Optimar Araştırma Başkanı Hilmi Daşdemir: Seçimin kaybedeni Kılıçdaroğlu CHP’si

Röportaj Haberleri

DAŞDEMİR: Kılıçdaroğlu Erdoğan’ın karşısında yarışmayıp gizlenirken Muharrem İnce ‘ben varım’ dedi. Cesaret ortaya koyamayan, CHP tabanını diğer partilere yönlendirerek oyunu düşüren Kılıçdaroğlu seçimin en büyük kaybedenidir.

Öncelikle tebrik ederim, 24 Haziran seçim sonuçlarını neredeyse milimetrik bildiniz.

Teşekkür ederim, işimizi özenle yapmamızın bir sonucu bu. Sahadaki anketör arkadaşlarımızdan başlayarak verileri kontrol eden, analizi yapan arkadaşlarımızla birlikte ekip olarak böyle bir sonuca imza attık. Bu bizim için hem onur hem gurur vesilesi.

Bir iddiamız vardı, seçimin ilk turda biteceğini söylemiştik. Hem geçmiş seçimlerden hem yaptığımız araştırmalardan mütevellit dedik ki “Erdoğan’ın oy oranı 51-53 arasındadır, partisinin üzerindedir”. Sonuçlar bizi haklı çıkardı. “İttifaklar içinde partiler arasında geçişkenlik olacak” demiştik, Cumhur İttifakını tam olarak bildik, Millet İttifakında binde 1’lik bir yanılmayla bildik, HDP de ise binde 5’lik bir yanılma var, burada da isabet kaydettik.

HALKIN FETÖ’YE TAVRINI TESPİT ETTİK

Geçmiş siciliniz nasıl?

Bu bir defa olursa tesadüf denebilir ancak 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde de en isabetli sonuç bizimdi. Biz Cumhurbaşkanı Erdoğan yüzde 53.8 demiştik, 51.8 aldı. Ekmeleddin İhsanoğlu yüzde 38.4 demiştik öyle aldı, Demirtaş’ı yüzde 7.8 bulduk 9.7 aldı, AK Partiden Demirtaş’a 2 puanlık bir kayış oldu ama bu yayınlanmış en isabetli sonuçtu. Yerel seçimlerde de benzer bir isabetimiz oldu. 17-25 Aralık ve Gezi olaylarının seçimleri manipüle, AK Parti’yi iktidardan etme amaçlı olduğunu yaptığımız ankette tespit ettik. ‘Devlete sızmış bir çetenin olduğuna inanıyor musunuz’ diye sorduğumuzda yüzde 50’nin üzerinde o zamanki ifadesiyle paralel yapının olduğuna inanıyoruz diyordu ve oransal olarak İl Genel Meclisi noktasında da oldukça isabetliydi. Buna dayanarak “AK Parti yerel seçimlerde büyük zafer kazanacak” dedik, gerçekleşti. Şehirlerde de oldukça isabetliydi. 7 Haziran’da diğer araştırma şirketleriyle beraber biz de yanıldık. Orada seçim öncesi Diyarbakır’da patlatılan bomba HDP seçmenini bir şekilde manipüle etmiş oldu. 1 Kasım’da en iyi bilen ikinci araştırma şirketi olduk, halk oylamasında en iyi bilenlerden birisi olduk.

ERDOĞAN’IN ŞAHSİ OYU HER ZAMAN YÜZDE 51-53

Sayın Bahçeli MHP lideri olarak çıktı dedi ki “bizim Cumhurbaşkanı adayımız Recep Tayyip Erdoğan’dır”. Eğer Cumhur İttifakı içinde olsa da adayımız Erdoğan demeseydi sonuç nasıl olurdu? Sonuçta evvelki seçimde çatı aday ittifakının mucidiydi?

Bizim yaptığımız araştırmalar ve öngörülerimiz hep Erdoğan’ın şahsi oyunun yüzde 51 ile yüzde 53 arasında olduğunu gösteriyor. Bahçeli’nin bu çıkışı çok değerli ve önemli tabii, oransal olarak Erdoğan yine yüzde 51’in üzerinde oy alabilirdi ama Bahçeli’nin yaptığı destek ve meşrutiyet AK Parti seçmeninde takdirle karşılandı, Bahçeli önemli bir misyon yüklenmiş oldu. Dolayısıyla net bir şey söylemek mümkün değil ama Erdoğan’ın şahsi oyu yine yüzde 51 ile yüzde 53 arasındaydı.

BAHÇELİ’NİN ETKİSİ NE OLDU?

O zaman Bahçeli’nin çağrısı sandığa yansımamış, öyle mi?

Böyle söylemek çok doğru olmayabilir, Bahçeli’nin elbette bir yansıması var, Bahçeli’nin bu kararı alması bile başlı başına bir artıdır. Bunun hiçbir etkisi olmadı demek doğru değil.

Bu ölçülemez mi?

Varsayımsal bir şey bu, seçime böyle gitmiş olsaydık ölçebilirdik. Nitekim bir önceki seçimde desteklemiyordu. Ama Erdoğan o dönemde yüzde 52 oy almıştı. Ama şartlar değişti, bir vakıa. Bahçeli’nin Erdoğan ile birlikte oy potansiyeli yüzde 57’lerde hatta yüzde 60’larda bir yerde. Bu potansiyelin ortaya konulup konulmadığı önemlidir.

