Çelik, Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısına ilişkin parti genel merkezinde açıklamalarda bulundu.
Erdoğan'ın tensipleriyle Merkez Yürütme Kurulu'nda (MYK) bir değişiklik yapıldığını belirten Çelik, Genel Başkan Yardımcısı, Çevre ve Şehircilik Politikaları Başkanı Sevilay Tuncer'in yerine, MKYK üyesi ve İstanbul Milletvekili Nilhan Ayan'ın getirildiğini söyledi.

MKYK üyeliği devam edecek Tuncer'e hizmetlerinden dolayı teşekkür eden Çelik, Ayan'ı tebrik ederek yeni görevinde kendisine başarı diledi.
Çelik, İstanbul'da gerçekleşen terör saldırısını tüm boyutlarıyla takip etmeyi sürdürdüklerini belirterek, İçişleri Bakanlığını ve polisleri tebrik etti.
- "BU SABOTAJI TÜM BOYUTLARIYLA ORTAYA ÇIKARTACAĞIMIZDAN MİLLETİMİZ EMİN OLSUN"
Terörle ve teröristle mücadelenin tavizsiz bir şekilde süreceğini vurgulayan Çelik, şu ifadeleri kullandı:
"Tabii her eylemin hem görünür bir tarafı var hem de arkasında murat ettiği siyasi bir mesaj vardır. Hiçbiri tesadüfen ya da küçük bir grubun kendi kafasına göre karar vererek gerçekleştirdiği eylemler olmuyor. Onun siyasi hedefini, oluşturmaya çalıştığı provokasyonu tüm boyutlarıyla gördüğümüzün bilinmesini isterim. Dolayısıyla terörle ve teröristle mücadele ederken, aynı zamanda görünenin arkasındaki siyasi denklem oluşturma, provokasyon ve sabotaj odaklarıyla da mücadelemizi tavizsiz bir şekilde sürdüreceğimizi ifade ediyorum. Adalet Bakanımız açıkladı. Adliyemiz, başsavcılıklarımız, savcılıklarımız bunun arkasından çok boyutlu bir soruşturma yürütüyor. Çeşitli illerde operasyonlar yapılıyor ve bu terör saldırısının bütün bağlantıları üzerine hassasiyetle gidiliyor. Dolayısıyla İçişleri Bakanlığımızın ve Adalet Bakanlığımızın koordinasyonunda, bu kritik uluslararası gündemde, ülkemizin içine dönük bu provokasyon ve sabotajı tüm boyutlarıyla ortaya çıkartacağımızdan milletimiz emin olsun."
Çelik, dünyanın gündeminin, İran konusu olduğunu ifade ederek, "İran'ın, ABD ve İsrail tarafından uğradığı haksız, hukuksuz, gayrimeşru ve gayriinsani saldırı, insani açıdan çok vahim sonuçlar doğurdu. Hem bölgesel barışı hem küresel barışı etkileyecek çok kötü neticeler oluşturdu. Bunu tüm boyutlarıyla hep beraber izledik. Tabii Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler önemli, tedarik zincirleri önemli, enerji konusu son derece önemli, gıda konusu son derece önemli ama en önemlisi, o bombaların altında sebepsiz yere can veren masumlar, mağdurlar var. Dolayısıyla biz barış dediğimizde bizim anladığımız daha çok masum kanı dökülmesin, daha çok insan mağdur olmasındır. Aynı savaşın ilk günlerinde okuldaki kız çocuklarının üst üste bombalamayla öldürülmesi gibi asıl baktığımız yer, o masum kız çocuklarının hayatıdır, artık söz konusu olmayan geleceğidir." diye konuştu.
