Dünya Kupası'nın en iyi 5 “Baş Altı” takımı
ABONE OL

Dört yılı daha su gibi erittik ve yepyeni bir Dünya Kupası heyecanına merhaba demek için gün saymaya başladık. Futbolun en büyük saniyesine ramak kala, turnuva içeriklerimizi çeşitlendirdiğimiz bugünlerde ben de kendi adıma şampiyonaya büyük umutlar ve olumlu sinyallerle gelen beş takımı sizlerle paylaşmak istiyorum. "Baş altı" diye tabir edebileceğimiz, en büyük favoriler arasında yer almayan ancak o büyük favorilere zorluk çıkarabilecek kadro kalitesine, form grafiğine, oyun sistemine ve daha pek çok ekstraya sahip olduğunu düşündüğüm bu ekipler, Dünya Kupası'nın en büyük renkleri olabilirler. Haydi başlayalım.

NORVEÇ

Erling Haaland ve Martin Odegaard yetiştiğinden beri sıçrama yapacağı düşünülen Norveç, bu beklentilerin çok uzağında kalmıştı. Ne var ki bu kez Dünya Kupası'na geliyor ancak bunun ötesinde çok iyi sinyaller veriyorlar. Yani Norveç'i bu listeye almış olmamın tek nedeni Haaland ve Odegaard'a sahip olmaları değil. 4-3-3 ile 4-4-2 arasında kırılan bir oyun sistemiyle karşımıza çıkan Kuzey ülkesi, bu düzenlerin hemen hemen tüm gerekliliklerini yerine getirebilecek bir kadroya sahip.

Stale Solbakken, birbirinden farklı ihtiyaçları olsa da benzer oyuncu stilleriyle yürütülebilecek bu formasyonlar için en doğru birliktelikleri bulmuş gibi görünüyor. Basit bir temelle gidelim. 4-3-3'ten 4-4-2'ye kırılan bir takımın rakip savunmayı geriye bastıracak, fizikalitesi ve pres gücü yüksek santrforlara ihtiyacı oluyor. Burada Haaland ve Sörloth gibi iki aykırı isim var. Çift forvetle orta sahada sayısal olarak eksildiğiniz için kanatlardan en az birinin ya oyun kurucu profilli ya da çift yönlü merkez profilli olması gerekiyor (Örneğin 2022'de Arjantin, De Paul'ü kanat gibi başlatıyordu). Burada bir ihtiyaç için Odegaard, diğeri için Aursnes gibi iki önemli opsiyon var. Bu tarafa yoğunlaşabilecek prese karşı, ters kanatta oyunu genişletebilecek, bire bir gücü yüksek oyunculara ihtiyacınız oluyor (Yine 2022 Arjantin'inin Di Maria örneği mevcut).

Bu bölgede de Schjelderup ve Nusa gibi bire birciler mevcut. Dinamik bekler, sahada yer kaplayan merkez ve savunma hatlarıyla birlikte Norveç kadrosu yalnızca sağlıklı kalmaya ve iyi maç planları üretmeye ihtiyaç duyuyor. Oyunları ve rol dağılım matematikleri 2021'in şampiyon Atletico'suna çok benziyor. Ne tam olarak 'baskın', ne tam olarak 'geçiş' takımı hüviyetindeler. Yakın dönemde İtalya, İsviçre ve kaybetmelerine karşın Hollanda maçlarında hiç fena sınavlar vermediler. Ekim 2024'ten beri 'favori' sıfatında çıktıkları tüm maçları rahat kazandılar.

Elbette ki Norveç'in de önemli zaafları var. Kaleci rotasyonları kadronun geri kalanı kadar umut verici değil. Yarı alanda üretim yükü büyük oranda Odegaard'a kalıyor ve ikame etmesi çok zor. İlk 11'de düşünülen isimler dışında kalan stoperlerinin ağırlık problemleri var. Ayrıca bu jenerasyonun turnuva tecrübesi düşük. Ancak Dünya Kupası'nın yeni formatında ilerleyen aşamalara çok fazla maç oynayarak gelmek ve zor bir grupta yer almak, bu tecrübesizliği aşmak için fırsat olabilir.

JAPONYA

2022'de de etkileyici bir görüntü çizen Japonya, 2026'ya belki de çok daha büyük bir özgüvenle geliyor. Teknik direktör Hajime Moriyasu tam 8 yıldır takımın başında. Elindeki kadroyu çok iyi tanıyor olması bir kenara, başta fiziksellik olmak üzere pek çok kağıt üstü eksiyi nötrleme becerisine sahip olduğunu gösterdi.