MHP İÇİNDEN BAŞKA BİR PARTİ ÇIKTI

Neden konulamadı sizce?

Çünkü MHP’nin içinden başka bir parti çıktı. MHP içinde sert bir muhalefet vardı, partilerin tabanı birbirine yakın olduğu için. Muhalefet döneminde taban bir şekilde Erdoğan’a karşı duruş sergiledi. Erdoğan’ın da MHP ve MHP’lilere karşı yapmış olduğu eleştiriler vardı. Bunların bazıları tarafından unutulmadığını, sürecin belli ölçüde birilerini etkilemediğini ya da Erdoğan’a oy vermek konusunda çekimser davrandığını gözlemledik.

AK PARTİ’Yİ 7 HAZİRAN İLE 1 KASIM ARASINDA BEKLİYORDUK

Peki. AK Parti aslında hem kurduğu Cumhur İttifakı olarak genel seçimlerde hem de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 24 Haziran’ın galibi görünüyor. Ama AK Parti’nin oyunun düşmesi şaşırtıcı mı oldu, nasıl yorumluyorsunuz bu oranı?

Biz 7 Haziran ile 1 Kasım 2015 seçimleri arasında bir yerde olacağını tahmin ediyorduk. 1 Kasım’a doğru evrilme potansiyeli de vardı ancak MHP’ye kayma dolayısıyla pek gerçekleşmedi. Sürpriz sayılmaz ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “biz buradan gerekli mesajları aldık” söylemi önemli. Çünkü AK Parti’nin yaptığı ve yapamadığı bir şeyler var. Nedir? Ders alma noktasında çok istekli değil. Gayreti, düşüncesi var ancak hayatın, siyasetin akışı içinde bir kenarda unutulup kalıyor. Ama yine de kendisini yenileyebilen, kendisi ile ilgili yeni kararlar alıp sürekli yeniyi ve daha iyiyi arayan bir parti AK Parti aynı zamanda.

Cumhurbaşkanın ‘mesajı aldık’ cümlesinden siz ne anlıyorsunuz?

AK Parti 1 Kasım’a göre oyunu düşürmüştür. Erdoğan’ın oyu AK Parti’nin oyundan daha yüksektir, mesaj bu.

AK PARTİ’NİN Kİ RİSKLİ BİR KAZANMA

Erdoğan 16 Nisan referandumundan sonra Cumhurbaşkanı olarak partisinin başına geçti ve ciddi eleştiriler yaptı, müdahalelerde bulundu. Metal yorgunluğu, kibir, hatta akçeli işlerle ilgili kararlı bir tutum aldı. Mesajlar mı yeterli olmadı, dönüşümün tamamlanması için vakte mi ihtiyaç var?

Dönüşüm yeterli olmadı. AK Parti’deki yöneticiler ya da teşkilatlar işin ciddiyetini henüz tam anlayabilmiş değiller. Bunu bilen Erdoğan dışında çok kişi var mı bilemiyorum. Çünkü bu yarışı bir şekilde kazanıyorsunuz. Erdoğan’ın kazanmasıyla AK Parti de kazanmış oldu, her ne kadar Meclis çoğunluğu 300’ün altına düşmüş olsa da. Orada bir kazanma durumu var. Ama bu riskli bir kazanma. İlk kez (7 Haziran’dan sonra) salt çoğunluğun altına düşmüş durumda AK Parti. Kendini yenileme noktasında ciddi bariyerleri var. Bariyerleri aşması gerek.

GEZİ ÖNCESİ DÖNEME DÖNMEK MÜMKÜN MÜ?

Nedir bu bariyerler?

Aslında hepimizin bildiği şeyler. Bir, AK Parti geçmişine baktığımızda, Refah Partisi 90’lı yıllarda meyhanelerden oy isteyen bir geleneğe sahipti. Bunu başlatan Erdoğan. Böyle her kesimle iletişim kurabilme potansiyeli olan Erdoğan, şu anda belli kesimlerce kamplaşmanın mimarı olarak gösteriliyor. Ancak Erdoğan’ın seçimden sonra yaptığı açıklama öyle olmadığını da gösteriyor. Elbette kendinize bir saldırı olduğunda onu püskürtmek, gardınızı almak için birtakım hamleler yaparsınız. Erdoğan bu hamleleri yaptı ve Gezi olaylarından beri belli ölçüde bu da kutuplaşmayı sağladı. Belki siyasi olarak doğru hamle de olabilir ancak Gezi olaylarının hemen öncesine yaptığımız araştırmalarda “Hükümeti başarılı buluyor musunuz” diye sorduğumuzda başarı oranı AK Parti oy oranının neredeyse 10 puan üzerindeydi. 60’lar 65’ler gibi AK Parti’yi başarılı buluyordu araştırmalar, oya yansımasa da. Gezi’den sonra AK Parti’nin başarı oranı oyuyla aynı hizaya düştü, hatta bir-iki puan daha aşağı düştüğü dönemler oldu. Bunu tekrar sağlayabilir Erdoğan. Her ne kadar belli bir kesimde Erdoğan nefreti kolay geçecek bir hastalık olmasa da.

