Ahmet KEKEÇ
Ahmet KEKEÇ
akekec@stargazete.com
Yazarın Sayfası

17/25 Aralık darbe miymiş, değil miymiş?

17/25 Aralık kumpası, bizzat Amerika tarafından kurgulandı ve sahneye konuldu.

Bu iş için de kendilerine “Hizmet hareketi” adını veren casusluk şebekesi kullanıldı.

İlk seri gözaltılar, matbuatın bir bölümü tarafından, “yolsuzluk operasyonu” diye lanse edilmişti.

Bunun, “yolsuzluk” susturuculu bir darbe girişimi olduğunu matbuat biliyordu, CHP biliyordu, CIA ve Pentagon’un hizmetine koşulmuş sümüklü müntesipler biliyordu, Amerikan Büyükelçisi Ricciardone biliyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, daha ilk saniyeden biliyordu, yasa dışı dinlemeleri işaretle bunun bir “yolsuzluk operasyonu” olmadığını, hükümeti devirmeye yönelik bir yargı girişimi olduğunu söylüyordu ama dinletemiyordu. Dava arkadaşları bile dinlemiyordu, dinlemek istemiyordu, “Benim bir şeyden korkum yok, dinlerlerse dinlesinler” diyorlardı. Hatta “Bakanlar yargıya gitsin, aklanıp gelsinler” diyorlardı ve FETÖ muhasarasındaki Anayasa Mahkemesi’ni işaret ediyorlardı.

Ricciardone, “Uyardık, dikkate almadılar. Bir imparatorluğun çöküşünü seyretmeye hazır olun” demişti.

İran’la ticareti kastediyordu.

Mahut ambargoyu delmiş onlarca Amerikan firması ortada dururken, Ricciardone Türkiye’yi işaret ediyordu, BM kararına dönüşmemiş ve hiçbir zaman bağlayıcılığı olmayan karşılıksız ambargo kararından dolayı Türkiye’yi suçluyordu.

Bu beyanını sonradan yalanladı, “Ben böyle bir şey söylemedim” dedi ama bunu söylemişti. Hem de gazetecilerin huzurunda söylemişti. Ve sonuçtan emin bir dille konuşmuştu.

Sonuçtan emin olan bir odak daha vardı:

CHP...

Başbakan Erdoğan’ın (o dönemde Başbakandı) yakında ülkeyi terk edeceğini söylüyorlardı.

Helikopterine atlayacak, refakatindeki binlerce ton altınla Malezya’ya kaçacaktı.

Bu iddialar neydi ki!

Daha fazlası vardı. “Büyük turp” heybedeydi.

Bir gün bu da ortaya çıkacak, görün bakalım neler olacaktı. Dibine kadar yolsuzluğa batmış Erdoğan’ı artık kaçmak da kurtaramayacaktı. Malezya’dan getirtilecek; hem yolsuzluktan, hem de “savaş suçlusu” olarak uluslararası mahkemelerde yargılanacaktı.

Gördük...

Heybeden çıkan büyük turpu gördük.

Hemen arkasından “MİT TIR’ları operasyonu” sahneye konuldu ve darbede ikinci faza geçildi.

Bu arada, bir şeyi daha gördük:

CHP, “olacaklar” konusunda Amerika ve sümüklü CIA çetesi tarafından bilgilendirilmişti. Kemal Kılıçdaroğlu, 17/25 Aralık girişiminden bir hafta kadar önce Amerika’ya gitmiş, sümüklü CIA çetesinin elemanlarıyla görüşmüştü. Onlardan, operasyonun detayı hakkında bilgiler almıştı ve bunun verdiği güvenle konuşuyordu. MİT TIR’ları operasyonuyla ilgili görüntüleri de, Zaman gazetesinin firarî genel yayın yönetmeni Ekrem Dumanlı’dan almıştı.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü FETÖ operasyonlarında ilginç bilgilere ulaşıldı.

17/25 Aralık girişimine Amerika’nın İstanbul Başkonsolosluğu kumanda ediyormuş. FETÖ’cü polislerle sürekli telefon teması halindeymiş.

İlk görüşmeyi 28 Kasım 2013 tarihinde dönemin İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mahir Çakallı’yla yapmışlar. Bu görüşme 292 saniye sürmüş.

İkinci görüşmeyi 2 Aralık 2013 tarihinde, yine Mahir Çakallı’yla yapmışlar. Bu görüşme 199 saniye sürmüş.

Üçüncü görüşmeyi 3 Aralık 2013 tarihinde, Nitelikli Dolandırıcılık Büro Amiri Mehmet Akif Üner’le yapmışlar. Bu görüşme 790 saniye sürmüş.

Dördüncü görüşmeyi 3 Aralık 2013 tarihinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nde görevli Komiser Mehmet Fatih Yiğit’le yapmışlar. Bu görüşme 300 saniye sürmüş. Yakub Saygılı’yla da, doğrudan Büyükelçilik eliyle temas kurmuşlar.

Bütün bu veriler, 17/25 Aralık kumpasının asıl adresine işaret ediyor ve bunun bir “darbe” olduğunu söylüyor.

Şimdi 17/25 Aralık davası Amerika’da görülecek.

FETÖ başaramadı, iş asıl patrona ihale edildi.

Bilmem ki, “Benim bir şeyden korkum yok, bakanlar Yüce Divan’da aklanıp gelsinler” diyenler buradan bir hisse çıkaracaklar mı?

Darbe miymiş, değil miymiş; Erdoğan’ın hakkını teslim edecekler mi?