üstünde durmadığımız bazı konularda şey yapabiliyorlar. Başka bir aktörün Çin'le hesabı var, bakıyor ki buradaki tıkanıklık aslında Çin'i gerileten bir husus. Aslında tıkanıklık fena da olmayabilir." ifadelerini kullandı.
Küresel bir sıkıntıda, ilk başta dikkati çekmeyen ama başka aktörlerin işine yarayacak çok fazla senaryo ortaya çıktığını kaydeden Fidan," Dolayısıyla giderek daha karmaşık ve yönetilmesi zor bir hale gelen bir denklemle karşı karşıya kalıyoruz." dedi.
Bölge ülkeleriyle bu konuda atılması gereken adımlara yönelik zihinlerinin çok net olduğunu vurgulayan Fidan, "Elimizdeki savaşın bir an önce kalıcı barışa, ateşkese dönüşmesi gerekiyor. O konuda yoğun bir çaba içerisindeyiz açıkçası. Bunu inşallah başardığımız zaman yani savaş sonrası dönemde bölgede yeni bir düzenin daha kalıcı ve istikrara zemin hazırlayıcı bir halde olmasını diliyorum." değerlendirmesini yaptı.
- İSRAİL'İN LÜBNAN'A SALDIRILARI
Fidan, "ABD-İran geçici ateşkesi duyurulduktan hemen sonra, İsrail Lübnan'a en şiddetli saldırılarından birini başlattı. Bu hafta taraflar, Lübnan ve İsrailli yetkililer, Washington'da bir araya gelecekler. İsrail, Lübnan'da ve Lübnan üzerinden bölgede nasıl bir planı yapıyor? Lübnan bu ateşkese dahil edilmeden ABD-İran ateşkesi sürdürülebilir mi? Türkiye bu tıkanıklığın aşılmasında nasıl bir inisiyatif alabilir?" sorusunu şu yanıtı verdi:
"Lübnan'daki olaylara baktığınız zaman, aslında İsrail işgaline baktığınız zaman, bu İsrail'in bölgesel yayılmacılığının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor. Burada çok tanıdık bir senaryo var. İsrail, Lübnan'da belli bir nüfusun yaşadığı yeri sürekli bomba altına alıyor. 1 milyondan fazla insan şu anda yerlerinden edilmiş durumda."
İsrail'in, Lübnan'da yaptıklarının Gazze'de yaptığına benzediğini belirten Fidan, İsrail'in Lübnan'da belli bir bölgeyi insansızlaştırmak için konut, altyapı, yol, su ve köprüleri yok ettiğini kaydetti.
Fidan, bu geniş yayılma hamlesiyle yerlerinden edilmiş insanların aslında çok daha büyük bir trajedinin parçası olduğunu vurgulayarak, bunun bölgesel büyük bir çatışmayı beraberinde getirebileceğine dikkati çekti.
"Suriye'de büyük bir sorun alanı görüyoruz. Bu bizim için büyük bir risk." diyen Fidan, Gazze'yi insansızlaştırma operasyonlarını diplomatik yollarla durdurmaya çalıştıklarını ve Batı Şeria'da da bu mantıkla devam eden bir operasyon yapıldığını dile getirdi.
Fidan, İsrail'in Kudüs'te ilerlemeye çalıştığına işaret ederek, "Aynı şekilde Lübnan, daha sonra Suriye'de buna benzer hamlelerin olması söz konusu. Bu yakın bölgesiyle alakalı alan genişletme çabası İsrail'in hep hedefinde olan bir husustu. Bunu hayata geçirmek için bir fırsat bekliyordu. 2023 Ekim'inden sonra da buna kendince bir alan açıldığını gördü." diye konuştu.
"İsrail güvenlik peşinde değil, daha fazla toprak peşinde. Bu yayılmacılığını da güvenlik ihtiyacı adı altında gizliyor." diyen Fidan, bu açığa çıkarıldıkça uluslararası farkındalık ve siyasal retorik değişimi yaşandığını söyledi.