ERDOĞAN’IN VAKTİ OLSA YİNE YAPAR

Erdoğan her balkon konuşmasında herkesin hakkını hukukunu koruyacağını, 81 milyonun Cumhurbaşkanı olduğunu söylüyor. Bu tutum partisi aracılığıyla hayata geçmiyor mu? Mesela meyhanelere gitmiyor mu partililer? İletişim kopukluğu nereden kaynaklanıyor?

Kendisini biraz elit, üstte görme eğilimi başladı parti yöneticilerinde. Erdoğan’ın vakti olsa yine gider meyhanelerde insanlara birebir dokunacak hamleleri yapar, gönlünü kazanabilir. Ama Erdoğan her şeyi yapamaz. Bugün AK Parti’nin gençlik kadrolarında gençlerle iletişim kurup kendilerini doğru anlatabilecek insanlar yetişmiyor. Bunun üzerinde ciddi anlamda çalışılması gerekiyor. Çünkü gençlik kollarında gerçekten siyaset yapmak yerine bazı hesaplarla ya da beklentilerle orda olma durumu var. Ama aslına bakarsanız daha büyük bir resim var. Erdoğan’ın ve AK Parti’nin Türkiye’yi hatta dünyayı dönüştürebilme potansiyeli var, harekete geçirebilirse. Bu ufku, mefkureyi verebildiğinizde gençler oraya ait olduklarını ve bir şeylerin dönüşümüne, gelişimine katkı vereceklerini, yarını inşa edecek nesil olduklarına inanabilirler. Bunu aktarabilir AK Partili yöneticiler. Ancak öncelikle kendilerinin inanması, bir şeyler yapabilmesi gerekiyor.

AK PARTİ GENÇLERİ NASIL KAZANIR?

Ne kadar oy aldı gençlerden AK Parti sizce?

Şu an kesin bir şey söylemek mümkün değil ama büyük bölümünü kaybettiğini söyleyebiliriz. Birçok sebebi var. Gençlik sosyal medya üzerinde ciddi anlamda manipüle ediliyor. Bombaların patlatıldığı o iki seçim döneminde, Gezi’den 1 Kasım’a kadar olan süreçte bombaların Erdoğan, MİT tarafından patlatıldığı gibi yoğun manipülasyonlar yapıldı. Ortalama muhafazakar ailelerin çocuklarının bile bir şekilde buna inanmış olduklarını görüyordunuz. Biraz konuştuğunuzda ikna edebiliyordunuz ancak algı sosyal medyada pekişiyordu. O zamanlar doğru hamlelerin yapılmadığı noktasında ciddi veriler var.

Zamanla AK Parti içinde bir küskün grubu oluştu bir şekilde. Tasfiye edilenler, görevi değişenler ya da hiç görev alamayanlar… Edindikleri iktidar alanını AK Parti aleyhine kullandıkları varsayımının karşılığı var mı sandıkta? Erdoğan’a verilen, AK Parti’ye verilmeyen oylarda küskünlerin etkisi nedir?

Çok olduğunu düşünmüyorum. Oransal olarak kayda değer bir oranları yok. Küskünler değil asıl problem kırgınlarda. Kırgın dediğimiz normal, sıradan seçmen. Bunlar neden kırgınlar? Bekledikleri hamleleri AK Parti’den görmemiş olmaları ya da yeterli bulmamaları ya da bunda çok iştiyak görmeme kaynaklı.

FETÖ MAĞDURLARI OY KAYBINA NEDEN DEĞİL

Peki, KHK’ların, ihraçların, olası mağduriyetlerin payı nedir?

İhraçların o kadar da etkili olduğunu düşünmüyorum elbette etkisi var ancak vatandaş FETÖ’nün, PKK’nın ciddi tehdit olduğunu görüyor. Aynı zamanda İyi Parti dahil muhalefet partilerinin FETÖ konusunda, terör konusunda ciddi irade ortaya koymadıklarını da görüyor. Erdoğan’dan başka bu konuda mücadele eden, öne çıkan bir isim yok. Terörde zaten Süleyman Soylu’nun ayrı bir duruşu ve başarısı var, hakkını teslim etmek gerek. Ama FETÖ konusundaki süreçte mağdurların üzerinden yapılan algı, mağdurlardan dolayı AK Parti’nin oyu düştü demek yanlış olur. Asıl FETÖ ile mücadele noktasında bir adaletsizlik ya da hakkaniyetsizlik gözleniyor. Bir taraftan mesela Fetullah Gülen ile fotoğraf veren isimlerden bazılarının tekrar listede olması AK Parti açısından ciddi handikap. Bunlar herhangi bir irtibatları, iltisakları olmayan insanlar olabilir ancak vazgeçilmez de değiller, ön planda olmayabilirlerdi. Sonuç itibariyle samimiyet noktasında pekiştirici adımlara atılabilse halk nezdinde daha etkili olunabilir. Diğer taraftan Erdoğan’ın yerel siyasetçilere yapmış olduğu eleştiri gibi halktan kopuk olmak, halka tepeden bakmak ya da belediyelerde yakınlarıyla iş yapmak ya da birtakım usulsüzlükler ve benzeri durumları görenler de bu noktada biraz kırgın.