- "ULUSAL OLANLA BÖLGESEL OLAN, BÖLGESEL OLANLA KÜRESEL OLAN İÇ İÇE GEÇMİŞTİR"
Önemli olan hususun, kalıcı ateşkesle birlikte barışın çerçevesinin ortaya çıkması olduğunu kaydeden Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir gecede sizi taş çağına çeviririz.' ya da 'Bir gecede bir medeniyeti yok ederiz.' gibi ABD-İsrail saldırganlığının, söylemlerinin herhangi bir barış perspektifine hizmet etmediği açıktır. Hemen arkasından o sırada kağıtlar gidip geliyordu. Bizim buradaki odaklandığımız nokta esas olarak, bir barış çerçevesinin, bir barış kağıdının ortaya çıkmasıydı. Ama geçici ateşkes meselesi konuları çözmüyor, önemli olan burada kalıcı bir şekilde barışa ulaşılmasıdır. Çünkü ortaya çıkan bu vahim insani tablo, enerji, tarım ve diğer alanlardaki krizler, kuşkusuz şöyle bir tablo ortaya çıkarıyor, görülmüştür ki aslında ulusal olanla bölgesel olan, bölgesel olanla küresel olan iç içe geçmiştir. Ulusal olanın bölgesel olana, bölgesel olanın küresel olana etkisi arasında artık bugünün dünyasında bir mesafe kalmamıştır. Bu mesafenin olmaması demek, aslında herhangi bir ülkeye dönük haksız, hukuksuz bir saldırı yaptığınızda bir sürü insanı, insanlığın tamamını etkileyen birtakım tablolar ortaya çıkarmış oluyorsunuz. Tüm bu çerçevenin doğru bir şekilde değerlendirilmesi gerekir. Kalıcı barış olmadan sadece ateşkesin belli mevziler kazanmakla sınırlı bir tablo haline getirilmemesi gerekir. Bu çerçevede bunun değerlendirmesi gerekir."

İsrail'in ilk günden itibaren her türlü barış girişimini sabote ettiğini belirten Çelik, İsrail'in, halen Suriye'yi taciz etmeyi sürdürdüğüne işaret etti.
Çelik, İsrail'in aynı zamanda herkesin gözü Gazze'deyken, Batı Şeria'yı işgal etmeye dönük adımlar da attığını dile getirerek, "Oradaki yasa dışı yerleşimleri daha da genişletmeye, yeni yasa dışı yerleşimler açmaya dönük birtakım yaklaşımlar sergiliyor. Tüm bunun anlamı şudur, yani hiçbir şekilde İsrail'in barış istemediği ve daha çok kan dökülmesine dönük bir strateji izlediğidir. Bugün itibarıyla bütün dünya, ABD ile İran arasında bir barışın olması gerektiği konusunda, ABD ile İsrail hattının saldırılarını durdurması gerektiğine dair bir irade ortaya çıkarmışken İsrail, Lübnan'a saldırmaya devam ediyor. İsrail hükümeti diyor ki, 'Lübnan'ın içindeki Litani nehrine kadar olan bölge siviller tarafından boşaltılsın.' Litani nehrine kadar olan bölge siviller tarafından boşaltılsın ne demek? Neredeyse Litani nehrine kadar olan bölge Lübnan'ın üçte birlik alanını ifade ediyor. Ona 'Kendi topraklarındaki egemenlik hakkını bana devret' gibisinden bir cümle kurmuş oluyor bu şekilde yaptığı zaman." ifadelerini kullandı.
- "İSRAİL KENDİ SINIRLARINA KENDİ KAFASINA GÖRE KARAR VERİYOR"
Söz konusu bölgede, yaklaşık 600 bin ila 1 milyon arasında sivilin yer değiştirdiğinin ifade edildiğini aktaran Çelik, şöyle devam etti:
"Önce hava bombardımanıyla Lübnan'ın önemli mevzilerini yerle bir etti. Litani nehrine kadar olan yerdeki insanları yerinden etti. 1 milyon kişiye yakın bir göçten bahsediliyor. Şimdi aynısını kara harekatıyla yapıyor. Yani Gazze'de gerçekleştirdiği bütün zulmü Lübnan'da gerçekleştirmeye çalışıyor. Bütün bunun anlamı, Cumhurbaşkanımızın Birleşmiş Milletler kürsüsünden defalarca sorduğu soruda gizlidir. 'İsrail'in sınırları neresidir?' İsrail kendi sınırlarına kendi kafasına göre karar veriyor. Üstelik bunu teolojik bir şekilde, dini bir fanatizmle yapıyor. Bunu açıkça da ifade ediyorlar. Bu fanatizmin kendi siyasal çerçeveleri ve pusulaları
olduğu şeklinde. Aynı şekilde Suriye'ye, Batı Şeria'ya dönük tacizi devam ediyor. Bir de şimdi çıkıyor, Amerika Birleşik Devletleri'nin İsrail'deki Büyükelçisi 'Şuralar şuralar şuralar İncil'e göre İsrail'in hakkıdır.' diyor. Şimdi burada, nerede uluslararası hukuk konuşacağız, barışı nasıl konuşacağız?"
