Yazarlar

Yiğit BULUT

Yiğit BULUT

yigitbulut@stargazete.com

‘Küresel Yerleşik Düzen’in amacı...

Yiğit BULUT tüm yazıları

Başlığa sığmayacağı için yeniden yazmak istiyorum; “Küresel Yerleşik Düzen”in bugün için tek bir amacı var, yeni sistem içinde her türlü çabaya rağmen güçlü kalmaya devam eden iki lideri Erdoğan ve Putin’i karşı karşıya getirmek...

Sevgili dostlar, bundan aylar önce “küresel yerleşik yapının hedefinde iki lider var” ana fikrinden yola çıkarak bir yazı kaleme almış ve liderlik özellikleri güçlü olan, yeni düzene geçişte kilit olacak iki ülkeye hakim olan Erdoğan ve Putin’in hedef olacağını iddia etmiştim. Son Suriye olayında bu iddiamın hayata geçtiğini ve özellikle “dış odaklar-iç uzantılar” tarafından senaryonun zorlandığını gördüm. Bizim basının bir bölümü özellikle HOLDİNG MEDYASI işi tamamen Rus düşmanlığı üstüne oturtmaya ve körüklemeye çalışırken, İngiliz gazeteleri ve özellikle WSJ gibi Amerikan görünen ama asıl sahibin İsrail olduğu basın organları da elinden geleni yaptılar...Olmadı, tutmadı ve yine başaramadılar. Gidişi çok iyi okuyan Başbakanımız Putin ile bir telefon görüşmesi yaparak olabileceklerin önüne set çekti...Birkaç gün önce 24 ekranlarında “YENİ DÜNYA DÜZENİ ve tercih yapacak ülke Rusya” analizimi paylaşırken bir noktanın altını defalarca çizdim; sistem 3 ana parça üstünde şekillenecek, Amerika ve çevresi, Türkiye ve periferisi, Çin-Hindistan-İran ve nerede olacağına karar verecek RUSYA. Daha kısa tanımıyla Rusya ya Amerika-Türkiye çizgisine katılacak ya da Çin-Hindistan-İran üçgenine. Son günlerde yaşananlar ve Başbakan Erdoğan’ın bana göre yürüttüğü mükemmel siyaset, Rusya’nın Amerika-Türkiye çizgisinde kalmayı tercih edeceğini ve bölgede “eş parçayı” Türkiye olarak seçeceğini gösteriyor. WSJ’nin tavrı ve İsrail’in paniği de buna en güzel ön işaret...

Bu tespitler sonrası yeniden başa dönmek ve daha önce de sorduğum “yerleşik yapı neden Erdoğan ve Putin’i istemez sorusuna önceki yazılarımdan da alıntılarla kısaca değinmek istiyorum...

Sevgili dostlar, Avrupa’nın inorganik bir şekilde nasıl yeniden şekillendirildiğini görünce ve özellikle kriz algılaması altında küresel sistemin başta Fransa’daki sosyal yapı olmak üzere Avrupa’da kalan son değerleri nasıl yok ettiğini anlayınca, Türkiye ve Rusya’da Erdoğan ve Putin’in bu küresel yapıyı nasıl rahatsız ettiğini anlamak zor değil...Koskoca Almanya Merkel’e teslim edilirken, Fransa, İtalya ve diğerlerini yöneten arkadaşların durumu Spartaküs’ten de kötü! Lider yok, liderlik mekanizmaları linç edilmiş, sistem öne çıkarak halkı ezip geçmek için hazır! Kısacası; Küresel Yerleşik Düzen ve uzantılarının diş geçiremediği iki isim var ve bu liderler her “istediğimizi yaparız” yolunda mutlak hedef...

Sonuç: Bugünün dünyasında imparatorluktan gelen ve süper güç olmaya gidebilecek kilit topraklarda iktidarda olan ve “küresel dinamiğin” kontrol edemediği iki isim var; Erdoğan ve Putin...İkisi de çok güçlü liderler ve ülkelerindeki değişim ve ortaya çıkan yerleşiklere karşı savaş dinamiğinin altında şahsi güçleri ve yarattıkları çok güçlü algılama yatıyor. Bu iki ülke halkının da 2001 ‘den itibaren deşifre olan ve yeniden güçlenerek gelişen küresel silindirin kendilerini ezmemesi için, yukarıdaki kısa analizi düşünmeleri ve yeni küresel yapının ülke sınırlarını yok ederek bireyin kanını emmek üzerine bina edildiğini anlamaları-anlamlandırmaları gerekli! Amerika-Türk-Rus işbirliği ve yeni şekillenen düzen açısından çok çok önemli...Suriye denklemine ve sonrası ortaya dökülenlere bir de böyle bakın ! Sorgulamaya devam edeceğiz...

Not : Bakın bir Rus düşünür ne diyor: “...Petro öncesinin eski Rusya’sı ile Petro sonrasının yeni Rusya’sı arasındaki fark çok net ve derin. Eski Rusya organik hayata tekabül etmektedir ve burada toplumsal birlik sağlanmıştır. Yeni Rusya ise organik değil, parçalanmış ve durağandır. Petro, batı hayranlığı yüzünden özü tahrip etmiş, Tatar Han’ı, Rus Çarı ile yer değiştirerek, Rusya’nın Cengiz Han’dan başlayarak gücünü aldığı tüm temeller çökertilmiştir.” Şimdi şunu soralım; 1938 sonrası özellikle Atatürk’ün aramızdan ayrılmasıyla ortaya çıkan Türkiye’nin Batı hayranlığı ve emperyalist baskıyla köklerinden koparılması hatta bugüne kadar gelen “Avrupalı olma” baskısının Rusya’da yaşanandan ne farkı var?