MHP İLE İTTİFAK KÜRT OYLARINI KAÇIRMADI

MHP ile ittifakın özellikle Kürt oylarının AK Parti’ye desteğini azalttığı iddiası?

Onu biz gözlemlemedik yapmış olduğumuz araştırmalarda. Minimal düzeyde etkileri vardır ancak aynı zamanda götürdüğünden daha fazla getirisi var bu ittifakın. MHP, AK Parti ile birlikte teröre karşı ciddi bir duruş sergiledi. MHP’ye itiraz etme gibi bir durumu alan araştırmalarında da gözlemlerimizde de görmedik. Bu rakamlarla ortaya koyabildiğimiz bir şey değil. MHP’nin o anlamda Kürt oyları üzerinde olumsuz bir etkisi yok.

AK PARTİ İÇİN ASIL RİSK YEREL SEÇİMLERDE

AK Parti oylarındaki düşüş Mart 2019 yerel seçimlerinde AK Parti için risk işareti midir?

Kesinlikle. Asıl risk orada. AK Parti için risk genel seçimler ya da Cumhurbaşkanlığı seçimleri değil yerel seçimler. Özellikle İstanbul ve Ankara gibi büyük belediyelerin kaybedilmesi büyük risktir, AK Parti için sonun başlangıcı olabilir. Çünkü AK Parti, Refah Partisi geleneğinin devamı bir partidir ve hikayesi belediyelerdeki başarısından geliyor. Erdoğan’ın hikayesi de oradan geliyor. AK Parti belediyelere odaklanmak durumunda. Bunu öngörerek belediyelerin değişmesi ya da çeşitli haklarda iddia olan ya da sıkıntılı olan belediye başkanlarının istifasını istedi ve bu noktada da kamuoyundan yapmış olduğu bu hareketten dolayı ciddi de bir destek aldı. Yani buna karşı duranlar ağırlıklı olarak muhaliflerdi yani CHP’liler Melih Gökçek’e sahip çıktılar anlaşılmaz bir şekilde. Sonuç itibari ile AK Parti için asıl kırılma bu seçimler falan değil asıl kırılma belediye seçimlerinde olabilir o yüzden AK Parti doğru isimleri aday gösterirse, o zaman kadar özellikle Ankara İstanbul gibi büyükşehirlerden başlamak belediyelerdeki problemlerini ortadan kaldırırsa durum değişir.

MHP 30 YILDIR EN AZ 8.2 ALIR

Aynı çatı altında kalacağı bilgisiyle AK Parti’den MHP’ye oy kaydığı yorumunu doğrular mısınız?

Belli ölçüde öyle görünmekle birlikte şu da var. Aslına bakarsanız MHP’nin taban oyu son 30 yıldır 8.2’den aşağı inmiş değil. 2002’de 8.4, yanılmıyorsam 1991’de 8.2.50 yıllık siyasi geçmişi olan MHP’nin son 30 yılındaki tablo bu. Kuşaktan kuşağa aktarılan bir gelenek var. MHP’nin içinden yeni bir parti çıksa da bittiğini söylemek mümkün değil. Çünkü asıl o yapı.  Merkez MHP’nin kendisi. Kopan ekip de MHP’yi ele geçirip dönüştürme arzusu içerisindeydi, MHP’yi merkeze çekmek istiyorlardı.

SİYASETE MÜDAHALE AK PARTİ’YE ALTERNATİF ÇIKARMAK İÇİN

Yani MHP pozisyonu terk etsin istiyorlardı, öyle mi?

Evet, şöyle basit bir mantık yürütülecek olursa, MHP merkeze gelirse AK Parti’nin alternatifi olabilecekti. Baykal’ın kaset komplosu, MHP’ye yapılan kaset komplolarının temel sebebi muhalefeti dizayn edip iktidara alternatif bir yapı ortaya çıkartmaktı. Bugün Kılıçdaroğlu’nun sağdan, İslamcılardan devşirdiği siyasetçilerin temel amacı da bu...

MERKEZ SAĞ İÇİN ÇALIŞIYORLAR

Yeni bir merkez sağ kurgulamak yani.

Diğer yandan FETÖ ele geçirebilseydi 2011’de MHP’nin merkez sağa evrilmesini sağlayacaktı.

PLAN DP’NİN ADINI ALARAK DEVAM ETMEK

Meral Akşener seçim sonrası değerlendirmesinde İyi Parti’nin merkezdeki boşluğu doldurduğunu iddia etmişti. Bu açıklama bu projenin varlığına ispat mıdır?

