
Küresel sistem geri dönüşü olmayan bir yolda.
Zira sık sık kilitleniyor.
Denklem açık:
Enerji akışı sürer, ekonomi yürür.
Hatlar kilitlenir... sistem çözülür.
Fiyatlar konuşuluyor.
Asıl belirleyen akış.
Daha önce kaleme aldığımız "Enerji ve Ekonomi" yazımızda da bunu ortaya koymuştuk. Enerji hattına dokunan her hamle, doğrudan ekonomik düzenin sinir uçlarına temas eder.
Bugün Hürmüz'de görülen tablo, zincirin ulaştığı son halkadır.
Bu yüzden alternatif enerji koridorları artık bir tercih başlığı olarak masada durmuyor; doğrudan bir zorunluluk olarak öne çıkıyor. Doğu Akdeniz'den Kafkasya'ya, Orta Koridor'dan Basra hattına kadar uzanan geniş coğrafyada yeni hatlar konuşuluyor, yeni güzergâhlar aranıyor.
Ve tam burada tablo berraklaşıyor:
Sistemin kilitlendiği yerde, Türkiye bir merkez olarak öne çıkıyor.
Bu bir yorum değil.
Coğrafyanın dayattığı bir gerçek.
Ancak bu tabloyu sadece teknik bir daralma olarak okumak sahayı eksik okumaktır. Çünkü yaşanan, kendiliğinden gelişen bir kırılma değil; yön verilen bir genişlemedir. Cumhurbaşkanı'nın işaret ettiği İsrail'in kaos stratejisi, tam da bu hattı tarif ediyor. Gerilim büyüyor, alan genişliyor, enerji hatları baskı altına alınıyor.
Yani mesele enerjiyle sınırlı kalmıyor.
Enerji, baskının aracı haline geliyor.
Dünkü kabine toplantısı sonrası Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yaptığı açıklamalar, panik dalgasının içinde aklın nasıl ayakta kalacağını bir kere daha ortaya koydu.
Cumhurbaşkanı'nın sözlerinden mülhem bir kere daha yazalım ...
Hürmüz sıradan bir geçiş hattı değildir.
Dünyadaki petrol akışının yaklaşık beşte biri buradan geçer.
Doğal gazın kritik bölümü bu hattı kullanır.
Ve zincir burada bitmez.
Petrokimya ürünleri...
Gübre...
İlaç hammaddesi...
Yarı iletken üretiminde kullanılan kritik girdiler...
Hepsi aynı akışın parçası.
Bu yüzden daralan bir hat yok sadece.
Daralan bir sistem var.
Kabine toplantısında kurulan çerçeve bu açıdan önem taşıyor. Çünkü sahada oluşan baskı artık katmanlı bir etki üretiyor: enerji hattından piyasalara, piyasalardan üretime, üretimden doğrudan toplumsal hayata uzanan bir zincir çalışıyor.
Ve bu zincir durmuyor.
Bir başka başlık:
Arz güvenliği.
"Herhangi bir sorun yok."
Dünya akışın kesilmesini tartışırken, hatta, bazı ülkelerde karneler devreye girerken Ankara akışın etkisini yönetmeye odaklanıyor. Bu yaklaşımın sonuçları zaman içinde daha net görülecek. Ancak şu gerçek ortada: Yıllardır tartışılan kaynak çeşitlendirme politikası, bugün sahada karşılık üreten bir güvenlik katmanına dönüşmüş durumda.
Gelelim kritik müdahale alanına.
Eşel mobil.
50 milyar lira.
Bu bir bütçe kalemi olarak okunmamalı.
Bu, zincirin yönüne yapılan müdahaledir.
Enerji fiyatı yükselir... üretime yansır... raflara çıkar... toplumsal zemine iner.
Zincir böyle ilerler.
Cumhurbaşkanı'nın açıklaması bu zincirin başında durulduğunu gösteriyor. Fiyatın ilk etkisi tutuluyor, yayılma hızı yavaşlatılıyor.
Çünkü kırılma noktası burasıdır.
Yayılma hızı.
Kontrol altına alınmadığında, ekonomik baskı kısa sürede toplumsal gerilime dönüşür.
Gıda tarafında atılan adımlar da aynı bütünün parçası. Gübre tedariki, ihracat düzenlemeleri, iç piyasaya dönük tedbirler... Hepsi aynı hattı korumaya dönük.
Yani tablo okunmuş.
Risk görülmüş.
Ve karşılık üretilmiş.
Hülasa...
Dünya, enerjinin fiyatını tartışıyor.
Türkiye, enerjinin akışının etkisini yönetmeye odaklanıyor.
Aradaki fark büyüktür.
Ve daha önemlisi:
Sistem sarsılıyor.
Hatlar daralıyor.
Gerilim genişliyor.
Böyle bir tabloda mesele şuraya evriliyor:
Kimi süreci izler...kimi süreci yönetir...