Yazarlar

Ömer Ekinci

Ömer Ekinci

oekinci@stargazete.com

Ali Atı Bırak, Koşmaya Bak!

Ömer Ekinci tüm yazıları

Türkiye’de 22 farklı bakanlık bulunuyor. Bunlar arasında sadece iki bakanlığın adının başında MİLLİ ifadesinin geçtiği hiç dikkatinizi çekmiş miydi? 

Evet, yalnızca Milli Eğitim Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı’nın adlarında Milli ifadesi geçiyor. Bu çok önemli bir detay, çünkü eğitimini “milli”leştiremeyen milletlerin ayağa kalkması, savunmasını “milli”leştiremeyen milletlerin ayakta kalması eskisinden daha da zor. 

Okuduğum bir araştırma bize artık biraz da nostaljik gelen ve çok masum görünen bir gerçeğin gelişmiş ülkelerde nasıl kullanıldığını gözler önüne seriyor.

Daha birinci sınıftayken, okuma-yazmayı öğrenirken edindiğimiz ilk arkadaşlarımız okuma fişlerindeki Ali, Ayşe, Işıl, Emel ve niceleri.

Peki biz “Uyu uyu yat uyu” diye eğitimle karışık uyku mahmurluğu aşılarken dünyada ilköğretim birinci sınıftaki okuma fişleri ne alemde? 

Japonya: Yaşamak için üreteceksin.

İngiltere: Geçmişini bilmeyen geleceği tayin edemez.

Almanya: Üretim ve yaşam disiplinle başlar.

Bir kez daha okuyun, bir kez daha, lütfen bir kez daha.

Şimdi daha net anlaşılıyor değil mi Japonya’nın nasıl böylesi bir üretim, AR-GE ve teknoloji üssü olduğu, İngiltere’nin nasıl geçmişinden kopmayıp, değerlerine bağlı kalarak dünyayı yönettiği ve Almanya’nın nasıl disiplinli, planlı, programlı bir devlet ve bir millet olduğu.

 Peki 7 yaşındaki Stefan, Claudia ve Klaus “Üretim ve yaşam disiplinini” öğrenirken biz çocuklara ne öğrettik?

Ali bak.

Ali ata bak.

Emel eve gel.

Emel bal al.

Işık, ılık süt iç

İpek ipi tut.

İpek topu at.

Okul açıldı.

Zil çaldı.

Bayram geldi.

Bayrak as.

Fener as.

Atatürk seni çok severiz.

Ömer mısır yer

Ömer mısır sever.

Oya okula koş.

Kaya okula koş.

Uyan ufuk uyan.

Erken uyu erken uyan.

Ümit bu üzüm.

Cumhuriyet çok yaşa.

Kalem al.

Bu bağ bizim.

Yücel yazı yaz.

Vatanım türkiye.

Yere çöp atma.

Cemil cici kuş öttü.

Resim yap.

Şenay, türkü söyledi

Pınar ip al çorap ör.

Yıldız yumurta soy.

Güler gazete oku.

Jale bu baraj

Jale bu jandarma.

Elif fidan dik sula

Yağ yağmur yağ.

Dağa bağa yağ.

Hasan hasta oldu

Dayım düğüne gitti.

Dayım saz çaldı.

Sibel kırmızı ışıkta dur.

Sarı ışık yandı, bekle.

Çetin yeşil ışıkta geç.

Veli köpek havladı

Birol ablan evi süpürmüş mü?

Atatürk bize çok çalışın dedi

Ne mutlu türküm diyene

Zafer oyun oynadı.

Bir yıl on iki aydır.

Bir hafta yedi gündür.

Bir yıl dört mevsimdir. 

Kısaltabilirdim, birkaç örnek verebilirdim ama bu tabloyu baştan aşağı görmeliyiz. Çocuklarımıza ip alıp çorap örmeyi, yumurta soymayı, türkü söylemeyi öğütlemişiz. Bir de Birol’un ablasının evi süpürüp süpürmediğini sormuşuz, merak işte…

 Bir çocuğun milli değerleri, manevi duyguları öğretilmesi, erdemli olmanın, üretmenin, dürüstlüğün vurgulanması gereken yaşta Ali’yi bir ata baktırmışız, yetmemiş, boş kalmasın diye bir de topu tutturmuşuz. Eğer Ali’yi bir seyis olarak yetiştirmiyorsak ya da yedek kaleci gibi alıştırmıyorsak, biz bütün bunları Ali’ye niye yaptık?

Ali’leri, Ayşe’leri önce anlam veremedikleri bir tünele sokuyoruz, sonra onların haliyle durumu sorgulamalarını engelleyerek onları “Sorgulamayan” bireylere dönüştürüyoruz. Sorgulamaktan vazgeçmeyenlere “Asi / disiplin problemi var” damgası vuruyor, sorgulamaktan vazgeçip akışına bırakanlardan da neyi, niçin yaptığını bilmeyen bireyler üretiyoruz.

Eğitim bir an önce “Milli”leşmeli.

Çocuklarımız ilkokul 1. sınıftan itibaren milli değerleri öğrenmeli. 

Tüketme kültürünün elinde oyuncak olmayıp üretimin lezzetini tatmalı. 

Anne-babasını bunalttığında eline bir akıllı telefon / tablet verilip susturulmak şöyle dursun, ilkokuldan itibaren devreler tasarlamalı, yazılım geliştirmeli, mobil uygulama üretmeli.

 Çocuklarımızın sorgulama, merak etme dürtüleri desteklenmeli. 

Dünyada yüz yüze (Face to face) eğitim modeline geçilirken bizim halen bütün sınıfın ensesinden başka bir şey göremeyen (Face to Ense) modelinden acilen kurtulmamız sağlanmalı.

Bunları eğitimciler, anne-babalar, yöneticiler, el birliğiyle çözmeliyiz, zaman aleyhimize işliyor. Şunu da kabul edelim Milli Eğitim, üzerinde çalışılması, revizyon yapılması en zor konulardan biri, çalışan aracın motorunu tamir etmeye benziyor. Eğitimde zamanı durduramıyorsunuz, bir yandan siz eğitim sistemini düzeltmeye çalışırken diğer yandan birileri o eğitim sistemine giriş yapmaya, birileri içinde ilerlemeye ve birileri o sistemden mezun olmaya devam ediyor.

Ama eğitimi “Milli”leştirmeden kalıcı ve sürdürülebilir bir gençlik kalkınması oldukça zor görünüyor.

Sizce de Stefan, Charles ve Kiyoshi dört nala koşarken bizim garip Ali’miz arkalarından yeterince bakmadı mı?

 Hadi Ali, bakmayı bırak, şimdi öğrenme, araştırma, geliştirme, sorgulama, merak etme ve koşma zamanı!