Tabii, ilk çıkışlarında net şekilde görebiliyordum. Uzun zamandır Ankara’da yaşıyorum, siyasetin içindeyim. Ülkücü camiayı iyi biliyorum, Milli Görüş camiasını da, merkez sağı da biliyorum. O hikayedeki herkesi belli ölçüde biliyor, hareketin nereye evrilmeye çalıştığını da öngörebiliyordum. Binde beş bile oyu olmayan Demokrat Parti’nin o ekipte yer almasının bir sebebi var elbette. Demokrat Parti’nin İyi Parti ile birleşip yeni yapının Demokrat Parti adı alması istenmiş olabilir. DP jenerik marka değeri yüksek bir isim çünkü.

MHP KENDİ OYUNU KORUMUŞ VAZİYETTE

MHP içinden bir parti çıktı ve bir şekilde yüzde 10 aldı. Ama MHP de kendi oyunu korudu. Ciğer buysa kedi nerede, kedi buysa ciğer nerede durumu yani?

Şöyle: CHP’nin oyu yüzde 20 ile 25 arasında gidip geliyor. 15 aldığı oldu, altına düştüğü oldu ama o dönemde farklı bir sol parti DSP öne çıkmıştı. İyi Parti’den gelen CHP oyu var belli ölçüde. İlk ortaya çıktığı dönemlerde bu oran MHP’lilerden daha fazlaydı, yüzde 60’ı CHP’li, yüzde 40’ı MHP’li diyebileceğimiz bir durumdaydı. Güneydoğudan bile sınırlı ölçüde İyi Parti’ye oy gittiğini görüyoruz. Çok kısmi bir AK Parti oyu da olmakla birlikte İyi Parti’nin daha çok CHP ve MHP’den beslendiğini söyleyebiliriz. MHP’nin kendi oyu yüzde 8’lerde ise onun üzerindeki oy AK Parti’den giden oylardır diyebiliriz. Bir öngörümüz de var. MHP’nin bölgesel oy oranları Akdeniz’de güçlüdür, hala koruyor hatta Doğu Anadolu’da bile 10.2’lik bir oy oranı var, Ege’de biraz düşmüş gözüküyor -ki Ege MHP seçmeninin belli ölçüde İyi Parti’ye kaydığı görülüyor. Güneydoğu Anadolu’da 7.1 oranına sahip. Asıl belirleyici olan MHP için İç Anadolu ve Karadeniz’dir ve burada da oyunu büyük ölçüde koruyor.

MHP ittifak çatısı altında olmasaydı barajın üstünde kalma ihtimali var mıydı yine?

Bana göre vardı çünkü her ne kadar AK Parti seçmeni bir sinerjiyle kaymış olsa da söylediğim gibi MHP’nin 8.2 idi kemik oyu vardı, onun üzerinde çıkardı büyük ihtimalle.

CUMHUAR İTTİFAKI MHP’YE Mİ YARADI?

MHP erken seçim çağrısını da adayımız Erdoğan ilanını da baraj korkusu nedeniyle yaptı ama seçim sonuçları ittifakın AK Parti’ye yaradı yorumlarına ne dersiniz?

İki yorum da belli ölçüde doğru ama büyük ölçüde de yanlış. MHP’nin taban oyunu söylemiştim, AK Parti’nin de ittifak içindeki geçişlerini söylemiştim. AK Parti’nin yüzde 49 oyu kendisine mi ait o da tartışılabilir bir durum. 2011 ve 1 Kasım 2015’te yüzde 49 almış olsa da AK Parti’nin kendi oyu ne yüzde 49 ne yüzde 41-42. 46’larda 47’lerde bir yerlerdedir bana göre. Sebebi oynak oylar, geçişken oylar. 1 Kasım’da AK Parti belli ölçüde CHP’den bile oy aldı, terör olayları ve benzeri gibi konularda mücadele edebilecek tek parti AK Parti olduğu için. Bir kere bu durumun tespit edilmesi lazım. AK Parti bu ittifaka girmeseydi alabileceği -yine bir varsayım- yüzde 46 civarında süreci tamamlayabilirdi belki MHP de 10’larda olabilirdi. İttifaklar seçmenin biraz daha net davranmasını ve mesaj vermesini sağlamış oldu.

İNCE AKŞENER’DEN DE DEMİRTAŞ’TAN DA OY ALDI

İyi Parti’nin oyu ile Akşener’in oyu arasında fark var. Yüzde 10 barajını aşması bir veridir elbette ama Akşener’in oyu neden düşük sizce?

Akşener’e oy vereceğim diyenlerden bazılarının İnce’nin kalabalık son üç mitingini görünce ona doğru kaydıklarını söylemek mümkün. Aynı zamanda Demirtaş’tan da İnce’ye doğru bir kayma var.

İyi Parti devam kararından bahsetti ama genel başkan değişikliği olacak mı sizce?

Kaçınılmaz çünkü orada Ümit Özdağ var, farklı bir figür, Koray Aydın var.Milletvekillerinden kaçı onlarla hareket eder bilemem ancak Ümit Özdağ’ın Suriyelilerle ilgili yaptığı açıklamalara, birçok konudaki duruşuna söylemine bakacak olursak milliyetçilik anlayışına yakın olduğunu söyleyebiliriz.

AKŞENER DÖRT EĞİLİMİ BİRLEŞTİRECEK BİRİ DEĞİLDİR

İyi Parti merkezdeki boşluğu doldurduğu iddia etti ama bu görüşün merkeze gelme ihtimali var mı?

