Vahdettin İNCE
Vahdettin İNCE
vahdettin.ince@star.com.tr
Tüm Yazıları

Avrupa-yı Osmani / Bir öze dönüş hikayesi

28 Şubat sürecinin en koyu günleriydi. Ülkemizin üzerine bir kabus gibi çökmüştü "post modern" darbe süreci. Hatta "süreç" kelimesi de en azından benim için o günlerin, o yılların bir armağanıdır, dilime pelesenk olmuş. Ülkenin her tarafında "irtica" avı başlatılmıştı. İşte bu meşum süreçte Eminönü-Üsküdar vapurunda, az önce Cağaloğlu'ndaki bir yayıncının incelemem için verdiği birkaç Arapça kitaba göz gezdiriyordum. Tam karşımdaki koltukta oturan otuzlu yaşlarda bir adamın, pürdikkat elimdeki kitaplara baktığını fark ettim. Süreç dedim ya, işkillendim. Sakalsız, bıyıksız, subay traşlı bu adamın, "iyi sıhhatte olsunlar"dan biri olmasını düşünmem için bütün veriler hazırdı. Yapacak bir şey yok, yakalanmıştık bir kere. Ara sıra kaçamak bakışlarla adamı, tavırlarını izliyordum. Hala bakıyordu. Sonra "kitaba bakabilir miyim?" dedi. Uzattığım kitabı aldı, kapağına baktı, sonra arka kapaktaki tanıtım yazısını okumaya başladı. "Demek ki Arapça bilen birini takmışlar peşime" diye içimden geçirmedim desem yalan olur. Sıcak mı soğuk mu olduklarını şimdi hatırlayamadığım terler bastı vücudumu. "Be adam, ne gezdiriyorsun elinde birtakım irticai harflerle yazılmış kitapları. Hadi gezdirdin, ulu orta göstermenin ne alemi var!" dedim kendi kendime. "Kitabın konusu güzel" dedi. Duyduklarıma inanamadım. "Arapça biliyor musun?" dedim. "Biliyorum" karşılığını verdi. "Nerede öğrendin?" diye sordum. İlahiyat öğrencilerine pek benzemiyordu çünkü. "Medresede" dedi. Vücudumu bürüyen terler yerini hayret ve şaşkınlık ürpertilerine bırakmıştı. Avrupai bu tip hiç de Kürtlere veya medrese geleneğinin devam ettiği bölgelerde yaşayan kara kuru Anadolululara benzemiyordu. "Oflu" desen, o da değildi. Ben Lazları kırk metreden tanırım. Bütün şekli ve şemalı ile "ben bir Avrupalıyım" diyordu. Vay başıma gelenler, yoksa bu adam bir dış mihrak elemanı mıydı? "Hangi medrese?" diye sordum. "Gümülcine" dedi. Hayreti, şaşkınlığı, kuşkuyu, işkillenmeyi geride bıraktım, resmen afalladım. Sonra bir sevgi sızıntısı aktı buz kesmiş içime doğru. Şahsen benim, gayrimüslim çoğunluk arasında yaşayan Müslüman azınlıklara karşı ayrı bir sempatim var. Uğradıkları zulümlerden dolayı kahrolurum. Hoş bizim onlardan pek farkımız da yok ya, özellikle malum süreçlerde. Buna rağmen oraları bırakıp gelmelerini de pek istemem. "Niye geldiniz?" dedim. "Sizi çok bekledik, gelmediniz. Sonunda biz gelmek zorunda kaldık" dedi. Gözlerim doldu. Kulaklarımın içindeki uğultudan hiçbir şey duyamaz oldum. Dilim tutuldu adeta. Adama söyleyecek söz bulamadım. Yutkundum. Sadece "ah bir kendimize gelebilsek, size de geliriz" diye geçirdim içimden.

İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM), müthiş işlere imza atıyor. Bir kere akademik araştırmalara hitap eden muhteşem kütüphanesi dillere destan. Otuz üç yıllık bir emeğin semeresi Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi ise, bence bu ülkenin medarı iftiharı mesabesinde bir başyapıttır. Bugün, son günlerde vakıf tarafından yayımlanmış ve bana yukarıdaki anekdotu hatırlatan bir eserden söz etmek istiyorum. Avrupa-yı Osmani: Balkan şehirleri. Osmanlının cesametiyle mütenasip bu hacimli eseri, değerli Osmanlı tarihçisi, aynı zamanda eserin de editörü olan Prof. Dr. Tahsin Özcan lütfedip bendenize takdim etti. Eser, Prof. Dr. Machiel Kiel'in 1991-2016 yılları arasında Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi için kaleme aldığı 126 maddenin derlenmesinden oluşuyor. Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Karadağ, Kosova, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Yunanistan ile bu ülkelerin belli başlı şehirleri hakkında çok değerli, çok yönlü bilgileri içeriyor. Tabi, böylesine hacimli bir eseri burada özetlemek mümkün değil. Avrupa-yı Osmani'ye doğru bir ufuk çizen bu eseri en kısa zamanda edinmenizi hararetle tavsiye ederim.

Esere göz gezdirdikten sonra, Eminönü-Üsküdar vapurunda bana "sizi çok bekledik, gelmediniz" diye hüzünlü bir serzenişte bulunan Gümülcineli kardeşime ve zulüm denizlerinde çırpınan başka Müslüman azınlıklara doğru kollarımı makas gibi açarak "Gözünüz aydın, biz kendimize geldik. Silebilirsiniz hasret gözyaşlarınızı" diye haykırasım geldi.