Yazarlar

Mustafa KARTOĞLU

Mustafa KARTOĞLU

mkartoglu@stargazete.com

Amerika’da ‘yeni Türkiye’ yansımaları

LOS ANGELES

Amerika Birleşik Devletleri, üç ana kıtadan (Asya, Avrupa, Afrika) ortalama 7 saat dilimi uzakta, kendi topraklarının iki ucu arasında da 3 saat fark olan bir ülke. Savaşlarını hep bomba seslerinin halkının kulağına ulaşmadığı mesafelerde yaptı. Ancak son 10 yılda yaşananlar, her yeri etkileyebilen bu ülkenin de artık ‘etkilenebilir’ olduğunu gösterdi. Bu da ABD’yi, dış işlerinde saldırganlıktan savunma ve işbirliğine, içeride de sosyal kalkınma ve ekonomik istikrara yöneltti. Bunda kuşkusuz baba-oğul Bush’ların terörü ‘küresel’ hale getiren ve ABD’nin daha çok hedef alınmasına neden olan karanlık ‘terörle savaş’ mirasının etkisi büyük. Aynı süreçte yaşanan iki büyük doğal afet ve finans krizi de ABD’yi hiç olmadığı kadar yaraladı. Girdiği ülkelerden ‘tazminatı sağlama bağlayarak’ da olsa çekilmeye, çıkarlarına ‘açık ve yakın tehlike’ oluşturmuyorsa dış müdahalelerden uzak durmaya başladı. Örneğin Libya’da bile müdahaleye Fransa’dan sonra katıldı. Birinci derecede ilgi alanına giren Latin Amerika’daki ‘solcu’ yönetimlerle ilişkileri artık ‘Pantagon ve CIA’ eliyle değil, ‘dışişleri bakanlığı’ üzerinden yürütmeyi tercih ediyor.

Bunların dışındaki her şey ‘ulusal çıkarlara somut ve yakın tehdit’ oluşturana kadar öncelik kazanmayacak.

Suriye gibi...

***

Her ülke kendi yakınıyla, kendine en yakın tehditle ilgilenir. Türkiye için de birinci öncelik ‘terörün bitmesi’... Ancak hemen ardından, belki de aynı anda Suriye krizi geliyor. Suriye ABD’ye ne kadar uzaksa Türkiye’ye o kadar yakın.

Başbakan Erdoğan’ın Washington ziyareti, Suriye’yi ABD’nin ve dünyanın gündeminin ön sıralarına almayı amaçlıyordu. Bu da önemli ölçüde başarıldı. Hem insani/vicdani gerekçeleri vardı, hem de kriz Türkiye’nin olduğu kadar ABD’nin çıkarları için ciddi bir potansiyel tehlikeydi. Ziyareti iki başlıkla özetlemek gerekirse: Obama ‘Esadsız Suriye’ ve ‘muhaliflerle birlikte çalışma’ ifadeleriyle Türkiye’nin çizgisinde olduğunu en net ifadelerle teyit etti. Aynı zamanda, özelde Suriye konusunda ama genel olarak Filistin-İsrail sorunu ve demokrasi rüzgarıyla yeniden şekillenmekte olan İslam coğrafyası ile ilgili konularda ‘Türkiye ile birlikte çalışma’ döneminin başlamış olduğunu ilan etti. Washington’da izlediğimiz 3 günün sonunda genel kanaat, Türkiye’nin, daha doğrusu Başbakan Erdoğan’ın Suriye konusunu Obama’nın gündeminde daha çok tutacağı, dünyanın bu en büyük ‘demokratik’ gücünü, bugüne kadar eksik olan ‘vicdan’la kullanması yönünde cesaretlendireceği şeklinde...

Bu etki sadece resmi ziyaretlerle olmayacak. Geçen hafta ABD’de yaşananlar, Washington’un artık bu ‘yeni Türkiye’ ile daha sık karşılaşacağını gösteriyor. Başbakan Erdoğan’ın içindeki Osmanlı camiinin mihrap taşını koyduğu Türk Kültür ve Medeniyet Merkezi de bu sürecin bir parçası. ABD toprakları ilk kez Osmanlı mimarisiyle, bir Türk camiiyle ve çevresinde oluşacak bir sosyal yapıyla tanışacak. Erdoğan’ın “Açılışı da birlikte yapacağız” sözü, iki yıl geçmeden ikinci bir Washington seyahatinin de habercisi.

***

Önceki gün doğuda New York’taki ‘Türk yürüyüşü’ ve batıda Los Angeles’taki Anadolu Kültür Festivali de bu yönde güçlü işaretler verdi. Etkinliğini üç yıldır duyduğum bu festivale ilk kez katıldım. Devasa bir parkta Van’dan Eskişehir’e, Mardin’den Erzurum’a, Konya’dan İstanbul’a, Ankara’dan İzmir’e kadar çok sayıda kentin mimari eserleri üç boyutlu olarak kurulmuş, yemekleri, el işleri ve kültürel unsurlarıyla donatılmış, kelimenin tam anlamıyla bir ‘ küçük Anadolu’ inşa edilmişti. Devlet hem moral hem tanıtma fonu üzerinden finansal destek vermiş, THY de taşıma işini üstlenmiş. Sponsor listesinin başında Türkiye Cumhuriyeti armasını görmek Türk ziyaretçileri gururlandırıyordu.

Dört günde 70 bine yakın ‘Kaliforniyalı’ buraya, duvarlarında Anadolu tarihinin yazılı olduğu uzun bir yolda, o medeniyetlere açılan kapılarda dönemin giysileriyle kendilerini karşılayan mankenlerin eşliğinde geçerek girdi. Diaspora Ermenileri de neredeyse yüz yıl sonra yeniden Türklerle birlikte yedi, içti. Dahası ‘ezan sesi’ dinledi.

Sahnede Türkiye’den gelen milletvekilleri ve din adamları Türkçe, Kürtçe ve Ermenice konuştu, Amerikan Kongre üyeleri Türkiye’yi Türkçe selamladı. Ve müjdeyi yerel belediye başkanı verdi: “Bugünü resmi olarak ‘Anadolu Günü’ ilan ettik. Artık her yıl 18 Mayıs Los Angeles’ta Anadolu Günü olarak kutlanacak.”

Anadolu Festivali yakın gelecekte ABD’nin doğu yakasına New York yakınlarına da taşınacak.

Bu seyahatimde duyduğum bir deyim yeni Türkiye’nin bir başka yönünü daha gösteriyor. Bugüne kadar yurt dışındaki vatandaşlar için kullanmaya alıştığımız ‘Türk işçisi’ ifadesi gidiyor, yerine ‘Türk öğrenci, Türk işadamı, Türk turist’ geliyor. Harvard, MIT, Cambridge üniversiteleriyle ünlü eğitim kenti Boston’ın Türk öğrenciler arasında İstanbul’a benzetilerek ‘Bostonbul’ diye anılması bunun sadece bir göstergesi.

Küresel işbirliğini sağlayacak, gerekirse zorlayacak ekonomik ve siyasi gücün yanına Türkiye sosyal, kültürel ve zeka gücünü de eklemeye başladı. Ve bu Türkiye’ye tarihin akışında ‘vicdan’dan yana bir fark yaratma fırsatı sunuyor.