Herkes aynı görüşü benimsemeyebilir. Orada böyle bir yaklaşımda bir araya geldiler, partileştiler, bu isimlerin hepsi ayrı ayrı potansiyel lider adaylardır. Koray Aydın teşkilatın başındaydı, bu nedenle belli ölçüde etkinliği olan birisidir. Orada kendi içerisinde bir koalisyon bir konsorsiyum var. Soldan gelenler, marjinal soldan gelenler var, Kardeş Türküler’in davulcusu var, ulusalcı isimler var.ama öte yandan 4 eğilimi de birleştirme vasfı da olan birisi değil Meral Akşener ya da herhangi birisi. Dolayısıyla birçok sıkıntısı var İyi Parti’nin. Değişim kaçınılmaz ama. CHP’de de İyi Parti’de de değişim kaçınılmaz. CHP’de daha yüksek bir potansiyel var, değişim olma ihtimali açısından. İyi Parti’de de belli ölçüde. Yusuf Halaçoğlu’nun yaptığı çıkış gibi yakında başka çıkışlar da görebiliriz.

KILIÇDAROĞLU İÇİN YAPILAN ALGI ÇALIŞMALARI BAŞARISIZ OLDU

Kılıçdaroğlu Gül projesi dahil, karşı ittifakın bir anlamda şefliğini yaptı ve bir şekilde AK Parti grubunu sayısal olarak zayıflatmayı başardı da. Yorumunuz ne?

Kılıçdaroğlu’nun bulunduğu yere getirilişi bir projenin hayata konulmasıydı. Merkezden, merkez sağdan, İslamcı sağdan isimleri alarak partisine katması da böyle değerlendirilebilir. Diğer taraftan Kılıçdaroğlu da İstanbul’a Baykal tarafından özellikle Melih Gökçek ile yaptığı televizyon programında popülaritesini arttırılması sonucunda gönderilmiş ve öne çıkmıştı.

İstanbul’da şöyle bir durum olduğunu hatırlayalım. Bazı araştırma şirketleri Kılıçdaroğlu’nu Kadir Topbaş’ın 10 puan üzerinde veriyordu, yanılmıyorsam 8 puan geride bitirdi.

Orada yapılan algı tutmadı. Genel başkan olduktan sonraki süreçte de önce Gandi dediler,  tutmadı. Yüzde 35 veriyorlardı, yüzde 25 aldı. Yani ne Kılıçdaroğlu’ndan Gandi, ne Demirtaş’tan Çipraz çıkaramadılar. Demirtaş kulağını kalbini tamamen dağa teslim etmiş birisiydi. Kılıçdaroğlu da uluslararası şebekeler ya da istihbarat örgütleriyle birlikte hareket ettiğini düşünebileceğimiz güçlü delillerin olduğu bir isim izlenimi veriyor.

Neden böyle diye düşünürsek, Baykal’a kaset kumpasını yapan örgütlerin CIA (ABD) ve BND (Almanya) olduğuna dair güçlü deliller var. Geçmişte DHKPC bu tür operasyonlarda taşeron olarak kullanılırdı sonra FETÖ kullanıldı.

SEÇİMİN KAYBEDENİ KILIÇDAROĞLU

Karşı ittifakı örgütleyen kişi Kılıçdaroğlu ve o yüzden mi başarısız bulmadı kendini?

Kendisini başarısız bulmadı, CHP’de kaybederek kazananlar var. Kılıçdaroğlu kaybederek kazanmış birisiydi, Muharrem İnce de şu anda herhangi bir sonuç almasa da kaybederek kazanan bir figür olarak karşımızda. Uzun vadede Muharrem İnce’nin de yüksek potansiyeli olabileceğini düşünmüyorum ancak Kılıçdaroğlu’nun önünde bir yerde. Kılıçdaroğlu cesaretsizliğiyle Erdoğan’ın karşısında yarışa çıkmayarak kendisini gizlerken Muharrem İnce ben varım, dedi. Kendini ölçtü ve partisinden 8 puan yukarıda oy aldı. Kılıçdaroğlu’nun “seçimin kaybedeni AK Parti’dir” açıklamasıyla ciddi anlamda pişkinlik ya da yansıtma örneği göstermiş olsa da bu seçimin en büyük kaybedeni Kılıçdaroğlu’dur. Cesaret ortaya koyamamıştır. Kendi seçmenini, tabanını belli ölçüde diğer partilere yönlendirmiştir.

MUHALEFETİN LİSTESİ AYNI MASA BAŞINDA HAZIRLANMIŞ GİBİYDİ

Şunun tekrar altını çizmek gerekir, aday listeleri sanki bir masanın etrafında tüm muhalefet partileri bir araya gelmişler de ince bir mühendislikle listelerini belirlemişler gibiydi. CHP daha soldan isimleri partinin dışına itti, HDP aldı. Marjinal sol partilerin liderlerini liste başı yaptı. Saadet İslamcı isimleri aldı koydu, İyi Parti milliyetçi isimleri aldı. Bir mühendis hassasiyetiyle hesaplanmış ancak bir karşılığının olmadığını da görüyoruz.