Gelinen noktada Pakistan'daki toplantının son derece önemli olacağına dikkati çeken Çelik, "Çok kırılgan bir barış ortamı var. İran, 'İşte 10 maddenin 3'ü şimdiden ihlal edildi.' diyor. Barış görüşmesine Pakistan'a gidecek olan Amerikan heyeti adına yapılan açıklamalarda, bir müzakereden ziyade tek taraflı olarak İran'a ödev verme, mükellefiyet yükleme şeklinde bir yaklaşım var. Halbuki barış, karşılıklı atılması gereken adımlarla olur. Yani sonuçta iki taraf da köprüyü yürür ve köprünün ortasında buluşur." diye konuştu.
Çelik, esasında asıl sorumluluğun, bu savaşı başlatanların üzerinde olduğuna dikkati çekerek, şunları kaydetti:
"Bir devlete, barışçıl da olsa 'Şu programlarından vazgeç', 'Savunma sanayi ile ilgili şu sistemleri yapma', 'Egemenlik alanının üzerindeki şu boğazlar ya da şu topraklar üzerindeki egemenlik haklarını devret' gibisinden bir yaklaşım barışı getirmez. Çok temel bir prensip vardır. Barış yapmak istiyorsanız galip gelseniz bile aşırı şartlar dayatmayacaksınız. Hiçbir zaman şunu unutmayalım, saldırıyı İran başlatmadı. Netice itibarıyla İran halkı burada mağdurdur. Burada doğru yolun bulunması için saldırıyı başlatanların bu çerçeveye riayet etmesi lazım. Tabii ki onların riayetiyle birlikte bu karşılıklı olacaktır. İran'ın da riayet etmesi gerekecektir. Ama şimdi bir taraf, hiçbir çerçeveye, ilkeye, prensibe riayet etmesin, öbür tarafa verdiğimiz ödevlerin tamamını yerine getirsin demek barış değildir, o teslimiyettir. Teslimiyet dayatmasıyla barış çıkmaz."

Çelik, barışın şu anda çok kırılgan bir halde olduğunu belirterek, bu kırılganlığın giderilmesi için bütün uluslararası toplumun destek vermesi gerektiğini söyledi.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırılarının başladığı ilk andan itibaren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ortaya koyduğu iradenin barışın doğru şekilde kurulması, kalıcı olması ve bütün bu süreçlerin geride bırakılması için en doğru irade olduğunu belirten Çelik, "Cumhurbaşkanımızın gösterdiği yol, kurulmasını önerdiği diplomasi masası, bu krizlerden çıkış için gerçek bir siyasi pusuladır. Pakistanlı kardeşlerimizin buradaki iradesi, gayreti, emeği, yaklaşımı son derece saygıdeğerdir. Başarılı olmaları için hem dua ediyoruz hem Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanımız bütün desteğini veriyor Pakistanlı kardeşlerimize." diye konuştu.
Bunun bütün dünyanın sahip çıkması gereken bir konu olduğunu ve bu iradenin ortaya konulması gerektiğini belirten Çelik, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Günün sonunda savaşı başlatanların, savaşı başlatma sebeplerini ki bu sebeplerin hemen hemen hepsinin de aslında meşruiyeti olmadığını, reel bir karşılığı olmadığını da ifade ettik. Savaşı başlatma bakımından meşruiyeti olmayan ve reel bir karşılığı olmayan birtakım gündem maddelerinin bir barış maddesi gibi dayatılması söz konusu olmaz, olmamalıdır. Şimdi gelinen noktada geçici bir ateşkesin ortaya çıkmasından büyük bir memnuniyet duyuyoruz. Bunun gerçekten kalıcı bir ateşkese ve arkasından kalıcı bir barışa dönüşmesi gerektiğini ifade ediyoruz."
- "ORTADA BİR DÜZENİNİN OLMADIĞI ANLAŞILDI"
Bölgede ve Körfez'de ortaya çıkan fay kırıklarının tamirinin çok uzun yıllar alacağının altını çizen Çelik, İran'ın karşı karşıya kaldığı zararların tazmininin çok önemli olacağını dile getirdi.
Çelik, "Atlantik İttifakı içerisinde, NATO İttifakı içerisinde ABD ile Avrupa Birliği arasındaki çatlakların bu derece belirginleşmiş olması varsa artık bir dünya düzeni, yani lafın gelişi dünya düzeni diyoruz artık, ortada bir düzeninin olmadığı anlaşıldı. O düzenin geleceği açısından ya da yeni bir düzenin ne şekilde oluşacağı açısından da problemdir." dedi.
