Yazarlar

Alin TAŞÇIYAN

Alin TAŞÇIYAN

atasciyan@stargazete.com

James Bond’un kötü adamı olarak anılmaya aldırmıyorum

Madds Mikkelsen ülkesinde birçok ödülün yanı sıra şövalyelik nişanına layık görülmüş, Danimarka’nın dünya film endüstrilerine en fazla entegre olmuş, Avrupa Film Akademisi tarafından 2011 yılında onurlandırılmış bir yıldız. Onu Coco Chanel ile ilişki yaşadığı dönemde Rus besteci Igor Stravinsky’yi canlandırırken de izledik, James Bond filmi Casino Royale’deki Le Chiffre rolünde de. 31. İstanbul Film Festivali’nde yarışan Yasak Aşk-En Kongelig Affaere adlı yapımda Danimarka’da 18. yüzyılda ilk reformlara imza atan, kral Christian VII’nin danışmanı Johann Friedrich Struensee rolünde izleyeceğiz.

Struensee’yi canlandırmak kolay olmasa gerek. Ulusal bir ikon ve herkesin zihninde ona dair bir ide vardır.

Bizim avantajımız çok uzun zaman önce yaşadığı için insanlar onunla hiç karşılaşmamış olması sinemada. Biz başka bir dönem filmi daha yaptık II. Dünya Savaşı sırasındaki direniş hareketi çerçevesinde geçen. O konuda çok net fikirleri vardı, nasıl göründükleri, nasıl yürüdükleri hakkında.Bu filmde bütün bildiklerimiz haklarında yazılanlardan ibaret, yazanların fikirleri ise hangi politik partiye mensup olduklarına göre değişir. Struensee hakkında bir kitap okuyorsunuz diyor ki tam bir sinsi hain, bir başkası ise tanıyabileceğiniz en kültürlü, en zarif adam! Onun hakkında en fazla tutunabileceğimiz dal ise kraliçe ile yaşadığı aşk öyküsü. İkisinin politik yönden fikir ve işbirliği yaptığı doğru ama birbirleri hakkında söyledikleri, yazdıkları kesinlikle çok romantik. Birbirlerini ölesiye seviyorlar.

Hangi kaynaktan bunlar?

Struensee’nin güncesi ve kraliçenin mektupları. Olabildiğince sadık kaldık, mektuplara ve tarihe. Nihayetinde tarih dersi vermiyorduk, film çekiyorduk. Bugünün izleyicisine hitap edecek bir film yapmaya çalıştık.

Sizce insanlar neden hayatlarının daha iyiye gittiğini fark edemedi?

Büyük bir kitle eğer kendilerini belli bir şeye inanmak üzere yetiştirdiyse ve bunu da bir ölçüde başardıysa bundan ötesini görmeyi beceremez. Birçok rejim bu şekilde baskı altında tutar. Diktatörlükler böyle ayakta kalır. İnsanlarınız açlıktan ölüyorsa tek yapmanız gereken bir düşman bulmak. Kötü adamların ‘Bunu böyle değiştirdiğiniz zaman felaket olur, herkes ölür’ dediği kısmen doğrudur. Bütün dünyayı nasıl kontrol altında tutabilirsiniz ki? Bu, günümüzün de sorunu.

Amerikan filmleriyle hiç derdim yok

Sizi bazen James Bond’un kötü adamı olarak tanıtıyorlar, sürekli bu rolle anılmak size nasıl geliyor?

Zamanla geçecek-tir! Aldırmıyorum, beni tanımlamanın kısayolu-nu buluyorlar sadece.

Avrupa medyası Avrupalı yıldızlara haksızlık etmiyor mu, onları bir Amerikan filmiyle ilişkilendirerek?

Ben kendimi ayırt etmiyorum. Amerikan sineması, Avrupa sineması fark etmez. Fransız filmlerini izlemiyordum, 7-8 yaşındayken. Bruce Lee ve Charles Bronson’a hayrandım. Derdim yok Amerikan filmleriyle.

Karşı çıktığı makama getiriliyor

Filmde Kral Christian kontrol edilemez halde... Bu hissiyatı nasıl yansıttınız?

En sarsılmaz idealist bile olsanız bu idealizm iktidara sahip olmanın sonucu yozlaşmaya mahkumdur. Struensee de daha bir yıl önce karşısında olduğu makama getiriliyor! Hem de çaba göstermeden. Bir de bakıyor ki ne yapmak isterse yapabilir çünkü o iyi olan taraf! Bence her iyi diktatör, her iyi demagog idealizmle çıkmıştır yola! Ama yozlaşma çoktan etrafını sarmış durumda. Ve inandığı sağlam toplum bir gecede ona karşı döndüğünde zaten çok geç oluyor... Yapmak istedikleri belki 6-10 yılda yapılabilecek reformlar... İnsanlar onu anlamıyor. Öcü gibi görülüyor. İdama gittiği zaman onun tarafında olanlar belki 50 kişi.

MADS MİKKELSEN FİLMOGRAFİ

Yasak Aşk (2012)

Üç Silahşörler (2011)

Titanların Savaşı (2010)

Kapı (2010)

Büyük Aşk (2009)

Cennetin Kapısında (2009)

Ateş ve Citroen (2008)

Casino Royale (2006)

Prag (2006)

Büyük Yönetmen (2005)

Kral Arthur (2004)

Pusher II.- Ellerim Kanlı (2004)

Wilbur Ölmek İstiyor (2004)

Dina (2003)

Keşke bu soruya bir cevabım olsaydı!

Totaliter rejimler hakkında ne düşünüyorsunuz? Demokratik rejimler git gide totalitere dönüşüyor...

Arap Baharı’nı mı kastediyorsunuz?

O farklı bir sorun ama Avrupa da totaliterleşiyor. Fransa tutup Romanları sınırdışı ediyor. ABD’nin Guantanamo’da varolan uluslararası yasaların üstünde bir tutuklu kampı var...

Keşke bu soruya cevabım olsaydı! Bir gezegenin üstünde 6-7 milyar kişi yaşıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor.  Toplum içinde yaşıyoruz. Kopenhag diye bir toplumumuz var. Onu biraz genişletelim. Artık Danimarka var. Başkalarına karşı Danimarka’yı güçlendirelim. Bu da yetmez Avrupa güçlü olsun. Tamam, Avrupa’yı güçlendirelim. Bu da ABD’lilerle Asyalılarla rekabete yol açar. Onları da ele geçirelim. Tüm dünyaya yayılırsak kiminle boy ölçüşeceğiz? Her şey payını almaktan ibaret. Bence büyük bir soru bu, bir gün birlikte yaşamanın yolunu bulursak ve paylaşmayı öğrenirsek cevabını bulacağız. Şimdi sadece siyaset yapabiliyoruz.