Türkiye'de dijital dönüşümün lokomotifi haline gelen finans, telekom ve kamu sektörleri, yapay zekayı yalnızca bir teknoloji deneyi olarak görmekten çıkarıp operasyonel bir standart haline getirmeye odaklanıyor.
Şirketler, küresel pazarda rekabet avantajı elde edebilmek adına yapay zekanın "uygulama" evresinden "ölçekleme" aşamasına geçiş yaparak iş süreçlerini uçtan uca modernize etme yolunda ilerliyor.
Sanayi tarafında da akıllı fabrikaların üretim hatlarına entegre edilmesi, Türkiye'nin ihracat potansiyelini doğrudan etkileyen bir güç çarpanına dönüşüyor.
Gerçek zamanlı veri analitiği ve nesnelerin interneti (IoT) üzerinden yürütülen operasyonlar, üretimde maliyetleri düşürürken kalite standartlarını global ölçekte yukarı taşıyor.
Öte yandan, regülasyonlarla uyumlu hibrit bulut çözümleri ve genç yeteneklerin teknik yetkinliğe kavuşturulması, Türkiye'nin teknoloji üreten bir merkez olma vizyonunu destekleyen en önemli yapı taşları arasında yer alıyor.

- TÜRKİYE BİRÇOK ÜLKEDEN İLERİ SEVİYEDE
Teknoloji şirketi IBM Türkiye Genel Müdürü Işıl Kılınç Gürtuna, Türkiye'nin yapay zeka ve otomasyon adaptasyonunda istek ve farkındalık açısından oldukça güçlü bir noktada bulunduğunu belirtti.
Gürtuna, özellikle finans, telekom ve kamu gibi stratejik sektörlerde kurumların yeni teknolojileri deneme ve iş süreçlerine entegre etme konusunda proaktif bir refleks sergilediğini söyledi.
Türkiye'nin bu alandaki çevikliğinin birçok ülkeden ileri seviyede olduğunu dile getiren Gürtuna, şunları ifade etti:
"Global ölçekte fark yaratan şirketlerde asıl ayrışma, uygulamadan ölçeklemeye geçiş aşamasında yaşanıyor. Türkiye'de şu anda gördüğümüz tablo, bu dönüşümün aktif olarak devam ettiği ve şirketlerin yapay zekayı daha geniş ölçekte iş süreçlerine entegre etmeye odaklandığı yönündedir. Bu noktada veri altyapısının güçlendirilmesi, yapay zekanın güvenli ve şeffaf yönetimi ile iş sonuçlarına odaklı kullanım senaryolarının yaygınlaştırılması öncelikli alanlar olarak öne çıkıyor. IBM olarak biz yapay zekayı bir model konusu değil, uçtan uca bir kurumsal dönüşüm meselesi olarak ele alıyoruz."
Gürtuna, özellikle finans ve kamu gibi regüle alanlarda verinin nerede tutulduğu kadar kimin tarafından işlendiği ve nasıl denetlendiğinin de kritik bir sorgulama konusu haline geldiğini söyledi.
Bu süreçte en büyük zorluğun esneklik ile kontrol arasında doğru dengeyi kurmak olduğunu belirten Gürtuna, şöyle devam etti:
"Bir yandan inovasyon için bulutun sağladığı hıza ihtiyaç duyulurken, diğer yandan regülasyonlar nedeniyle veri üzerinde tam hakimiyet gerekiyor. IBM olarak biz müşterilerimize verilerini nerede tutacaklarına kendilerinin karar vermesi gerektiğini söylüyoruz. Hibrit bulut yaklaşımımızla verinin ister yerinde ister özel bulutta isterse kamuya açık bulutta tutulmasına olanak tanırken, kontrolün her zaman kurumda kalmasını sağlıyoruz. Bu noktada yaklaşımımızı bir lokasyon meselesi olarak değil, teknoloji tarafında dışa bağımlılığı azaltan bir tasarım prensibi olarak konumlandırıyoruz."
- "TÜRKİYE'NİN BU ALANDA ÇOK GÜÇLÜ BİR POTANSİYELİ VAR"
Sanayi ve üretim sektöründeki dijital dönüşüm iştahının Türkiye'nin global rekabet gücü açısından hayati önem taşıdığına dikkati çeken Gürtuna, akıllı fabrikaların ve nesnelerin interneti çözümlerinin gerçek zamanlı veriyle çalışarak üretim hatlarına maliyet avantajı olarak geri döndüğünü ifade etti.
Gürtuna, üretim şirketlerinin yalnızca dijitalleşmesine değil, daha akıllı ve öngörülebilir hale gelmesine yönelik sundukları çözümlere işaret ederek, "Bugün artık rekabet yalnızca nihai ürünle değil, o ürünü ortaya çıkaran üretim zekasıyla kazanılıyor. IBM olarak AI destekli bakım ve operasyon çözümlerimizle sanayicilerimizin rekabet gücüne katkı sağlıyoruz. Türkiye'nin bu alanda çok güçlü bir potansiyeli var ve bu potansiyel doğrudan ihracat gücünü belirleyen ana faktör haline gelmiş durumda." diye konuştu.
Türkiye'nin genç nüfus potansiyelini teknik yetkinliğe dönüştürme konusunda IBM Türkiye'nin yerel ekosisteme sunduğu katkıları anlatan Gürtuna, üniversiteler ve startuplarla yürüttükleri işbirliklerinin teknoloji adaptasyonundaki yetenek açığını kapatmada merkezi bir rol oynadığını ifade etti.
Gürtuna, startup dünyasındaki hızın ve global bakış açısının Türkiye'yi bölgesinde öne çıkaran bir avantaj olduğunu belirterek şunları kaydetti:
"Yapay zeka çağında rekabet, yalnızca en iyi teknolojiyi geliştirenler arasında değil, en hızlı öğrenen ve yeteneği en doğru şekilde büyüten ekosistemler arasında yaşanacak. Üniversite işbirliklerimiz ve klasik bir stajdan ziyade gerçek projelerde sorumluluk alınan gelişim yolculuklarımızla gençlerin istihdama katılmasına odaklanıyoruz. Bu çabalarımızı Türkiye'yi teknoloji tüketen değil, teknoloji üreten bir merkez haline getirecek kritik bir kaldıraç olarak görüyoruz."