Düzen meselesinde herkesin "yeni güvenlik mimarileri olur mu olmaz mı" şeklinde bir yaklaşım sergilediğine değinen Çelik, işe buradan başlamanın, düğmeyi tersten iliklemek olduğunu vurguladı. Çelik, şöyle konuştu:
"Önemli olan, uluslararası toplumu bundan sonrasında yönetecek, uluslararası toplum için referans olacak temel siyasi ve ahlaki değerler ne olacaktır? Bunların hepsi neredeyse şu 1-2 sene içerisinde İsrail tarafından çiğnendi ve buna çok az ülke ses çıkardı. Şimdi de kimsenin bununla yüzleşeceği bir ortam kalmadı. Dolayısıyla önümüzdeki dünyayı, geleceği yönetecek değerlerin ne olacağı konusunda bir berraklığın, zihin açıklığının, bir temel değerler yaklaşımının ortaya çıkması lazım ki onun üzerine bir bölgesel ve küresel güvenlik mimarisi inşa edilebilsin. Onun dışında güvenlik dediğimiz konu herkesin işine yarayan formüle 'güvenlik' dediği, kendi işine yaramayan formülü de 'terörizm' olarak suçladığı veya saldırı sebebi olarak suçladığı bir yapı ortaya çıkarır. O zaman da işte 'canavarlar çağı' dediğimiz bir ortam ortaya çıkar."
- "TÜRKİYE'DE GERÇEKLEŞECEK NATO ZİRVESİNİ ÇOK DAHA KRİTİK HALE GETİRMEKTEDİR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Dünya 5'ten büyüktür." sözlerinin manasının daha iyi anlaşılması gereken günlerde olunduğunun altını çizen Çelik, "Barış, sadece Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 5 üyesine ya da mevcut mekanizmalara teslim edilemeyecek kadar karmaşık ve kırılgan hale gelmiştir. Burada Türkiye'de kurulacak her türlü diplomasi masası bu değerlerin adının doğru konulması bakımından ve herkesin güvenliğini sağlayacak yaklaşımların güncellenmesi bakımından son derece önemli olacaktır. Tabii bütün bu tartışma önümüzdeki aylarda yapılacak, Türkiye'de gerçekleşecek NATO Zirvesi'ni çok daha kritik hale getirmektedir. Burada Atlantik İttifakı'nın bir bakıma kendi geleceğiyle yüzleşeceği, Avrupa ve Amerika ilişkilerinin güvenlik mimarisi açısından kendi geleceğiyle yüzleşeceği bir tablo ortaya çıkacak. Belki de bazıları açısından iyice basitleştirerek söylersek, 'tamam mı, devam mı' gibisinden bir sorunun cevabının bulunacağı bir tablo net bir şekilde ortaya çıkacak." değerlendirmesinde bulundu.
- "İSRAİL İŞGAL POLİTİKASINA, SALDIRGANLIĞA DEVAM EDİYOR"
Son zamanlarda Venezuela ve İran örneğinde olduğu gibi yapılanların dünya sistemi için "çok kötü örnekler" ortaya koyduğunu belirten Çelik, temel değerlerin yıpranması, temel güvenlik mimarilerinin de işlemesinde büyük aksaklıkların ve problemlerin ortaya çıktığını gösterdiğini dile getirdi.

"Tüm bunlar olurken İsrail, işgal politikasına, saldırganlığa devam ediyor." diyen Çelik, "Lübnan'ı, Suriye'yi hedef alıyor, Körfez ülkelerini birbirine düşürmeye çalışıyor. Somaliland örneğinde olduğu gibi Afrika tarafında krizler çıkarmaya çalışıyor. Bütün bu tabloyu doğru değerlendirip yeni bir gelecek inşası için doğru yaklaşımlar üretmek lazım. Ama şimdi medeni değerlere, doğru güvenlik mimarisine inanan herkesin destek vermesi gereken Pakistan'da gerçekleşecek müzakerelerin adil ve hakkaniyetli bir şekilde önce kalıcı ateşkese sonra kalıcı barışa dönüşmesidir. Buna herkesin destek vermesi bölgenin ve küresel güvenliğin geleceği açısından kritiktir." ifadelerini kullandı.