Kadroda üretime hitap eden çok fazla oyuncu var. Bu oyuncuların büyük çoğunluğu yalnızca yarı sahada veya yalnızca geçişte değil, her iki alanda da takımı pozisyona götürebiliyor. Dribbling + karar verme kombinasyonuna sahipler. Kubo, Mitoma, Kamada, Doan, Nakamura gibi yıldızların arkalarında hem çalışkan hem de toplu oyuna destek veren merkezler kullandılar, bu şekilde çok etkileyici maçlar oynadılar. Belki sol bek dışında yakın dönem kadroları içinde en iyi savunma rotasyonlarına sahipler. Bu hat önde de geride de oynayabiliyor ancak derinde bir tık daha arızalı oldukları söylenebilir.

Hücum hatları çok seri isimlerden oluşuyor. Sırtı dönük bağlantı kaliteleri düşük fakat çoğu maçta "rakip alana oyunu yıkma" gibi bir gayeleri yok, bilhassa çok çabuk yer değiştirerek savunma dengesini bozma çabaları hakim. Kolay skora gidiyor, zor gol yiyorlar. Oyunu en kolay ürettikleri çizgilere çok rahat taşıyor ve burada hem beklere koridor açabiliyor, hem kanat oyuncularına alan oluşturabiliyorlar. Ayrıca hücum hatları, ön alan presi ve savunma yardımları için oldukça çalışkan isimlerden kurulu. Yakın dönemde İngiltere'yi, Brezilya'yı, İskoçya'yı, Gana'yı yenmeyi başardılar. 2022'de hem Almanya'yı hem İspanya'yı şoka uğratmışlardı.

Elbette ki Japonların da eksileri var. Üst satırlarda bahsettiğim üzere hacim anlamında küçük kalan bir takım. Sahip oldukları pozisyon oluşturma becerisinin sınırlarına nazaran son vuruş kapasiteleri aynı doğrultuda ilerlemiyor. Yüksek top savunmaları yeterince iyi değil. Hepsinden önemlisi, "alan tutucu" bir 6 numaranın eksikliğini yaşıyorlar. Gruptan çıkamamaları şaşırtır ancak gruptan kaçıncı çıkarlarsa çıksınlar doğal kabul edilir. Bu da belki üzerlerindeki baskıyı hafifletebilecek bir unsur. Moriyasu, oyuncularını bu kez minimum son 8'e taşımayı hedefliyor.

FAS

Aslında 2022'de yaptıklarından sonra "baş altı" tanımının bir tık üstünde kabul edilebilirler ancak Fas'ın elinde şu anda, Katar'da sergiledikleri başarının tesadüf ya da peri masalı olmadığını ispat etme fırsatı var. Son Afrika Uluslar Kupası'nı finalde Senegal'e kaybettiler. Finalden iki ay sonra CAF Temyiz Kurulu'nun kararıyla şampiyon ilan edildiler. Bu iki aylık arada, ülke tarihinin belki de en başarılı teknik direktörü olan Walid Regragui ile yollarını ayırdılar.

Kuzey Afrika ülkesi adına şu an için en belirgin 'acaba', mutlulukla bitse de oluşmuş bu kaotik ortam ve teknik direktör değişiminde yatıyor. Fas'ın elinde harika bir kadro var. Belki fazla iddialı olacak ama kağıt üzerinde bu kadronun kalitesi 2022'yi bile geride bırakıyor olabilir.

Muhteşem bir bek rotasyonları var. Brahim, Saibari, El Khannous gibi hem hareketli hem üretici parçalara, Ez Abde ve Adli gibi çok etkili kanatlara, Ounahi-Richardson-Amrabat üçlüsüyle hem denge kurulacak hem de çift yönlülük ihtiyacını karşılayacak bir merkez hattına sahipler. Bono da halen güven veren bir kaleci performansı sunuyor.

Fas, Regragui görevden ayrılana dek istediği maçı baskın, istediği maçı mahkum rolünde oynayabiliyordu. Hücuma çıkışları çok hızlıydı. Stoperi üçlediklerinde Hakimi ve El Karouani profilindeki beklerle çizgileri çok iyi kullanıyor, bek tercihlerini dengelediklerinde kanat oyuncularını oyunu genişletme opsiyonu olarak kullanabiliyorlardı. Ayrıyeten orta saha hatlarının enerji potansiyeli çok ama çok üst seviyede ve bunu çok iyi kullanıyorlardı.

