Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

‘Amca kızı’ndan Balyoz notları

Sibel ERASLAN tüm yazıları

Hayır!

Çoğumuzun zannettiği gibi değil.

Yargıçlar Balyoz kararını kolayca vermediler. "Eksik teşebbüs" olarak masaya gelen darbe tartışmasında, oldukça zorlandıklarını gösteriyor bu karar. İnce eleyip sık dokudular ki; "Tam teşebbüs" değil zira...

Hocamız Ord. Prof. Sulhi Dönmezer'den ödünçle: Bir adam kaptığı silahla hasmını vurmaya giderken, sağdan soldan yetişenler elini kolunu tutup onu durduruyorlar mesela. Henüz 18'indeki hukuk fakültesi öğrencileri için hazırlanmış bu soru klişesinin cevabıdır "eksik teşebbüs"... Peki "tam teşebbüs" nedir? Aynı klişedeki adam, indirmeyi planladığı hasmına nişan alır, ama talih kader bu ya, mermi seker ve adam kurtulur, bu sefer "tam teşebbüs"e gider iş... Yani; siz deyin objektivizm ben diyeyim ne tüyler ürpertici bir soğukkanlılık, o adam ölmedikçe rahat etmez hukuk ve bir türlü kolayca suç deyip çıkmaz işin içinden...

Çünkü suç, tamamlanacak bir birikimdir. Cezayı hak edecek bir yolda yürür ağır ağır kendini biriktirerek. Hazırlık, icra ve sonuç gibi en kaba şekliyle merhaleleri vardır. Balyoz yargıçları suç yolunu ince detaylarıyla kritik etmişler ki; en kötü ihtimalle icranın başlangıçlarında akamete uğramış darbe girişimi demektir bu karar... Ama her halükarda suç yolunun hazırlık aşaması tamamlanmıştır. Yani şu "harp oyunudur" dedikleri kısım.

Peki, darbeye eksik teşebbüsse durum, niçin tam teşebbüsmüş gibi ağır cezalar yağdı Balyoz davasına? Bunu "dava zaten siyasi bir davaydı" diye cevaplamaya kalkıyorlar, siyasi olarak sonuç doğurmayan hiçbir dava yoktur, adi suçların yargısı da dahil, her yargı hükmü, o ülkenin siyasetini etkiler. Peki niçin en ağır ceza? Gözdağı vermek için miydi, rövanş mıydı, neydi sebep?

Cevabı çok sade: TCK, 2005'te değişikliğe uğrayınca tam ve eksik teşebbüs arasındaki ceza farkı kaldırıldı da ondan...

***

Ses kayıtlarının suç delili olarak kabul edilmesini 1972-74 yıllarındaki Watergate Skandalı'ndan bu yana tartışıyoruz. 2002'den itibarense, buna mobil telefon ve internet yayınlarının suç delili olması konusu eklendi, Ebugureyb Hapishanesindeki skandalları hatırlayınız. Bugünse "siber suçlar" diye kalın bir dosyası var dünyanın... Balyoz Davası'nı hukuk maceramızda farklılaştıran kulvar; davanın tanıklar, belgeler gibi klişe delillerin yanısıra, CD'ler, ses ve görüntü kayıtları üzerinden seyriydi. Yasa dışı dinlemeler olarak yorumlandı Balyoz skandalları. Yasadışı bir darbe girişiminin (yasa içi darbe de yoktur zaten) velev ki yasa dışı bir şekilde dinlenip, yayıma verilmesiyle düğmeye basıldı.  

Balyoz'un hedefindeki gazetecilerden birisiyim. Bu tüyler ürpertici görüntüler, sözler, söylemler, üretildi mi, montaj mıydı, var mıydı, yok muydu, bilmiyorum. Bildiğim tek şey, o dönemlerde Emniyet'e çağırılıp, "hakkınızda suikast istihbaratı aldık ama çok da ciddiye almayın, dikkatli olun" sözlerinden sonra yaşadıklarımdır. En çok çocuklarını düşünüyor insan, küçükler ve sizin yüzünüzden zarar görebilirler. Nihat Genç sık sık çocuklarınızdan torunlarınızdan çıkaracağız bunun acısını diye yazıyor ya, bu acı, bu korku bende gelecek zamanlı değil, tam kalbimde el'an kanıyor. Nihada bunu biliyor, bile bile yapıyor, bir vudu büyücüsü gibi saplı iğneyi habire kanırtıyor. Davaya müdahil olmadım. Unutmak istiyorum.

***


Bir sözüm de "Amca" polemiğine dair. Keşke yaşanmasaydı bunlar. Balyoz sanıklarının acısına ailelerin üzüntüsüne elbette saygı duyarım. Üstelik rütbe farkına rağmen, uzaktan da olsa "Amca kızı" sayılırım. Benim babam da Türkiye Cumhuriyeti Ordusuna şerefle hizmet etmiş emekli bir asker, büyükbabam Çanakkale şehitlerinden Çakır Hüseyin Çavuş.

"Amca, baba yarısıdır". Ben umudumu koruyorum. "Amcalar" bu kadar kötü bir oyun oynamalarına rağmen, adı üstünde oyun... Eksik kalmış bir oyun. Kaderin cilvesi bu ya, oyuncakların kırılmadan bittiği bir oyun! Bitsin... Çünkü kimse kimsenin oyuncağı değil...