- "25. YIL KUTLAMALARIMIZ GELECEĞE DÖNÜK ATACAĞIMIZ İMZALARIN DA ZEMİNİNİ OLUŞTURACAK"
Çelik, önümüzdeki dönemde AK Parti'nin 25'inci yılının kutlanacağını anımsatarak, 25 yılda hem uluslararası politika hem de iç politika açısından neredeyse "sıkıştırılmış 250 yıllık bir tarihin" yaşandığını vurguladı.
Bu süreçte Türk demokrasi tarihi açısından çok önemli safhaların geride bırakıldığını ifade eden Çelik, şunları kaydetti:
"Dünyanın çok önemli aşamaları Cumhurbaşkanımızın başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı döneminde yaşandı. Bütün bunların içerisinde Cumhurbaşkanımızın liderliği, kadrolarımızın kararlılığı Türkiye'yi bütün bu krizlerin, kaosların ve türbülansların dışında tuttu. Onun için bugün Cumhur İttifakı olarak geleceğe daha iradeli, daha güvenli bir şekilde bakıyoruz. Cumhuriyetimizi, demokrasimizi Türkiye Yüzyılı hedeflerine ulaştırmak için büyük bir kararlılığı, özgüveni koruduğumuz gibi aynı zamanda da ilk günlerimize göre daha yüksek bir enerjiyle bu hedeflere yöneliyoruz. Onun için 25. yıl kutlamalarımız bir bakıma önümüzdeki geleceğe dönük atacağımız imzaların da zeminini oluşturacak. Hep beraber bunları değerlendireceğiz."
- "YUNANİSTAN'IN HUKUKA VE HAKKANİYETE UYGUN BİR BİÇİMDE DAVRANMASI GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ"
Batı Trakya'daki Türklere dönük Yunanistan'ın haksız ve hukuksuz uygulamalarının devam ettiğine değinen Çelik, "Orada maalesef onların kendi müftülerini, kendileri seçme hakları Yunanistan tarafından yıllardır hukuksuz bir şekilde ihlal edilmektedir. Son olarak yine böyle iki uygulama olmuştur. Biz Yunanistan'ın burada hukuka ve hakkaniyete uygun bir biçimde davranması gerektiğini düşünüyoruz. Oradaki Türk azınlığın müftülerini seçme hakkına yapılan müdahaleler, Türkiye-Yunanistan ilişkileri açısından da doğru sonuçlar doğurmuyor. Halbuki oradaki hukuka uygun bir şekilde böyle bir yaklaşım sergilense bu hem Türk azınlığın haklarının teslim edilmesi açısından doğru olacaktır, hem de Türkiye-Yunanistan ilişkileri açısından daha pozitif katkılar sunacaktır."

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin soru üzerine Çelik, TBMM'de kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun çalışmalarını başarılı bir şekilde tamamladığını vurguladı.
Komisyonun hazırladığı raporda, terör örgütünün silah bırakmasından sonra adımların atılacağının ifade edildiğini anımsatan Çelik, "Terörsüz Türkiye ve terörsüz bölge hedefi açısından, terör örgütünün gündemden çıkarılması esas odak noktasıdır. Esas odak noktası silahların bırakılması ve bunun tamamlanması yoluyla bu terör örgütü yapısının tamamen fesihidir. Ayrıca bunun Avrupa'daki, diğer ülkelerdeki yapılanması dahil olmak üzere legal ve illegal unsurlarının ve yapılanmasının ortadan kalkmasıdır." diye konuştu.
TBMM'nin, komisyon çalışmasıyla yol haritasını netleştirdiğine dikkati çeken Çelik, şöyle devam etti:
"Şimdi görülmesi gereken bir şey, biliyorsunuz sembolik olarak bir grup silah yakma oldu ama onun sonrasında sistematik olarak bunun devam edilmesi gerekiyor, yani bazı mağaraların boşaltılması dışında. Dolayısıyla terör örgütünün silah bırakmasıyla ilgili safahatın tam görülmesi gerekiyor. Bu safahatın tam görülmesiyle birlikte ki devlet kurumları bununla ilgili olarak kendi aldıkları talimat doğrultusunda, devlet politikasının gereği olarak görevlerini yapıyorlar, bu süreci takip ediyorlar.