Fidan, Lübnan'da yürüyen görüşmeler konusunda uzun zamandır takip ettikleri bazı hususlardan bahsederek, "İsrail kendi yapmadığı bir şeyi Lübnan hükümetinden bekliyor. 'Hizbullah'ı silahsızlaştır.' Hizbullah, silahlı güç olarak Lübnan ordusundan neredeyse çok daha büyük bir güce sahip. Büyük de bir tabanı var." dedi.
Lübnan hükümetinin gücünün, Hizbullah'ı silahsızlandırmaya yetmeyeceği değerlendirmesinde bulunan Fidan, "Lübnan hükümetinden bu beklenmez. Burada Şiilerin, Sünnilerin, Hristiyanların, hepsinin içinde bulunduğu topyekun bir ulusal çözümün aranması gerekiyor. Lübnanlıların Lübnan'a ait bir çözüm üretmesi gerekiyor." ifadelerini kullandı.
Fidan, İsrail'in Lübnan'ın belli bölümünü işgal edip nüfusun 8'de 1'ini yerlerinden ederek bir politika takip etmesini "provokatif" olarak nitelendirerek, buna Avrupa'nın karşı çıktığını ve Amerika'nın belli noktalarda bunu tasvip etmediğini ancak bunu dillendirmediğini kaydetti.
- LÜBNAN'IN GEÇİCİ ATEŞKESTEKİ YERİ
Lübnan'ın ABD-İran geçici ateşkesine dahil olup olmadığı hakkındaki soruyu cevaplayan Fidan, "Burada gri bir alan var. Aslında en başta bu dahil değil, dahil olarak algılandı." dedi.
Fidan, ara buluculuk görevini üstlenen Pakistan'ın algısının referans noktası görevi gördüğünü söyleyerek, "Pakistan, arabulucu. Taraflarla konuşan onlar. Biz o esnada konuşurken dahildi fakat Netanyahu her zaman yaptığı gibi geldi oyunu bozdu, limitleri zorladı, Amerika da buna hiç ses çıkartmadı, bir şey diyemedi." diye konuştu.
İlk günkü yaygın ve çok sayıda sivilin ölümüne neden olan bombalamadan sonra büyük taarruzların olmadığını ve görüşme devam ederken bir saldırı olmadığını belirten Fidan, "Orada da şunu anlıyoruz: Amerika resmi olarak dahildir demiyor, hatta dışındadır demekle beraber gelen taleplere de kulak asmamazlık etmiyor. Diyor ki 'Tamam, sen burada dur. Ben konuşurken, sen bunu vurma.'" ifadelerini kullandı.
- SURİYE'YE İLİŞKİN TEMASLAR
Fidan, Suriye ile son 10 günde yoğun bir trafik içinde olduklarını, sürekli telefonla görüştüklerini ancak yüz yüze iştişare edilmesi gereken önemli konular olduğunu vurguladı.
Bölgedeki savaşın, Lübnan'a yönelik İsrail saldırılarının ele alındığını kaydeden Fidan, Lübnan'a giden bazı Suriyelilerin ülkeye dönüşünün yanı sıra, bazı Lübnanlıların da Suriye'ye geldiği bilgisini paylaştı.
Fidan, "Biz belli gruplara da insani yardım yaptık Türkiye olarak. Şimdi Suriye, bu süreç içerisinde çok şükür bir emin bölge olarak kaldı. Sağında solunda sürekli savaş var, bombalamalar var. Lübnan'da var, hemen komşu olduğu Irak bombalanıyor, hemen öbür tarafında İran bombalanıyor, her yere bomba düşüyor ama bu süreç içerisinde Suriye'ye hiçbir şey olmadı." ifadelerini kullandı.
Suriye'ye Lübnan'dan gelen "mülteci akını meselesi olduğu" değerlendirmesini yapan Fidan, "(Suriye) Sınırlarında bir takım güvenlik tedbirleri aldılar. Oradaki insanlara da ellerinden geldiğince sahip çıkıyorlar ama. Tabii Körfezde de devam eden bu savaşın muhtemel etkileri nasıl olur, ona yönelik istişarenin ihtiyacı vardı. Onu gerçekleştirdik." şeklinde konuştu.
