Yazarlar

Yiğit BULUT

Yiğit BULUT

yigitbulut@stargazete.com

Türkiye ‘antidepresan’ cenneti mi oluyor?

Yiğit BULUT tüm yazıları

Bundan aylar önce bir görüntü izlemiştim. Kanım dondu, gözümden yaşlar geldi ve çekimi yapıp bana getiren anneye diyecek bir şey bulamadım. Bu görüntüler aklıma geldiği bugün yeniden soruyorum; SİZ işe gittiğinizde, çocuğunuz rahat dursun diye acaba yavruya bir şurup içiriliyor olabilir mi?

Sevgili dostlar, olabilir! Hatta fazlası yaşanabilir. Yukarıda bahsettiğim görüntüler de bu “temele” dayanıyordu. Elimizde bu konuda kanıtlanmış örnekler var. Masum yavru bilmeden “hapı da olan bir kaygı giderici-sakinleştirici şurubu” öksürük şurubu veya vitamin sanarak içiyor... İçmediği zaman da dayak yiyor, zor kullanılıyor ve daha fazlası... Bu yaşananların, ulaşımı KOLAY olan ilaçların içinde geçtiği olayların sadece bir kısmı... İşin bir de başka yönü var; yüzbinlerce gencimiz kulaktan kulağa duyduğu bu şurupları veya hapları kullanıyor ve bu kullanım kontrolsüz bir şekilde yayılıyor. Lise öğrencileri arasındaki yayılım hızı korkutucu! Eczaneler sayesinde “reçetesiz ilaçları” edinenler bir yana, lise önlerinde satılanlar diğer yana...

Sonuç: Maalesef Türkiye’de de dünyanın birçok yerinde yapıldığı gibi insanlarımız “potansiyel müşteri” mantığıyla “antidepresanlara” alıştırılıyorlar... Bizleri bu ilaçlara yönlendiren doktorları hiç anlayamamakla birlikte, doktora gitmeden bunları kullanmaya başlayanları da anlayamıyor ve Türk devletine diyorum ki: Önlem ALMAKTA gecikmeden gerekeni yapalım! İnsanlarımız “abone gibi” algılanıp bir yerlere bağlı hale getirilmeden bu gidişe DUR diyelim!

Kurmay hatası yok mu?

Türk Silahlı Kuvvetleri yoğun bir çatışma içindeyken “arkadan” vuranları lanetleyen biri olarak konu hakkında aklıma takılan bir soruyu paylaşmak istiyorum; karakolların bu kadar kolay basılıyor olmasının altında “yanlış konumlandırma” ve strateji hatalarının ana unsur olduğu “toptan” bir KURMAY Paradigması eksiği yok mu! Daha net bir Türkçe ile sorayım ve bitireyim; bir yerde bir hata yapıyoruz ve sonraki telaş içinde bunu sorgulamıyoruz! Peki karar veren kurmay sınıf “optimal” olanı her zaman bulabiliyor mu!

Emeklilik planınız ve SİZ

Yıllardır aynı soruya muhatap oluyorum: X şirketinden emekli oldum, sizce doğru yaptım mı? Bu soruya hep aynı cevabı verdim ve bu yazımda da son dönemde çok sorulduğu için inandıklarımı, sadece doğru bildiklerimi ortaya koyacağım.

Başlamadan paranızı emanet ettiğiniz bu şirketler dünya sisteminin ve Türk piyasalarının dalgalandığı dönemlerde ne kadar doğru pozisyon aldılar? Veya daha değişik bir açıdan soralım: Dalgalanmaların çok ciddi getiri sağladığı dönemlerde dalgalarda “sörf yapabildiler mi”, genel doğrularla eşzamanlı hareket edip “emekliliğinizi rahat geçirecek” getirileri elde ettiler mi?

Sevgili dostlar, sistemi sorgulamam “inanmadığım”, kabul etmediğim veya tümden “olmaz” noktasında olduğum anlamına gelmez...

Peki nelere dikkat etmeliyiz? Hangi noktaları sorgulamalıyız?

1- Emeklilik şirketleri fonlarını portföy yönetim şirketlerine yönettiriyorlar ve prensip olarak bu yönetim vatandaşın ‘risk kabul etme’ profiline göre yapılıyor, bu noktada aklıma şu soru geliyor: Vatandaşa, hayatı boyunca biriktirdiği paranın riskli seçenekte yok olabileceği iyi anlatılabiliyor mu? Yüksek getiri hedefleyene almak zorunda kalacağı yüksek riskler iyi tanımlanabiliyor mu?

2- Bu nokta, normal bir portföy yönetim şirketine para yatırmaktan çok farklı. “Fazla bir paranın değerlenmesi amacı ile risk alınması” ile “iş yapamaz hale gelince kullanılacak paranın değerlendirilmesi” çok iyi ayırt edilmeli. Örnek bir durum yaratalım; 1999-2001 veya 2007-2008 tipi bir kriz olursa, portföy yönetim şirketleri “risksiz” olarak nitelenen parayı yanlış yönetim sonucu kaybederlerse veya yetersiz hale getirirlerse veya getirdilerse ne olur, ne oluyor?

3- Hazine bonosu, diğer ifadesiyle “devlete borç verme” kavramı neredeyse bitti veya faiz çok düştü. Şirketler, böyle bir yapıda fonları hangi enstrümanlarda değerlendiriyorlar?

Sonuç: Bu uyarıları daha önce defalarca yazdım hatta aynı cümleleri paylaştım! Hala onlarca madde de yazabilirim ama “özü” anlattığıma inanıyorum! DİKKAT! DİKKAT!