Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

‘Tanrı’nın bile utandığı suçlar için özür diliyoruz'

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Yukarıdaki özür pankartı, Srebrenica’nın hemen girişinde yer alır. Adını gümüş madenlerinden alan bu kentin rengi 1995’teki toplu katliamlardan sonra kan kızılıdır. Yörede “mezaristan” denen upuzun kabir tarlalarında binlerce başsız, vücutsuz, kolsuz erkek kemikleri yatıyor.

Kısa ve acı bir hatırlama: 1993 yılında Sırp zulmünden kaçarak Bosna’nın kuzey doğusuna yığılan Müslüman halk için Srebrenica’da çok uluslu gücün koruması altında bir kamp (güvenlik bölgesi) ihdas edilmişti. Oluşturulan bu güvenli bölgeyi 600 Hollandalı piyade korumaktaydı. 1995 yılında Sırp güçler, ağır havan topları ile BM’ye ait güvenli bölgeyi çember içinde kuşattılar. Müslümanlar kendilerini korumak için BM’ye teslim ettikleri silahlarını geri istediler fakat bu istekleri kabul edilmedi. 10 Temmuz günü Hollandalı komutan Karremans, Nato hava birliklerinin Sırp gücünü dağıtacağına dair teminat verdi. Fakat beklenen Nato hava harekatı gerçekleşmedi. Bu arada Sırp saldırsı ve kuşatma devam ediyordu. Güvenli Bölge’den Srebrenica köy merkezine doğru bir kaçış başladı. 11 Temmuz günü Srebrenica’ya yaklaşık 20 bin Boşnak yığılmıştı. 11 yaşından itibaren tüm erkekler, Sırplar tarafından götürüldü. Kadınlar, işkence ve tecavüz kampına dönüştürülen fabrika ve atölyelere hapsedildiler. Üç gün içindeki sonuç: 13 bin ölü!

***

Sırp Kasabı Ratko Miladiç’in ünlü sözü: “Hvala Vam!” teşekkür ederiz... Birleşmiş Milletler tarafından güvenlikli bölge ilan edilmiş Srebrenica’nın Hollandalı birlikler tarafından, kendisine bağlı gözü dönmüş Sırp güçlerine, içindeki 60 bin civarındaki Boşnakla birlikte teslim edildiği gün söylediği bir cümledir bu: “Teşekkür Ederim”...

Sonra? Sonrasında götürüldüler ve feci şekilde katledilerek bilinmeyen yerlere toplu olarak gömüldüler.

Srebrenica annelerini, Pazartesi günleri, üzerlerine giyip de yollara dizildikleri beyaz önlükleriyle hatırlıyorum. Yoldan gelip geçen insanlara, kaybettikleri babalarını, oğullarını, kardeşlerini ve kocalarını soruyorlardı... Beyaz önlüklerinin üzerinde kırmızı kalemle ismi yazılı olan kayıp erkekleri 11 Temmuz 1995’ten beri arıyorlar.

Bosna-Tuzla’daki Kayıp İnsanlar Bürosu hâlâ her çekmecesinde kırık kemikler, tutamlar halinde saçlar, tırnak kıymıklarıyla, bir yığın insan parçası ile dolu.. Krematoryumu andıran o soğuk odalarda dolanırken, “parçası benden” diye dökülmüştü dudaklarımdaki keder ve kahır, “parçası benden”, sonra Bosna’yı anlattığım kitabın ismi olmuştu. Kemikler, kemikler ve yine kemikler... Uzun mezarlar. Bazılarının sadece parmakları, bazılarınınsa tek bacağı var o uzun kabir tarlalarında. Mülakat yaptığım bir kadın, “Kocamın başını hala bulamadık, arıyoruz” demişti... Uğradığı tecavüzlerden sonra kendilerini asmak isteyen kadınların ipten düştükten sonraki haykırışları; “niçin ölemedim ki ben?” Bunları tam olarak sizlerle paylaşmama imkan yok, yazarken bile ağlıyorum ve ağlarken kendimden utanıyorum, çaresizliğimden.

Ama Allah onlara Aliya gibi bir büyük bilge kumandanı ve onunla birlikte mücahede eden, yeryüzünün hemen her yerinden kopup gelmiş fedaileri nasip etti... Onurlu bir mücadele verdiler. İnsanlık dersini, “bizimle onlar arasında bir fark var, onlar gibi zalim olamayız” sözüyle ibret-i alem ettiler... 

***

Sözün bittiği yerde Boşnaklar için -aslında insanlık için- hukuk da bitti. Geçtiğimiz haftalarda Bosna soykırımı baş suçlularından Karadziç’i de akladı en sonunda Savaş Suçları Mahkemesi.

Rezillik!

Şarlatanlık!

Avrupa aydınlanması dediğimiz şeyin büyük bir yalan olduğunun, iflasının, yıkımının, “insan”ın bittiğinin ilanıdır bu!    

Bosna faciasından Uyanış ve Diriliş’e dair tevhidi güncellemeyi var eden yiğit Bosna Halkını tüm kalbimizle selamlıyoruz!