Fidan, Suriye'nin üzerinde çalıştığı ve Türkiye'yi de ilgilendiren dosyalar olduğunu aktararak bunlara savaşın etkisinin ne olduğunu gözden geçirdiklerine değindi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'nin, Suriye'ye yaptığı ziyarete atıfta bulunan Fidan, bunu "önemli bir ziyaret" olarak nitelendirdi.
Fidan, Zelenskiy'nin ziyareti ile ikili ilişkiler açısından bir takım konular konuşulduğunu belirterek bunun sistematik bir üçlü güvenlik doktrinine döneceğini düşünmediğini dile getirdi.
- SURİYE'DEKİ DURUM
Suriye'deki yönetim tarzının mümkün olduğunca bütün halk kesimlerini kuşatan yapıda olması gerektiğine dikkati çeken Fidan, "Sistemin kendisini çok güçlü bir zeminin üzerine oturtması lazım. Biz hep bunu tavsiye ediyoruz en başta. Bu önemli; halk desteği önemli. Daha sonra somut güvenlik sorunlarına gelince özellikle bu SDG'yle devam eden entegrasyon sürecindeki ortaya konan yol haritasının devam etmesi önemli." diye konuştu.
Fidan, çok önemli aşamaların kat edildiğini gördüklerini belirterek Suriyeli yetkililerle toplantılarında bunu çok detaylı bir şekilde gözden geçirdikleri bilgisini paylaştı.
"Çünkü bizim kendi güvenlik değerlendirmelerimiz var, kendi istihbaratımıza dair ama bir de kendi dostlarımız bu olayı nasıl görüyorlar, önceliklendiriyorlar? O bizim için önemli bazı sonuçlara ulaşmada. O konu aslında şu anda belli bir ölçüde rayında gidiyor. Ama ulaşması gereken hedefler var." ifadelerini kullanan Fidan, Süveyda bölgesinde özellikle Dürzülerin içinde bulunduğu belirsizlik alanının "biraz daha devam ettiğini" kaydetti.
Fidan, İsrail'in burayı kullanmaya yönelik arzusu, hedefleri ve pratiğinin ortada olduğunun altını çizerek "Bunu da açıkçası Suriyeli kardeşlerimizin yönetmesi gerekiyor." dedi.
Suriye'deki yıkımın bir an önce rehabilite edilmesinin önemine vurgulayan Fidan, nüfusun geri dönmesi, ekonominin canlanması, yatırımların olmasını buna örnek gösterdi.
Fidan, bunun da güvenlik ortamı devam ettikçe giderek artarak devam ettiğini gördüklerini kaydederek Türkiye'nin de bunu görmek istediğini yineledi.
İsrail'in "Suriye'ye yönelik ertelediği politikaların" oluşturacağı risklere yönelik Fidan, "(İsrail) Şimdi İran'daki savaştan dolayı bazı şeyleri yapmıyor ama bunun olmayacağı manasına gelmez. Zamanı geldiğinde yapmak isteyecektir." dedi.
Fidan, Suriye'nin şu anda iyi bir diplomatik çalışmada olduğunu kaydederek şunları söyledi:
"(Suriye) Diplomatik olarak gerek Amerikalılarla gerek İsraillerle gerekli görüşmeleri yapmada, pozisyonlarını savunmada çok şükür hiçbir sıkıntıları yok. Ama dediğim gibi Netanyahu ve ekibinin bu noktadaki perspektifi ortada. Buna yönelik tedbirlerimizi biz alıyoruz, hamlelerimizi yapıyoruz."
Fidan,"(İsrail'in Suriye politikasının riskleri) Bizim için hayati bir çıkar alanı, güvenlik alanı, burada her türlü senaryoya bizim hazırlıklı olmamız gerekiyor." dedi.
Fidan, 2008'de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suudi Arabistan Kralı ve Katar Emiri'nin olduğu bir ortamda, Katar'ın ürettiği doğal gazın Suudi Arabistan üzerinden Türkiye'ye gelip oradan uluslararası pazarlara çıkması projesinin gündeme geldiğini, bu projenin hayata geçmesi halinde bunun bölgeye ciddi bir etki oluşturacağını söyledi.
Bu projeyle ilgili çok sayıda toplantı ve tartışmanın yapıldığını belirten Fidan, Arap Baharı'yla beraber bölgede yeni bir atmosfer başlayınca projenin rafa kaldırıldığını aktardı.