Yani teyit ve tenkit mekanizması son derece verimli bir şekilde çalışıyor. Dolayısıyla terör örgütünün silah bırakmasının gerçekleştiği teyit edildiğinde, zaten yasal düzenlemelerle ilgili hem partilerin çalışmaları var. Bunlar partilerin kendi arasındaki her zamanki olağan Meclis usulleriyle ortaklaştırılır ve orada bir sonuca varılır. Bugünün dünyasında terörün ilkelliğinden hem bölgenin hem Türkiye'nin kurtarılması gerekiyor."
- "KURULTAY SİMÜLASYONUNU TÜRKİYE SİYASETİNE YANSITMAYA ÇALIŞIYOR"
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in ara seçim talebine ilişkin değerlendirmesi sorulan Çelik, "CHP'nin Türk siyasi hayatında en temel tanımlarından bir tanesi, 'kurultaylar partisi' derler. Yani canı sıkıldıkça kurultaya giden bir partidir. Mesela biz deriz ki 'CHP'nin Türkiye'nin istikrarı hakkında söyleyecek bir sözü yoktur, çünkü kendi istikrarını sağlayamamış bir partidir.' Sayın Özgür Özel dönemi ise tam bir kaos dönemidir." açıklamalarında bulundu.
Çelik, CHP Genel Başkanı Özel'in, Türkiye'nin kurultay mantığıyla yönetildiğini zannettiğini belirterek, "Şimdi siz Türkiye'nin istikrarlı yönetiminden, Türkiye'nin ulaşması gereken hedeflerden bahsettiğinizde de 'AK Parti seçimden korkuyor mu?' diye bir argüman getiriyor. Biz bugüne kadar defalarca, bütün siyasi hayatımız boyunca, 25 yıl boyunca sizi sandıkta yenerek iktidar olmuşuz. Bu bizim korkmamız diye bir şey değil. Bizim en sevdiğimiz şey sandık ama Türkiye'nin istikrarı, ulaşılması gereken hedefler, etrafımızdaki tabloya baktığında biz seçimlerin doğru bir şekilde zamanında yapılması gerektiğini ifade ediyoruz." diye konuştu.
Hükümetin, vatandaşın seçimde verdiği süreyi en iyi şekilde değerlendirmekle mükellef olduğunu vurgulayan Çelik, şunları kaydetti:
"Basiretsiz bir şekilde ikide bir seçim gündeme geldiği zaman iktidar partisine sorulacak soru, 'size bir süre verdim. Bu sürede Türkiye'nin şu hedeflerine ulaşmanız için. Niçin seçimi gündeme getiriyorsunuz?' olur. Onlar açısından bu, kendilerinin ikide bir kurultay yapması gibi bir gündem. Dolayısıyla kendi kurultay simülasyonunu Türkiye siyasetine yansıtmaya çalışıyor. Bizim açımızdan herhangi bir hükmü yok. İkincisi gerçekten böyle bir şey istiyor olsa bile ki bunu birçok taktik sebeple de yaptığını görüyoruz. Çünkü bugün kefil olduğu kişilerin, uğruna siyaset yaptığı kişiler hakkındaki beyanlardaki çelişkiler de gözüküyor."
Ömer Çelik, "Bu, CHP gibi köklü bir parti için çok vahim bir durum. Geçmişte de tabii ki rakibimizdi CHP. Biz, başka genel başkanlarla da rekabet içerisinde siyaset yaptık fakat bu derece ulusal ve uluslararası gerçeklerden kopuk bir söylem ve CHP yönetimi daha önce hiç görmedik." dedi.
- "BURSA'MIZ İÇİN HAYIRLI UĞURLU OLSUN"
Bursa Büyükşehir Belediyesi'nin AK Parti'ye geçmesi sonrasında eleştirileri nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Çelik, Bursa Belediye Meclisi'nde çoğunluğun Cumhur İttifakı'nda olduğunu anımsattı.
Çelik, şunları söyledi:
"Belediye Başkanının yargısal süreçler neticesinde görevden alınmasından sonra anayasanın, yasaların öngördüğü demokratik mekanizma işledi. Orada Cumhur İttifakı'nın adayı, Cumhur İttifakı'nın oylarını ve bağımsızların oylarını alarak milletin verdiği irade neticesinde bu sonucu elde etti. Şimdi seçime girmişler, girmemişler bu onların bileceği, kendilerinin bileceği iş, o bizi ilgilendirmez. Belediye Meclis üyelerinin temsil ettiği makam da millet iradesinin neticesinde ortaya çıkmış bir makamdır. Yargısal süreçlerin nasıl alındığı ve konu biliniyor ve her şey kamuoyunun önünde gerçekleşti. Bursa'da vatandaşımızın iradesini, çoğunluğu temsil eden Cumhur İttifakı üyeleri, oradaki bağımsızlarla birlikte bu sonuca imza attı. Kazanan arkadaşımızı tebrik ediyoruz. Bursa'mız için hayırlı uğurlu olsun. Sistem, mekanizma işlemiştir, sonuç tecelli etmiştir."