Yeni teknik direktörleri Mohamed Ouahbi ile yaşanacak serüven tamamen soru işareti. Dolayısıyla burada fikir yürütmemiz çok güç, turnuvada göreceğiz. Fas'ın kadro anlamında teoride iki problemi var. Birincisi, santrforlarının son vuruş yüzdelerindeki büyük dalgalanma. İkincisi de Aguerd dışında stoper rotasyonlarının derinlik problemi, yani alternatifsizliği.

Ayrıca 2022 Dünya Kupası ve son Afrika Uluslar Kupası'yla birlikte takım üstündeki beklentiler çok fazla. Bunu yönetebilmeleri gerekecek.

SENEGAL

Karşımızda her şeyiyle bir atletizm ve tempo takımı var. Senegal kadrosu yalnızca çabuk oyunculardan kurulu değil. Zira bugünün futbolunda tek başına çabukluk, zannedildiği kadar büyük bir avantaj değil. Buna ya dar alanda takip edilmesi güç bir top hakimiyeti ve kıvraklık (Doku gibi) ya da fiziksel temasla yıldırılamayacak omuz ve bel kuvveti (Semenyo gibi) gerekiyor.

Pape Thiaw'ın elinde ikinci ihtiyacı karşılayacak çok sayıda oyuncu var. Kanat rotasyonları sadece atletizmle değil bire bir gücü, çok iyi karar alabilme ve bu kararları yüksek nabızla (yani uzun süre top taşıdıktan sonra) da hayata geçirebilme gibi meziyetlerle öne çıkıyor.

Savunma arkası toplarda etkili ve bunu sürekli deneyen bir takım. Forvetleri kanat gibi, kanatları forvet gibi koşu atabiliyor. O sebeple öne geçtikleri maçlarda daha tehlikeli hale geliyorlar. Kendi bölgesini iyi tutan ve birbirinin alanını kapatabilen orta sahalar ve bire bir savunmacılığı yüksek beklerle Senegal, özellikle 'orta blok baskısı' için çok ideal bir ekip konumunda.

Özellikle sol bek rotasyonları gerçekten iyi savunmacılardan oluşuyor. Yakın dönemde oynanan maçlar itibarıyla enerjisini 90 dakikaya yayabilme bazında en iyi sınavları veren takımlardan biri de yine Senegal'di.

Ne var ki pas kalitesi, oyunu yıkabilme gibi parametrelerde diğer unsurlara nazaran elit seviyeye yakın değiller. Kadronun farklı bölgelerinde kalite anlamında uçurum var. Kimi hattı dünya yıldızları, kimi hattı nispeten vasat isimler dolduruyor.

Kadronun bazı kritik parçaları kariyer sonlarında ya da sakatlık çıkışıyla Dünya Kupası'na geliyorlar. Ayrıca Afrika Uluslar Kupası zaferlerinin CAF Temyiz Kurulu kararıyla el değiştirmesi üzerine yoğun bir moral çöküntüsü yaşadılar. Bunu nasıl yönetecekleri, ellerindeki malzemeyi ne kadar iyi kullanacakları Senegal'in Dünya Kupası'ndaki geleceğini belirleyecek.

TÜRKİYE

Son olarak başrolde Milli Takımımız var.

Öncelikle şunu ifade etmek isterim; Bu listeye millilerimizi eklemiş olmamda herhangi bir hamasi tutum bulunmuyor. Gerçekten pek çok etmenle Türkiye'nin güçlü bir son 8 adayı olduğuna inanıyorum. En baştan başlayalım.

Milli Takımımız, hem gözlem hem veriler ışığında dünyanın teknik kapasitesi en yüksek ekiplerinden biri konumunda. Yalnızca teknik kalitenin netice getireceğine inanan biri değilim fakat elimizdeki oyuncular, bu kapasiteyi fonksiyonel hale getirebiliyor.

Öyle ki biz istediğimizde oyunu topla eritebiliyor, istediğimizde tempoyu kontrol edebiliyor, istediğimizde sağ veya sol iç boşluğa yıkabiliyor, istediğimizde duran top kazanabiliyor ve çok fazla kaliteli şutörü bir arada kullanabiliyoruz. Oyun kurulumunda son yılların en becerikli jenerasyonuna sahibiz. Hem Abdülkerim ve Ferdi başta olmak üzere savunma hattımız, hem Uğurcan'ın dahil olduğu ilk pas organizasyonlarımız hem de savunma önünde tek ve çift pivotluk yapabilen orta sahalarımızla topu rakip alana taşıma derdimiz minimumda.