Fidan, 4 yıl önce Iraklıların, Kalkınma Yolu Projesi yapmak istediklerini ve bu projeyi Türkiye'ye teklif ettiklerini söyleyerek, şöyle devam etti:
"(Proje) Bu, Körfez'den Faw Limanı'nın olduğu yerden Türkiye'ye direkt demir yolu hattı, doğal gaz ve petrol boru hattı ve fiber hatlarının olacağı bir altyapıyı içermekte. Irak ilk defa bölgede pozitif bir gündemle, projeyle gündeme geldi. Bu gerçekten aslında bölgeye de örnek gösterecek bir proje. Cumhurbaşkanımız konuya olumlu yaklaştı. Biz de bunun için çok çalıştık. Bölge ülkeleriyle bir araya geldik. Bölge ülkeleri daha sonra bu konuyu ilerletmede biraz frene bastılar. Geçen gün hatırlattım onlara, bu dört yılı kaybettik."
Bölge ülkelerinin bu projede frene basma sebebine değinen Fidan, bölge ülkelerinin bazı problemlerinden dolayı bunun kırılamadığını aktardı.
- "BUNDAN SONRA BÖLGEDE YENİ BAĞLANTISALLIK PROJELERİNİN HAYATA GEÇECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM"
Fidan, bu türden projeler hayata geçtiği zaman Hürmüz Boğazı'nın öneminde stratejik olarak belli yüzdeler şeklinde eksiltme olacağının altını çizerek şunları kaydetti:
"Bizim desteklediğimiz, arkasında durduğumuz projeler hayata geçseydi bugün aslında Hürmüz Boğazı'yla ilgili sorunun daha az negatif sonuç ürettiğini görecektik. Şimdi ülkeler artık bundan ders çıkardılar. Kimse bu şekilde, buna bağlı olmak istemiyor ama tabii ki bu altyapıyı döşemek zaman alacak ama bir yerden başlamaları gerekiyor.
Bundan sonra bölgede yeni bağlantısallık projelerinin hayata geçeceğini düşünüyorum. Türkiye'nin burada ciddi roller alacağını düşünüyorum. Türk enerji piyasası, Türk enerji, ulaştırma altyapısının bu konuda çok ciddi rol oynayacağını düşünüyorum. Özellikle kuzeyden gelen enerjiyle gündeme gelen bir husus vardı. Türkiye'nin enerji habı olmasıyla alakalı bir konu. Aslında güneyden gelen enerji bu konuda daha belirleyici olabilir."
- "BÖLGEDEKİ BİR GÜVENLİK PAKTININ ARTIK KURULMASI GEREKİYOR"
Bakan Fidan, Körfez ülkeleriyle güvenlik mimarisinin yeniden sağlanması için Türkiye'nin oynadığı rolün sorulması üzerine, "İki tane husus; birincisi genel güvenlik mimarisi, bir de ülkelerin, ülke güvenlik kapasitelerinin artırılması meselesi. Genel güvenlik mimarisine baktığımız zaman böyle bir konuya ihtiyacın olduğunu biz Türkiye olarak hatırlarsanız son iki yıldır giderek artan bir şekilde daha yapısallaştırılmış bir formülasyonla dile getirmeye başladık." dedi.
Bölgedeki sorunların temel kaynağında ülkelerin birbirine güvensizliklerinin yer aldığını belirten Fidan, "Bu güvensizliğin ortadan kaldırılması için her ülkenin bir güvenlik paktı çerçevesinde birbirinin toprak bütünlüğüne, egemenliğine ve güvenliğine taahhütte bulunması gerekiyor. Bunu yaptığınız zaman birbirinizden emin olursunuz." diye konuştu.
Fidan, bölgede güvenin sağlanması üzerine ekonomik, ticari diğer projelerin yapılabileceğini söyleyerek "Biz bunu gördüğümüz için bölgenin de güçlü bir ülkesi olarak, aslında bu dili Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) bütün liderlerle paylaştı." ifadesini kullandı.
