Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

Anaokulunu bombalayan PKK’lılar için mi masaya dönülsün?

Halime Kökçe tüm yazıları

Anaokulunun bahçesini tuzaklayıp çocukları canlı kalkan yapan, hastanelere roketli saldırı düzenleyen YDGH’lilere söyleyecek bir şeyi yok, bunları şehirlerde ölüme gönderen Kandil ‘deki terör baronlarına tek kelime edemiyor, kalkmış Rusya’ya büro açmaya gidiyor. 

Neymiş; etki güçleri varmış, etkilerini kullanacaklarmış.

Kimin üzerinde etkisi kaldı ki Selahattin Demirtaş’ın?

Kürt halkından köşe bucak kaşıyor, kendisine hayranlık derecesinde sempati duyan Cihangir solcuları bile taşıyamaz oldu Demirtaş’ı.

‘Selocan’ fotolarını sosyal medya hesaplarına arka plan yapan entel takımı derin bir hayal kırıklığı içinde!

Selahattin Demirtaş neyden, kimden bahsediyor?

***

“Ne oldu da çözüm süreci bitti” diye soranlar, sorarken de sorumluluğu Ak Parti’ye yıkmaya çalışanlar hemen arkasından “Kürt sorunu bu yolla çözülmez, çözülebilse 35 yılda çözülürdü” diyenler, “bir daha kan akmasın, barış gelsin” gibi kimsenin itiraz edemeyeceği argümanların arkasına saklananlar esasında PKK’yı kayırıyorlar.

PKK burnundan kıl aldırmazken bunlar hala çözüm masasından bahsediyorlar.

PKK ise bu sözde iyi niyetli ifadelerin döşediği zeminde algı operasyonu yürütmeye devam ediyor.

“Kürt sorunu bu yolla çözülmez” deyip duranlara bir hatırlatma; hendek kazıp, o hendeklere bombalar döşeyip insanları yerlerinden yurtlarından eden, evinin kapsını açmayan yaşlı başlı insanları oracıkta katleden, anaokulu çocuklarına kum torbası muamelesi yapan bir yapıyla mı konuşulacak Kürt sorunu.

Kürt sorunu ile PKK sorununu birbirinden ayrıştırmaya çalıştıkça, hayır efendim Kürt sorunu PKK ile müzakere edilmelidir diyenlerle, PKK’ya Kürtlerin meşru temsilcisi payesi verenlerle Kürt sorunu böyle çözülmez diyenler aynı kişiler.

Devlet operasyonlarla Kürt sorununu çözmeye çalışmıyor zaten. Devlet PKK sorununu çözmeye çalışıyor.

Egemenliğine ve kamu düzenine alenen tehdit oluşturan, vatandaşının can ve mal güvenliğini ortadan kaldıran bir örgütün faal hale geçmiş olmasından dolayı devlet, devletliğini yapıyor.

Yoksa Kürt sorunu dediğimiz şeyin PKK diye bir muhatabı olamaz. Öyle bir intiba oluşmuşsa bu devletin beceriksizliğidir.

Türkiye’nin son 10 yıldır demokratikleşme adına kat ettiği yol, Kürt sorununun çözümü için atılan adımlarla alınmıştır. Kürtlerin halen devam eden sorunları ve talepleri varsa bu da yine demokratik mekanizmalar aracılığıyla çözülecektir. Taleplerini dile getirebilecekleri her türlü enstrümana sahiptir Kürtler. PKK’nın yeni stratejisinin ise Kürtlerin kültürel ve demokratik talepleri ile uzaktan yakından alakası yoktur.

***

Kandil’deki teröristler çoktan Kürtlere sırtlarını dönmüş durumdalar. Barzani’yi hain ilan edebilecek, İKBY bayrağına tahammül edemeyecek kadar Kürt düşmanı olmuşlar bile.

Cemil Bayık, Türkiye, Suud ve Barzani’nin dahil olduğu bir “Sünni ittifaktan” bahsediyor. Şecaat arz ederken sirkatin söylüyor. Suriye’deki iç savaşta, Kürtler adına değil vekalet savaşının İran ve Rusya gibi büyük aktörleri adına savaştığını itiraf ediyor.

Peki HDP’yi 7 Haziran’dan sonra içine yuvarlandığı şiddet çukurundan kim tutup çıkartacak? Biz mi? “HDP her şeye rağmen bir siyasi parti, Demirtaş seçilmiş bir vekil, bunları Kandil’in kucağına atmayın” diyen Kürtler olduğunu da bildiğim için soruyorum. Demirtaş Kürtlere bir adım yaklaşmak şöyle dursun Kandil’den bir adım uzaklaşmadı ki? Ağzını ‘katil’ ile açıp ‘hırsız’ ile kapatan, en son da “siz ancak klozet temizleyebilirsiniz” diyebilecek kadar çukurun dibini bulan bir insandan söz ediyoruz.

Hatırlayın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Demirtaş’ın estirdiği rüzgarı...

Şimdi ise siyasi temsil kabiliyetini ve karizmasını kendi eliyle harcayıp tüketti, neresinden tutacaksın!

Kürt meselesini değil PKK’yı konuşuyoruz. Devlet Kürtlerle değil PKK ile mücadele ediyor. Kendi egemenlik alanını ve Kürt vatandaşların can ve mal güvenliğini korumak için. Kandil’dekiler de zaten lafı evirip çevirmiyor artık. Kimsenin demokratik Türkiye’den bahsettiği yok, KCK egemenlik talep ediyor ve bunu da demokratik mekanizmalarla değil silah zoruyla almak istiyor. Devlet de devletliğini yapıyor.