Ayrıca bu kreatif ayaklar birbirinden farklı rol ve hatlarda oynayabiliyor. Arda'yı hem merkezde hem kanatta, Orkun'u hem önde hem arkada, Ferdi'yi hem çizgide hem iç koridorda, İsmail'i hem preste hem derin savunmada işlevsel hale getirebiliyoruz. Vincenzo Montella döneminde belki de en çok mesafe kat ettiğimiz alanların başında duran top becerimiz geliyor. Tüm dünyada en iyi duran top kullanan takımlar arasındayız. Şaşırtıcı bir not da düşeyim, bu listeye Özbekistan da giriyor.

2002 Dünya Kupası'ndan beri, belki EURO 2020 Elemeleri dışında (Burada özellikle 'eleme' parantezi açıyorum zira turnuvanın bir yıl ertelenmesiyle Merih sakatlıktan dönmüş, Çağlar formdan düşmüştü) ilk kez derin savunması güven veren bir arka beşlimiz var.

EURO 2024'te iyi bir grafik çizdik ve o döneme nazaran daha da umutlu olabileceğimiz unsurlar mevcut. Örneğin Kenan Yıldız'ın oyun olgunluğu çok üst seviyeye çıktı. 2024'te yalnızca iç koridorda top aldığında dribbling-şut becerisini gösterebilen bir oyuncuyken, bugün Gakpo'nun ya da Leao'nun en iyi günlerinde yaptığı gibi sol çizgiden takımı doğrudan kaleye götürebilir halde.

Yine 2024'teki en büyük sıkıntılarımızdan biri skor koruyamama sorunumuzdu. Çok coşkulu ama çok stresli kazanıyorduk. Halen bu problemi tamamen gidermiş değiliz lakin önemli yol kat ettik. Ne var ki biz de mükemmel bir takım değiliz. Her ekip gibi bizim de kuşbakışı tabloda zaaflarımız mevcut. Herkesin malumu olan 'yıldız santrfor' eksiğimiz baki. Biz bunu nokta santrfor kullanmadan, yer değiştiren bir ön dörtlüyle olabildiğince aza indirgiyoruz ancak oyunun santrforu çağırdığı dakikalar da oluyor. Burada özellikle Deniz Gül'e çok iş düşüyor.

Montella döneminde üçlü savunmayla oynarken baskıyı kırmakta, dörtlü savunmayla oynarken merkez geçirgenliğini azaltmakta zorlanmıştık. Turnuvada net bir karar vermemiz gerekecek. Bana göre millilerimizin en büyük soru işareti, hangi maçı 'baskın', hangi maçı 'karşılayıcı' rolde oynamamızı seçme kararlarımız. EURO 2024 öncesi Avusturya'yla oynadığımız hazırlık maçına oldukça yetenekli ama çok çok yumuşak bir orta sahayla çıkmış ve tam 6 gol yemiştik. Turnuvada daha sert bir merkez ikilisi ve maç içinde zaman zaman üçlü hatlarla birlikte kazanmayı başarmıştık.

Elemelerde, iç sahada oynadığımız İspanya maçına da geçirgen bir merkez ve bek hattıyla çıkmış ve yine 6 gol yemiştik. Biz çok yetenekli bir takımız ancak hangi maçta yeteneğe, hangi maçta sertliğe ağırlık vermemiz gerektiğini seçmemiz gerekiyor. Bir diğer zaafımızı veriler ışığında paylaşalım. Dünya Kupası'na katılım gösteren ve önde gelen 20 takım gibi bir filtreleme yaparsak, aralarında ceza yayı ve çevresinden en fazla şut imkanı tanıyan 3 ekip arasındayız.

Aynı listelemeyi 'çekilen şut yüzdesi' olarak güncellersek de bu kez önde gelen 3 ekip arasına giriyoruz. Güçlüyüz, özgüvenliyiz, iddialıyız, hazırız. Tüm bunların yanında gerektiği zaman temkinli, olabildiğince dikkatli ve maç hazırlığı bazında fark yaratan ekip olmayı da başardığımız takdirde iyi bir Dünya Kupası geçireceğimize inanıyorum.

Gönül tabii ki madalya istiyor ancak kamuoyu olarak böyle bir baskı oluşturmak yerine adım adım gitmenin, her adımdan keyif çıkarmanın daha değerli ve daha sağlıklı olduğuna inanıyorum. İlk hedef Avustralya, sonrasına sonra bakalım. Başarılar Bizim Çocuklar.

  • dünya kupası
  • a milli futbol takımı
  • türkiye