Tam bu gündemin ilerletilmeye başladığı dönemde ABD ve İsrail'in İran'a saldırıları ve İran'ın misillemeleri olduğunu söyleyen Fidan, şöyle devam etti:
"Bu aslında bir bölünmeyi beraberinde getirirken diğer taraftan aslında bizim ortaya koyduğumuz vizyonun ne kadar hayati olduğunu da gösterdi. Ben savaş sonrası dönemde aslında bu sorunun da temelli olarak çözülmesini diliyorum ve buna yönelik çalışmaya devam edeceğiz. İran'ı da kapsayacak bir şekilde her türlü çözümün bir parçası da İran olmak zorunda."
Fidan, Körfez ülkelerinin güvenlik durumuna ilişkin soruya, "Bu şok 2-3 yıldır var. Biliyorsunuz ilk şok Körfez'de özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde Husilerin roket atmalarıyla oldu. O zaman İran'ın bu türden saldırıları yoktu. Bu 3 sene öncesinden başlayan bir sorun. Atılan roketlerin vurulmaması, buna bir tedbir geliştirilmemesi konusu o zaman bu ülkeleri, açıkçası bir arayışa itti." dedi.
O dönemde bölgede bir saldırı durumunda hazırlıklı olma düşüncesinin ortaya çıktığını aktaran Fidan, "Türkiye ile de bu alanda da işbirlikleri o dönem çok artmıştı. Özellikle savunma sanayinde, firmalarımızda, savunma sanayi şirketlerimizde, başta vakıf şirketlerimiz olmak üzere, SİHA, Baykar'ın orada çok fazla işi oldu Körfez'de, TUSAŞ'ın oldu. Birdenbire Türk savunma sanayinin ne kadar önemli olduğunu anladılar." diye konuştu.
Fidan bölge ülkelerinin savaş sonrası dönemde Türkiye ile ilişkilerin daha da ilerletilmesini arzu ettiklerini dile getirdiğini belirterek, "Bunu daha yapısal bir şekilde bizim götürmemiz gerekiyor. Bölgedeki bir güvenlik paktının artık kurulması gerekiyor. Ülkelerin birbirlerinden emin olması için bu paktın kurulması gerekiyor." ifadelerini kullandı.
- "BU POLİTİKA TARZI SİZE DAHA FAZLA GÜVENLİK GETİRMEYECEK"
Türkiye'nin güvenlik parametrelerini değiştirmesine yönelik gelişmelerin olup olmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Fidan, "İttifak silsilesi zinciriyle alakalı yakın takibimiz son 3-4 yıldır kesintisiz devam ediyor. Özellikle Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi ve İsrail üçlüsünün Doğu Akdeniz'de Türkiye'yi çevrelemeye yönelik veya bu izlenimi verecek bir operasyonun içerisinde olması meselesi bizim çok yakın radarımızda olan bir husus." diye konuştu.
Fidan, bunun çok erken dönemlerde görüldüğünü aktararak, bu ekibin başka bölge ülkelerini de kendi ittifaklarına katmak için bir dönem arayış içerisinde olduğunu kaydetti.
Türkiye'nin yerinde müdahaleleriyle bu projelere son verildiğine işaret eden Fidan, şunları kaydetti:
"Sonuçta olay kaldı İsrail, Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan'a. Yunanistan'ın burada çok riski açıkçası politikalar izlediğini de görüyoruz. Avrupa'da hiçbir ülkenin takip etmediği türden politikaları Yunanistan'ın burada tek başına takip etme arayışında da çok ilginç hususlar var. Buna aslında biraz daha yakından bakmak gerekir. Rum kesimi oradaki tabi politika yönetimi ne kadar yanlış politikalar peşinde olduğunu, aslında bu savaşta da oldu diye bir şey çıktı. Yaptıkları işbirlikleri daha fazla güven getirmiyor. Daha fazla güvensizlik getiriyor. Daha fazla sorun getiriyor. Daha fazla savaşı getiriyor. Biz onlara söyledik. Yunanlılara da söyledik, onlar üzerinden Rum kesiminde de söyledik. Bu politika tarzı size daha fazla güvenlik getirmeyecek. Çatışmalar içerisine çekileceksiniz, biz bunu görüyoruz."
