Halime KÖKCE
Halime KÖKCE
hkokce@star.com.tr
Tüm Yazıları

Avrupa'da, Amerika'da olur sandığımız şeyler...

Önce Şanlıurfa, ardından Maraş'ta yaşanan okul saldırılarının şoku içindeyiz. Nicedir tedirginliğini duyduğumuz ve zaman zaman da gündem ettiğimiz bir konu; "dijital dünyanın yol açtığı kötülükler" diyerek adını koyalım hadi. Ama bu da değil sadece. En kıymetlilerini kaybeden ailelere başsağlığı dileyerek, acılarını paylaşarak unutabileceğimiz bir konu değil bu. Ateş sadece düştüğü yeri yakmıyor burada. Ateş hepimizi yakıyor, ateş 8-10 aileye düşmedi çünkü. Ateş topluma düştü, hepimizin eline, hepimizin kucağına...

İki gündür veli WhatsApp gruplarında konuşulanlar, konunun herkesi ne kadar yakından ilgilendirdiğini gösteriyor. Çocuklarımızı nasıl güvenerek okula göndereceğiz kaygısı yaşıyorlar. Fakat aslında güven kaygısı dahi yaşamadan gönderdiğimiz yerlerde bu hale geliyor çocuklarımız.

Odasına gönderdiğimizi sanıyoruz; aslında sokakların karanlık olduğu, tek başına yürümeye korkacağımız sanal bir mahalleye gönderiyoruz. Yatağına gönderdiğimizi sanıyoruz; aslında dijital çetelerin kollarına atıyoruz. Tuvalete gittiğini sanıyoruz; aslında en tehlikeli alışkanlıkların kazanıldığı bir sanal oyuna gönderiyoruz çocuklarımızı.

Tek suçlu dijital dünyanın radikalleştiren algoritmaları, buralardan kendine taze kan arayan çeteler, örgütler değil tabii ki. Çocuğuna terliyken soğuk su içirmeyecek kadar hassas ebeveynlerin, örneğin aile olmak, çocuklarıyla vakit geçirmek, onları gerçekten sevmek konusundaki en hafif tabirle özensizliği...

En son Ahmet Minguzzi'nin pazar yerinde çocuk yaştakilerden oluşan bir mahalle çetesi tarafından ulu orta katledilmesinde bir toplumsal şok yaşamıştık. Bu onu katladı.

Avrupa'da, Amerika'da olur sandığımız; silahla okul basmak ve öğrencileri katletmek... Neresinden bakacağız, nasıl önlem alacağız, nasıl oldu da bir çocuk bu hâle geldi sorusunu nasıl cevaplayacağız? Çok bilinmeyenli ve ne yazık ki topyekûn bir bozulmanın, çürümenin, insan olmaktan, aile olmaktan, toplum olmaktan uzaklaşmanın bir tezahürü.

Birleşik kaplar kanunu... Bir kaba bir şey girdiğinde asla sadece orada kalmıyor; mutlaka tüm toplumu her uzvuyla etkiliyor.

"İçki tüm kötülüklerin anasıdır" lafını uygulayacağımız o kadar çok kötü şey var ki artık hayatımızda. Uyuşturucu köylere kadar yayılmış durumda. Bu da ihbar olsun; Karadeniz köyleri, gençlerin uyuşturucu ekip biçtiği, toplanıp kafa bulma partisi yaptığı yerlere dönüşmek üzere.

Topyekûn büyük bir seferberlik olmadan, "ihbar ettik, jandarma köye çıktı" ile çözülecek gibi değil. Büyük şehirleri hiç saymıyorum. Bir ara İstanbul'da yürürken sokaklarda uyuşturucu konusunu almaya başlamıştık. New York sokakları gibi, Avrupa sokakları gibi... Kaldırımlarda yere yığılmış, donup kalmış gençler görmeye başladığımızda ah vah etmenin anlamı olmayacak.

Dijital ortamların yol açtığı radikalleşme de aynı şekilde, topluma musallat olan, özellikle de gençlere tesir eden yeni zehir de bu. Çok yakında iki hadiseden haberdar oldum; birinde dijital çetelerin devşirmeye çalıştığı bir gencin annesi ulaştı bana. Çocuk şu anda tutuk yargılanıyor. Aile çok üzgün. Çocuğum suça bulaşmadı, kandırıldı diyor. Ya şimdi fark edilmeseydi, mahkûm olmasını gerektirecek bir suça bulaştırılmış olsaydı daha mı iyiydi, diyebildim sadece.

Bir başkası oynadığı dijital oyunlar üzerinden takibe takılmış; meğer bu oyunlar aracılığıyla çocuklara talimatlar veriliyor, patlayıcı yapmayı falan öğretiyorlarmış. Akıl alır gibi değil.

Bunlar sadece bir ay içinde köşe yazarı olarak bana ulaşan iki annenin çığlığı. Bu sıklık bile aslında olayın boyutlarının nerelere geldiğini gösteriyordu. Okul saldırıları ise tahminimizden de büyük bir dehşetin içinde yaşadığımızı gösterdi.