Yazarlar

Beril DEDEOĞLU

Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

Zirve: Türkiye?nin sert çıkışı

Beril DEDEOĞLU tüm yazıları

Seksen iki ülke İstanbul’da bir araya geldi, ancak bu ülkeler arasında Rusya ve Çin olmadığı için Suriye yönetimine yönelik bir eylem planı oluşamadı. Suriye Ulusal Konseyi, Suriye’nin meşru temsilcisi olarak ilan edildi, ancak bu ilana her ülke aynı oranda el vermedi. Muhalefetin desteklenmesine karar verildi, bu çerçevede ise askeri yardım değil para yardımı öngörüldü. Muhalefetin bu paralarla silahları nerelerden bulabilecekleri konusu ise belirsiz kaldı.

Ayrıca, bir tür teşvik pirimi gibi, saf değiştirecek ordu mensuplarına da maaş verileceği duyuruldu. İnsani yardımların hemen ulaştırılmasına karar verildi, ancak yardım konvoylarının ya da malzemelerin Suriye’ye nasıl gireceği konusu netlik kazanmadı. Annan’ın yol haritası benimsendi, ancak Esad Rejimi’nin sonsuza kadar bu plana uymasının beklenemeyeceği belirtildi. Dolayısıyla, Annan Planı’na tarih limiti konmasına karar verildi; bu tarihin ne olduğu, yani ne zamana kadar bekleneceği açıklık kazanamadı. Esad baskılara boyun eğmez ve katliamlara devam ederse, uluslar arası güçlerin ne yapacakları konusunda anlaşamadıkları ve esas sorunun da bu olduğu açıkça ortaya çıktı.

Türkiye kızgın

Körfez ülkelerine kalsa, hemen yarın bir askeri müdahale yapılmalı. Bu müdahaleyi yapacak gücün Arap Birliği içinden çıkabileceğini savunuyorlar. Bu projeye Türkiye’nin itirazı var; zira Arapların yapacağı askeri bir müdahale “cerahat saçılması” olarak tarif edilebilecek bir saçılma ihtimali taşıyor, etnik ve/veya mezhepsel ayrışmanın artma olasılığı var.

Başbakan Erdoğan’ın konuşmalarından anlaşıldığı kadarıyla, Türkiye’nin en büyük kızgınlığı, seksen kadar ülkenin bir araya gelip elle tutulur bir çare üretme konusunda düştükleri acizlik. Başbakan, her devletin başka devletlerle olan dengelerini gözetmelerinden, Suriye’de ölen insanlara bakmaya fazla fırsat bulamadıkları eleştirisi yaptı denebilir. Üstelik bu arada, hiçbir devletin elini taşın altına koymak istemediği ama herkesin de kibarca, “önden siz buyurun” tavrı sürdürdüğünü ima ediyor. Anlaşılan o ki en fazla da bu müdahale “Türkiye’ye yakışır” denmiş.

Başbakan’la birlikte Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun açıklamaları bir arada düşünüldüğünde ise, Türkiye’nin müdahale etmekten çekinmeyeceği, ancak bunun uluslararası hukuka uygun olmak kaydıyla gerçekleşebileceği yolunda yanıt verdiği. Dolayısıyla Türkiye, büyük güçlere BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkarmak için daha ne kadar pazarlık yapacaklarını da sormuş oluyor. Sonuçta, bir uluslararası güvence almadıkça, Türkiye’nin hataya sürüklenmeye razı olmayacağı söylenebilir.

Türkiye endişeli

Toplantının en somut sonucu, bir sonraki toplantının nisan sonunda Paris’te olacağı ve Suriye’ye yönelik yaptırımlar konusunun bir komiteye devredilmesi. Bu arada BM’den karar çıkarılması için çabalar ne ölçüde sürer, ne ölçüde sonuç alınabilir ve Esad rejimi daha ne kadar dayanabilir; orası belli değil. Yaklaşık bir ay süre tanındığı anlaşılıyor Esad’a, ancak sonrası açık olmadığından Esad’ın cesaretini yitirmemesi mümkün. Bu kadar devlet bir araya geliyor ve doğru dürüst bir karar alamıyorlar diye düşünmesi işten bile değil. Ayrıca, BM’den karar çıkmaz ve iş sürüncemede kalır ise, ön cephede yer alan Türkiye’nin biraz yalnız kalması da olasılıklar dahilinde. Üstelik Suriye Ulusal Konseyi’nin sürgünde hükümet gibi İstanbul’da bulunması yalnız kalması halinde epeyce sıkıntı verebilecek bir duruma yol açabilir.

Başbakan’ın kızgınlığını anlamak zor değil; Suriye’yi bu denli kirletenler, bugün temizliği başkalarının yapmasını istiyor gibiler.