Bu bir başarı sayılmaz mı? Erdoğan karşıtı bloğu yeni bir siyasi formatla formatlamak.  Proje buysa başarmış işte?

Bizim toplumumuz cesaret gösteren isimler liderler arkasından gider. Lider cesaret gösterir. Kılıçdaroğlu lider değildir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin başına bir kaset komplosu neticesinde getirilmiş bir genel başkandır. Sonraki süreçte yine bazı hamlelerle muhaliflerini uzaklaştırmış ve delege yapısını kendi lehine dizayn etmiştir.

KILIÇDAROĞLU BAŞARISIZLIĞINI PERDELEMEYE ÇALIŞIYOR

CHP ile İnce, HDP ile Demirtaş arasındaki farkın çapraz ilişkiler sonucu olduğu anlaşılıyor. İnce’ye yönelen oy da çapraz ilişki şefi Kılıçdaroğlu sayesinde geldi ise niye başarısız sayılsın?

Kılıçdaroğlu’nun, İnce’nin böyle bir sonuç alacağını öngördüğünü düşünmüyorum. Ama İnce CHP açısından en iyi adaydı. Muhalefet bloğunun tek aday yerine birden fazla aday çıkarması en doğru hareketti. Ama Kılıçdaroğlu’nun başarısından söz edilemez. Partisini bir yere taşıyabilmiş olsaydı, kendisi aday olmuş olsaydı ve yüzde 30 partisi de 28 alsaydı bu bir başarıydı. Ancak partisi yüzde 22 almış, kendisine rakip olmuş bir isim olan Muharrem İnce yüzde 31 oy almış. Bu bir başarı değil başarısızlıktır. Açıklaması bir perdelemeye çalışması.

CHP’DE DEĞİŞİM KAÇINILMAZ

Seçimden bu yana CHP tabanı ve teşkilat rahatsız. istifa çağrıları, karşılığında ihraçlar oldu. CHP’de bir lider değişimi bekliyor musunuz?

Bekliyorum. Bir taban hareketi olacaktır. Delegeye hakim Kılıçdaroğlu. Delegeyle belli ölçüde paslaşmaları var, delege yakınlarının belediye başkanı olması, milletvekili olması, isimlerinKılıçdaroğlu ekibi içerisinde yer alması sebebiyle onun yanında durmalarını bekleyebiliriz. Ama CHP’nin oyunu 41 yıl sonra yüzde 30’un üzerine çıkarabilmiş, teşkilatı hareketlendirmiş bir isim var ve Muharrem İnce Cumhuriyet Halk Partisi’nin Cumhurbaşkanı adayıydı.

İNCE’NİN KARTOPU KILIÇDAROĞLU’NU YUTAR

Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık yarışındaki rakibi İnce bundan sonra ne yapacak sizce, potansiyelini ve karşılığını sahada gördü, eğer CHP içinde hedefine ulaşamazsa parti bölünür mü?

Bölünürse eğer Meral Akşener’den daha iyi bir noktaya geleceği aşikar çünkü burada İnce’nin ölçülmüş, yüzde 30’larla tescillenmiş bir aşarı hikayesi var. Ancak ben bölünme ihtimalinden önce bunu parti içinde yapmak isteyeceğini düşünüyorum. Teşekkür ziyaretleri dediği bu hareketin bir süre sonra kartopu gibi büyüyüp genel merkezi yutacağını öngörebiliriz.

BELEDİYE BAŞKANLIĞI ARTIK İNCE’Yİ KESMEZ

Şu senaryo işler mi: Her ne kadar bu kez ortada bir seçim başarısı olsa da CHP’de pek çok genel başkanlık için mücadele etmiş, zaman içinde sönümlenip gitmiş pek çok isim var. Murat Karayalçın, Ercan Karakaş, Fikri Sağlar gibi. Şu an İnce vekil değil, CHP herhangi bir parti değil, Kılıçdaroğlu İnce olayını sönümlendirmeyi tercih ederse? Bu Kılıçdaroğlu için bir riskse eğer, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adaylığı İnce için nasıl bir kariyer olur?

Seçimden bir hafta önce İnce’ye yakın genel başkan yardımcısının İstanbul ve Ankara yerine İzmir ya da Eskişehir belediye başkanlığı için pazarlık yaptığı gibi bir duyum almıştım. Ama yüzde 30’lara varan bir oy oranından sonra oralar kesmez, hedef büyüdü. Karayalçın hariç saydığınız isimlerin halkta karşılığı olmadığını söyleyebiliriz.

HDP’YE GEÇEN CHP OYLARI ARTIK ORADA KALIR

HDP’nin bölgede oy oranı düştü, batı illerinde metropollerde arttı. Değerlendirmeniz nedir?