Ömer Çelik'e, İsrail'in idam yasasına sosyal medyadan tepki gösteren oyuncu Görkem Sevindik'in İsrailli Bakan tarafından tehdit edilmesini nasıl değerlendirdiği de soruldu.
Çelik, İsrail'in kendi anayasal düzenine bir idam cezası getirmediğini, sadece Filistinlilere uygulamak üzere, ırkçı ve ayrımcı bir şekilde Filistinlileri katletmek üzere idam cezası getirdiğini söyledi.
"Bu mekanizmaya bir kılıf uydurulmuştur. O da şudur, bunun parlamentodan geçirilmesi. Herhangi bir parlamentonun böyle bir karara imza atması utanç vericidir. Bu, soykırımdan farksız bir karardır. Sadece belli bir gruba dönük olarak, etnik ya da dini böyle bir karar çıkardığınız zaman bu soykırımcılıktır. Bu dinci bir fanatizmdir, başka bir şey değildir. Bu teopolitik yaklaşım, bu ırkçılık temel insan hakları belgelerinin tamamına, temel insani değerlerin tamamına karşıdır. Esasında bir bütçe sorunu var İsrail iç politikasında. İkide bir Mescid-i Aksa'ya saygısızlık eden, ırkçı fanatik bakan, onun bulunduğu parti ancak bu şartla destek veriyor. Ondan sonra da işte soykırımcı Netanyahu'nun Partisi de bununla birlikte hareket ederek bu kararı çıkarıyorlar. Şimdi Netanyahu ikide bir ne diyordu? 'Biz batı değerlerinin Orta Doğu'daki kalesiyiz, batı değerlerinin Orta Doğu'daki savunucusuyuz' diyordu. Şimdi dönüp Batıya sormak lazım. Demokrasi, insan hakları, hukuk devleti, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi açısından baktığınızda bu soykırımcı şebekenin aldığı bu Filistinlilere idam kararıyla sizi temsil ettiğini düşünüyor musunuz, düşünmüyor musunuz? Niye Avrupa'da İspanya Başbakanı Sanchez dışında diğer liderlerin sesi çıkmıyor? Başbakan Sanchez'i ve İspanya halkını da tebrik ediyoruz."
- "IRKÇI, FANATİK, İSRAİLLİ BAKAN TARAFINDAN TEHDİT EDİLMESİ GÖRKEM BEY İÇİN BİR ŞEREF MADALYASIDIR"
Sanchez'in söylediği "soylu, asil" sözleri diğer Avrupalı liderlerin söyleyemediği değerlendirmesinde bulunan Çelik, Avrupa devletlerinin sokaklarında Avrupa'nın asil, soylu insanlarının Gazze için sokaklara döküldüğünü ve bundan hiç çekinmediklerini belirtti.
Ömer Çelik, insanlık onuru, insanlık haysiyeti adına Avrupa'nın asil ve soylu insanlarının büyük eylemler gerçekleştirdiklerini ve büyük mesajlar verdiklerinin altını çizerek, şunları kaydetti:
"Günün sonunda Avrupa'daki yönetimler İsrail'in aldığı bu idam kararı karşısında niye susuyorlar ve İsrail üstelik bunu 'ben Batı değerlerini temsil ediyorum' diyerek söylüyor. Görkem Sevindik çok güzel bir cümle kurmuş. Sanatçı insan onurunu ve insan haysiyetini yüceltir. Sanat insanı yüceltmek için, insani değerlere sahip çıkmak için yapılır. Dolayısıyla Gazze karşısında birçok Batıdaki sanatçı da kariyerlerini tehlikeye atarak çok güçlü mesajlar verdiler. Görkem Sevindik'in verdiği mesaj da çok kıymetli bir mesajdır. Irkçı, fanatik, İsrailli Bakan tarafından tehdit edilmesi Görkem Bey için bir şeref madalyasıdır. Zaten ortaya koyulan şey sanatçının insanla ilgili hassasiyetinden ibarettir. Onun için tebrik ediyoruz."