Yazarlar

Resul Tosun

Resul Tosun

rtosun@stargazete.com

Anayasa Mahkemesi’nin tartışmalı kararı

Daha önce yazdım tekrar edeyim, Türkiye’de siyasi sistemin adı yasal olarak parlamenter, şekil olarak cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği günden bu yana yarı başkanlık, fiili olarak da başkanlıktır. Bu üç sistemin özelliklerini bilenler bu tespite itiraz etmezler/edemezler.

***

Cumhurbaşkanı seçilmeden önce farklı bir cumhurbaşkanı olacağını ve anayasal yetkilerinin hepsini kullanacağını bütün dünyaya ilan etti. Şu anda gördüğümüz tasarruflar da bu ilanın müşahhaslaşmasıdır (somutlaşmasıdır).

***

Anayasada cumhurbaşkanına verilen yetkileri önceki cumhurbaşkanları kullanmamıştı. Erdoğan kullanıyor.

Yani anayasaya aykırı hareket etmiyor!

Doğrudan halk tarafından seçildiği için halk tabanı hükümetinkinden daha güçlü!

İşin içine bir de karizma girince sistem fiilen başkanlık sistemi oldu.

***

Cumhurbaşkanı ilk kez sözcü kullanıyor.

Sözcü de fiili durumu fark ettirecek açıklamalar yapıyor!

Meclisin yetkisinde olan erken seçim hakkında bile fikir beyan ediyor!

Muhalefet mecliste ayağa kalkıyor!

***

Cumhurbaşkanı Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararına uymayacağını ve saygı duymayacağını açıklıyor. Muhalefet tekrar ayağa kalkıyor. İşte tam da burada Türkiye’nin yeni bir anayasaya ne kadar ihtiyacı olduğu ortaya çıkıyor. Muhalefet yeni anayasa konusunda uzlaşmak yerine mevcut anayasanın çarpıklarının üzerinden lüzumsuz bir tartışmayla vakit geçiriyor.

***

Cumhurbaşkanı ‘uymuyorum saygı duymuyorum’ derken bence sadece saygı duymadığını ifade etmek istedi.

Uymuyorum sözünün bir yaptırımı var mı?

Uymuyorum dedi de tutuklular içerde mi kaldı? Ayrıca benzer tepkileri geçmişte Demirel de Özal da vermişti!

***

Kaldı ki AYM’nin hukuksuz kararlar konusunda sabıkası oldukça kabarıktır.

2008 yılında AK Parti hakkında verdiği karar bunlardan biridir. Bu davada ben de siyasi yasağı istenenlerden biriydim. Savunma için müracaat ettim savunmamı bile almaya gerek görmeden karar verdiler!

***

Her neyse Cumhurbaşkanının açıklaması yargıyı etkileyen bir açıklamadır deniyor. Yargıyı etkileseydi o karar çıkmazdı! Yargıyı asıl etkileyen üç aydır yapılan yayınlardır, aktivitelerdir, ziyaretlerdir!

Bu yayınların baskısı ve diğer faktörler bir araya gelince böylesine tartışılacak bir karar ortaya çıktı!

***

Şimdi Anayasa Mahkemesi de muhalif medya da şu iki soruya tatmin edici cevaplar vermek zorundadırlar:

Bir, AYM kararları gerekçesiz açıklanamaz (Anayasa madde 153) hükmüne rağmen AYM kararını neden gerekçesiz olarak açıklamıştır?

İki, sırada yüzlerce dosya varken neden bu dosyayı öne almıştır, hangi faktörler AYM’yi bu aceleciliğe sevk etmiştir?

AYM’nin bu yargısal aktivizmine övgüler dizen muhalif medya önce bu sorulara cevap vermelidir.

***

Casusluk davasından yargılananların davası devam ediyor.

AYM’nin verdiği karar tutukluluğa ve tedbire itirazdır yoksa yargılananların aklandığını göstermez. Sanıkların kaçması halinde de sorumlu AYM olacaktır!

***

Tekrar ediyorum AYM kararı sanıkları aklamamıştır, sadece tutukluluklarına müdahale etmiştir. Dava devam etmektedir.

Sanıklar, devlet sırrını ifşa ve casusluk suçundan beraat de edebilirler mahkûm da olabilirler!

***

AYM bu yargısal aktivizm ile inanırlığına ve güvenilirliğine gölge düşürmüştür!

Davaya konu yayının arkasındaki karışık ilişkiler uluslararası şaibeli ilişkilerdir.

Devletin Türkmenlere gönderdiği gizli yardımdan bir savcının haberdar olması, görev alanında olmamasına rağmen müdahale etmesi, müdahaleye bir basın gurubunun şahit olması ve anında dünyaya haber olarak geçmesi, müdahaledeki kolluk kuvvet komutanının avukatının yayını yapan şahısla şaibeli ilişkisi bütün bunlar ve diğer ayrıntılar bu dosyanın öyle kolay kapatılmayacağını gösterir.

Kapatılmaması da gerekir!

***

Yapılan, Cumhurbaşkanının ve iktidar partisinin şahsında bu devletin varlığını tehdit eden bir mühendislik projesidir.

Küresel güçler içimizdeki uzantıları aracılığıyla bu devletin başına çorap örmektedir.

Başka devletimiz yok, bu devlete sahip çıkmak hepimizin herkesin ve her kurumun görevi olmalıdır. Sadece cumhurbaşkanın ve hükümetin değil. AYM’nin de medyanın da!