Taktiksel bir oy verme davranışı olarak tanımlayabiliriz çünkü HDP barajı geçmeseydi AK Parti 350-360 civarında bir vekil sayısına ulaşacaktı. AK Parti’yi zayıflatmak amacıyla CHP seçmeninin bir kısmı gitti HDP’ye oy verdi. Partide HDP’ye Cumhurbaşkanlığında İnce’ye verdi, ikisinde de HDP’ye veren de vardır. Sonuç itibariyle bu durum kemikleşmeye doğru gidiyor. 7 Haziran, 1 Kasım ve 24 Haziran üç seçimde de CHP’den HDP’ye oy gidiyor ve bir süre sonra bu kişiler kendilerini CHP’li değil HDP’li olarak tanımlamaya başlayacaktır.

O zaman 7 Haziran sonrası Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder “emanet oyları utandırmayacağız” dediğinde Kandil’den konuşan terörist başlarından biri “emanet oy falan yok” diye azarlanmış Demirtaş da konuşmasını düzeltmişti. Üç seçimde de HDP’ye geliyorsa CHP oyları demek ki emanet değilmiş, öyle mi?

Emanet olanlar var, olmayanlar da var. Üç seçimdir HDP’ye gelenler artık HDP’lidir. Zaten psikolojide de vardır pekiştirme.

HDP’NİN GERÇEK OYU DEMİRTAŞ’IN ALDIĞIDIR

Peki HDP’nin gerçek oyu Demirtaş’ın aldığı oy mudur?  

Evet. Bunu kesin olarak söyleyebiliriz. Geçmiş oy oranlarına baktığımızda 6, 6,5, 4,5, 7, 5,6 gibi seyrediyordu. Barajı geçemez diye oy vermeyenleri de düşünürsek 7 ile 8 arasında bir yerdedir.  

KATLEDİLEN AK PARTİLİ BAKKALIN VEBALİ KİMİN BOYNUNA?

Peki bu şu mudur: Sonuçta HDP herhangi bir parti değil. HDP-PKK ilişkisini, milletvekili isimlerinin parti genel merkezinde değil Kandil’de belirlendiğini bilmeden HDP’nin PKK baskısı altında olduğunu zannedip bağımsızlaşsın diye oy verenler olabilir. Lakin HDP ve öncüllerinin asli bölgesi durumu biliyor çünkü canı çok yanıyor. Ve bu seçimlerde anlamlı ölçüde desteğini çekti HDP’den. Bölge insanından oluşan gövdenin üstüne oturtulan o sol kafa bölge insanına da zulmetmiş olur mu? İşte seçimden üç sonra AK Parti müşahitliği yaptı diye Ağrı Doğu Beyazıtlı, on çocuklu bir köy bakkalını bu nedenle katletti PKK. O bakkalın vebali kimin boynunadır? CHP’lilr bunun ne kadar farkında?

Çok farkında olduğunu, çok da sorun ettiğini düşünmüyorum açıkçası CHP’nin ve HDP’ye oy veren CHP’lilerin. Zaten yöneticilerinin böyle bir derdi yok. Hatta bir suçlu aramak gerekirse o suçlunun Erdoğan ve AK Parti’yi devleti suçlu olarak gösterebilirler. Üzerine sosyologların sosyal psikologların çalışması gereken bir mevzu olarak karşımızda duran bir problem var.

SAADET PARTİSİ KENDİNİ ZATEN KARŞIDA KONUMLAMIŞTI

Saadet Partisi bir sapma mı yaşıyor yoksa zaten çizgisi bu muydu?

Erdoğan’ın ortaya çıkışından sonrasına 2014’teki kırılma noktasına baktığımızda, sonrasında o zaman ki genel başkanın FETÖ ile aldığı pozisyona, FETÖ medyasına onlar lehine yaptığı açıklamalara, daha sonra hayır bloğu içine konumlanmalarına baktığımızda Saadet Partisi’nin zaten orada olduğunu, kendini oraya konumlandırdığını görürüz. Onları besleyen şeyin Erdoğan’a karşı kıskançlık duymaları ve onu böyle ölçüde ihanet eden kişi olarak nitelemeleri olduğunu da söyleyebiliriz.

SAADET PARTİSİ FETÖ OPERASYONUNA MARUZ KALMIŞ OLABİLİR Mİ?

Rahmetli Erbakan’ın FETÖ’ye karşı tavrı çok netti oysa. 28 Şubat’ta FETÖ terörist başının pozisyonunu bizzat yaşadı. Erbakan’ın vefatından sonrasında bir sapmadan söz edebilir miyiz peki? Bu sapma vefattan sonra yaşandıysa eğer diğer partilere yapılan FETÖ operasyonlarının bir benzerinin Saadet’e de yapıldığını düşünebilir miyiz? 

Muhtemeldir onlar her yere sızan bir yapı, orada da olabilirler. Saadet’te ilçe başkanlığı yapan bir avukatın attığı twitler bunu doğrulayabilir mesela. O kişiye göre devletin FETÖ ile ilgili yaptığı her şey, Afrin operasyonu da yanlış, Suriye politikası baştan sona yanlış. Bu şahsın HDP’lilerden CHP’lilerden daha ileri düzeyde bir akıl tutulması yaşadığı, iki terör örgütüne de müsamahası ortada. Temel Karamollaoğlu’ndan sonraki süreçte sanırım Ali Aktaş biraz daha öne çıkacak.

Tüm Röportaj haberleri için tıklayın
  • En Popüler Videolar