Levent Ersin Orallı
Levent Ersin Orallı
ersinlevent@yahoo.com
Tüm Yazıları

Anarşinin gölgesinde yeni dünya düzeni

ABD'nin Venezuela'ya yönelik hukuk ve ahlak dışı müdahalesi, Rusya'nın Kırım'ı işgali ve Ukrayna savaşı ile Çin'in Tayvan merkezli gerilimi, yüzeysel bir okuma ile birbirinden kopuk ve bölgesel nitelikte krizler olarak değerlendirilebilir. Ancak uluslararası ilişkiler teorisi, bu gelişmeleri daha bütüncül bir çerçevede analiz etmeye imkân tanır.

Bu üç örnek, resmî bir ittifak ya da açık bir mutabakat olmaksızın, büyük güçlerin etki alanlarını tahkim etmeye dönük eşzamanlı hamleler yürüttüğünü ve küresel düzenin dönüşüm sürecinde olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla mesele, gizli bir anlaşmadan ziyade, güç siyaseti, hiyerarşi ve bölgesel düzen kavramları üzerinden okunmalıdır.

VENEZUELA, UKRAYNA VE TAYVAN AYNASINDA GÜÇ SİYASETİ

Bu tabloyu anlamlandırmada realizm, özellikle de yapısal realizm (neorealizm), güçlü bir açıklayıcı çerçeve sunar. Kenneth Waltz'un vurguladığı üzere, uluslararası sistemin anarşik yapısı, devletleri hayatta kalma ve göreli güçlerini artırma yönünde davranmaya iter. Büyük güçler, bu bağlamda, kendi güvenliklerini azamiye çıkaracak bölgesel düzenlemeler oluşturmayı hedefler. ABD'nin Venezuela'ya yönelik politikaları, Monroe Doktrini'nin güncellenmiş bir yorumu olarak, Batı Yarımküre'deki hiyerarşik düzeni koruma çabasının bir yansımasıdır.

Rejim değişikliği söylemleri, yaptırımlar ve diplomatik baskı, ABD'nin kendi arka bahçesinde rakip nüfuzları bertaraf etme isteğini göstermektedir. Benzer biçimde Rusya, Ukrayna'yı ve genel olarak "yakın çevresini" özel bir etki alanı olarak tanımlamakta; NATO'nun doğuya doğru genişlemesini varoluşsal bir tehdit olarak algılamaktadır.

Çin açısından ise Tayvan meselesi, salt bir dış politika dosyası değil, egemenlik, rejim meşruiyeti ve ulusal bütünlükle doğrudan bağlantılı bir güvenlik sorunudur. Bu üç vaka, realizmin öngördüğü şekilde, bölgesel hegemonya arayışlarının somut tezahürleri olarak okunabilir.

ÇOK CEPHELİ KRİZLER VE GÜÇ GEÇİŞİ

Söz konusu dinamikleri yalnızca realizmle açıklamak yetersiz kalır. Hegemonik istikrar teorisi ve güç geçişi yaklaşımı, ABD öncülüğündeki liberal uluslararası düzenin göreli aşınmasını ve bu düzene meydan okuyan aktörlerin artan özgüvenini ön plana çıkarır. Çin'in ekonomik ve askerî kapasitesindeki hızlı artış, Rusya'nın revizyonist tutumu ve ABD'nin çoklu krizlerle eşzamanlı olarak uğraşmak zorunda kalması, küresel güç dengesinde bir kaymanın yaşandığını göstermektedir.

Bu bağlamda, ortada resmî bir "gayriresmî ittifak"tan ziyade, karşılıklı olarak birbirinin kırmızı çizgilerini test eden ve ABD'nin stratejik dikkatini dağıtan çok cepheli bir etkileşim bulunmaktadır. Büyük güçler, doğrudan koordinasyona girmeden, bu durumun kendilerine manevra alanı açtığını gözlemlemekte ve buna göre hareket etmektedir.

ABD, MEYDAN OKUYAN GÜÇLER VE YENİ DÜNYA SİYASETİ

İnşacı (constructivist) yaklaşım ise bu sürecin ideational boyutunu görünür kılar. ABD, müdahaleci politikalarını demokrasi, insan hakları ve liberal normlar üzerinden meşrulaştırırken; Rusya, tarihsel güvenlik travmalarını ve "Rus dünyası" anlatısını mobilize etmektedir.

Çin ise "tek Çin" ilkesi ve sömürgecilik karşıtı tarihsel hafıza üzerinden Tayvan konusundaki tutumunu normatif bir zemine oturtur. Bu söylemler, devletlerin eylemlerini yalnızca maddi güç hesaplarıyla değil, kimlik ve anlam inşasıyla da şekillendirdiğini ortaya koyar.

Sonuç olarak, bu gelişmeleri "fiilî bir anlaşma" olarak nitelendirmektense, çok-kutupluluğa geçiş sürecinin sancıları olarak değerlendirmek daha isabetlidir. Büyük güçler, açık ittifakların maliyetlerinden kaçınarak, gri alan stratejileri ve bölgesel baskılar yoluyla uluslararası sistemin sınırlarını zorlamaktadır. Bu durum kısa vadede çatışma risklerini artırsa da uzun vadede yeni bir küresel denge arayışının kaçınılmaz olduğunu göstermektedir. Uluslararası düzen, artık büyük ölçüde resmî belgelerden değil, sahadaki güç pratiklerinden ve bu pratiklerin yarattığı fiilî dengelerden beslenerek yeniden şekillenmektedir.