Fidan, söz konusu tarafların Türkiye takıntısının çok fazla olduğunun altını çizerek, bu politika devam ettirilirken kendisinin ne türden gelecek bir zarara gireceğine ilişkin fikre sahip olamadığını söyledi.
Bu strateji oluşumunda ülkelerde çok karşılaşılan bir durum olabildiğini söyleyen Fidan, "Bir hedefe kilitleniyorsunuz, o hedefe giderken aslında da yan zararlarınız neler olacak veya uzak vadeli bir takım hamlelerde nerede açmazınız olacak onu göremiyorsunuz, burada da böyle bir konu oldu. Umarız bu hatalarından vazgeçerler." dedi.
Yunanistan'ın, Kıbrıs Rum Kesimi'nin İsrail'le askeri işbirliğine ihtiyacı olmadığını belirten Fidan, "Yunanistan zaten NATO'nun bir ülkesi, Rum kesimi zaten Avrupa Birliği'nin desteğini almış durumda. Bu türden bir işbirliği arayışı, askeri ittifak oluşturma arayışı, hangi akla hizmet ediyor stratejik olarak kendilerini de bana izah edebildiği yok. O, muhtemelen bir sipariş üzerine iktidara yapılan bir dayatma." ifadelerini kullandı.
- "TÜRKİYE'NİN SESİ, KULLANDIĞI DİPLOMATİK METODOLOJİ, YÖNTEM, HERKESTEN DAHA FARKLI"
Fidan, "İsrail, Türkiye'ye bakışında farklı bir agresyona mı girmiş durumda mı? Kalıcı bir politika mı yoksa konjonktürel mi davranıyor?" sorusuna, "Aslında ikisi de. Birincisi İsrail siyasi liderliğinin Cumhurbaşkanımız karşısında bir kompleks içerisinde olduğu çok iyi dokümente edilmiş bir gerçeklik. Burada şunu bir türlü hazmedemiyorlar, bölgede tonlarca olay oluyor ama bir türlü Türkiye'nin stratejik dengesi ve dengeleme çabaları Türkiye'yi öyle bir yerde tutuyor ki... İsrail bir türlü Türkiye'yi istediği gibi aşağı çekecek bir hamle göremiyor. Bu onları ister istemez belli bir dengesizliğe itiyor." yanıtını verdi.
Diğer taraftan, Türkiye'nin Filistin meselesindeki, Lübnan meselesindeki söylemlerinin İsrail'in yayılmacı politikalarıyla taban tabana zıt olduğunu vurgulayan Fidan, "Taban tabana zıt durumda olan birçok ülkenin söylemi var İsrail'e karşı. Ama Türkiye'nin sesi, kullandığı diplomatik metodoloji, yöntem, herkesten daha farklı olduğu için, Cumhurbaşkanımızın dünya ölçeğindeki liderliği, dünya liderleriyle olan yakın ilişkisi, Türkiye'nin geliştirdiği etkileşim ağı; bütün bunlar İsrail biliyor ki, İsrail'in illüzyon yaratmada bütün retoriğini altüst eden bir husus. Bu gerçeklikten hareketle Türkiye'ye Cumhurbaşkanımıza, Türkiye'nin diğer siyasal elitine, liderlerine saldırması anlaşılabilir hale geliyor kendisine.
İkinci husus şu, İran'dan sonra İsrail düşmansız yaşayamaz; biliyorsunuz bir retorik geliştirmek zorunda. Sadece Netanyahu yönetimi değil, muhalif olan bazı insanların da, hepsi değil bazılarının, Türkiye'yi bir yeni düşman ilan etme arayışında olduğunu görüyoruz politik dil olarak. Bu da önce İsrail'de ilk önce sokak siyasetinin gerekliliği olarak ortaya çıkartılıp daha sonra devlet stratejisine dönüştürmeye çalışılan yeni bir husus." diye konuştu.
Fidan, "Netanyahu var diye bir siyasal parti stratejisi görüyoruz. Netanyahu'dan sonra da bunun devletin bütün siyasi organları tarafından kabul edilmesi için bir çaba olduğunu da görüyoruz ve bunun seçim diline de yansıdığını görüyoruz." dedi.