
ABD'nin İran açıklarında gerçekleştirdiği askeri yığınak, yalnızca bir güç gösterisi değil; Washington'un müzakere masasına ağırlık koyma çabasının da ifadesidir. Ancak bu yığınak, beklenen askeri adımı doğurmaz ya da müzakerelerde ABD'nin temel talepleri karşılanmazsa, ortaya çıkacak maliyet kısa vadeli bir "itibar kaybı" ile sınırlı kalmayacaktır. Aksine, bölgesel ve küresel güç dengelerini kalıcı biçimde etkileyecek bir zincirleme sonuçlar silsilesi söz konusudur.
ORTADOĞU'DA YENİ DÖNEM: ABD GERİ ÇEKİLİRSE NE OLUR?
Her şeyden önce, caydırıcılık meselesi gündemdedir. Uluslararası siyasette caydırıcılık, yalnızca kapasiteye değil, iradenin inandırıcılığına da dayanır. ABD'nin açık bir askeri hazırlık sonrası geri adım atması ya da masadan somut kazanımlar olmaksızın kalkması, İran açısından "direnmenin ödüllendirildiği" bir tecrübe olarak okunacaktır.
Bu okuma, Tahran'ın nükleer programında daha cesur adımlar atmasını teşvik eder. Zenginleştirme kapasitesinin artırılması, denetim rejimlerinin esnetilmesi ve nükleer silaha eşik mesafesinin kısaltılması ihtimali güçlenir.
İkinci olarak, balistik füze programı ve asimetrik kabiliyetler alanında İran'ın elinin rahatlaması beklenir. ABD'den ciddi bir aksiyon görmeyen Tahran, menzil ve hassasiyet artırımı dahil olmak üzere füze programını hızlandırabilir. Bu durum, yalnızca İsrail'i değil Körfez ülkelerini ve Doğu Akdeniz'deki ABD varlığını da doğrudan etkiler; bölgesel güvenlik mimarisi daha kırılgan hale gelir.
GÜÇ GÖSTERİSİ Mİ, BÜYÜK BLÖF MÜ?
Üçüncü başlık, bölgesel etki alanlarıdır. İran, Irak'ta milis ağlarını, Lübnan'da Hizbullah'ı, Yemen'de Husileri ve Suriye'deki nüfuzunu daha koordineli ve cüretkâr biçimde tahkim edebilir. ABD'nin caydırıcılığındaki aşınma, bu sahalarda "düşük yoğunluklu ama sürekli" baskının artması anlamına gelir. Sonuçta Washington'un müttefikleri kendilerini daha yalnız hisseder; bu da güvenlik arayışlarını çeşitlendirmelerine yol açar.
Dördüncü olarak, büyük güç rekabeti bağlamında İran'ın Rusya ve Çin ile ilişkileri derinleşir. Yaptırımların gölgesinde dahi süren askeri-teknolojik işbirliği, enerji ve finans alanlarında alternatif kanalların genişlemesiyle kurumsallaşır. ABD'nin taleplerini kabul etmeyen ve ağır bir bedel ödemeyen bir İran, Moskova ve Pekin için "dirençli ortak" modelinin somut örneğine dönüşür. Bu da ABD'nin küresel yaptırım ve baskı araçlarının etkinliğini zayıflatır.
ABD–İRAN GERİLİMİNDE CAYDIRICILIĞIN EROZYONU
Beşinci ve belki de en görünür maliyet, iç siyaset ve imaj boyutunda yaşanır. ABD'de ve İsrail'de seçimler yaklaşırken, sert söylemle yükseltilmiş beklentilerin karşılanmaması, liderlik kapasitesine dair soru işaretlerini büyütür. Müttefikler nezdinde güven erozyonu, rakipler nezdinde ise cesaretlenme ortaya çıkar. "Kırmızı çizgiler"in muğlaklaşması, gelecekteki krizlerde pazarlık gücünü düşürür.
ABD'nin İran'ı vurmaması ya da masada talep ettiklerini alamaması tekil bir "barış tercihi" olarak okunamaz. Diplomasi elbette esastır; fakat realizm dönemlerinde diplomasinin etkisi, arkasındaki inandırıcı güçle ölçülür. Bu denge kurulamazsa, ABD açısından vurmamanın maliyeti vurmanın risklerini aşabilir.