Yazarlar

Halime Kökçe

Halime Kökçe

hkokce@stargazete.com

AYM ya da ‘güç bende artık’

Halime Kökçe tüm yazıları

Haber önce şu şekilde yansıdı; Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, seçim barajına yönelik olarak yapılan başvuruları ‘2-3 hafta içinde’ karara bağlayacaklarını ve ‘barajın hak ihlali’ olduğu kararının çıkması halinde bunun 2015 seçimlerini de bağlayacağını söyledi.”

2010 Anayasa Referandumuyla Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) bireysel başvuru hakkının tanınması, bir süredir AYM’nin “yargısal aktivizm” aracı haline getirilmesiyle sonuçlandı. AYM ve Başkanı Haşim Kılıç’ın söylemleri, basbayağı siyasi pozisyon aldığı, ihsas-ı rey sayılabilecek şekilde fikir beyan ettiği hatta tabiri caizse siyaset kurumuna “had bildirmeye” kalktığı şeklinde değerlendirilmeye müsait. 

367, üniversitelerde başörtüsü yasağını kaldıracak yasayı CHP’nin başvurusu üzerine iptal etmesi ve laiklik karşıtı odak olduğu gerekçesiyle Ak Parti’ye “ceza” kesmesi gibi kararlarında nasıl ki usul denetimini bir kenara bırakıp Anayasa’nın rejimi kollamakla görevli bir vesayet kurumu olduğunu teyit edercesine başvuruları esastan görüşerek Meclis’in görev alanına tecavüz etmişti şimdi de bir benzerini yapma eğiliminde olduğu sinyalini veriyor.

Daha önceki eylemlerinde “süper Yargıtay” gibi davranmış, (en yakın örnek Twitter kararıdır) yargı süreci daha bitmeden kendisine yapılan başvuruyla ilgili karar vermiş ve böylece Yargıtay’ı da bypass eden bir tutum içine girmişti.

Mevcut durumda ise doğrudan “yasa yapıcı” tek merci olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin iradesini tanımaz bir aktivizm içine gireceği, görevi anayasaya uygunluk denetimi yapmak olduğu halde Anayasa maddesi iptal etmeye yelteneceği anlaşılıyor.

AYM yasa yapıcı mı?

Tuhaf olan Anayasa Başkanı Haşim Kılıç’ın -gelen tepkilerden olsa gerek- demeç verdiği gazetecinin kendi çıkarsaması olduğunu söylemek suretiyle geri adım atmış olmasına rağmen, bu aklı kimler vermişse ya da bu mühendisliği kimler kotarmışsa onlar mevzuu devam ettirmekte bir beis görmüyorlar. Görevi Meclis’te yasa yapmak olan milletvekilleri bile “Anayasa Mahkemesi ihlal kararı verirse yüzde 10 barajı hükümsüzdür, 2015 seçimlerine 0 barajla gireriz” gibi milletvekili olma sebeplerini inkar eden bir şuursuzlukla konuşabiliyorlar.

Bu şuursuzluk buhranından çıkıp meselenin aslı nedir ona bakalım; şuursuzluk dediğime bakmayın bu basbayağı milleti salak yerine koymak, cin olmadan adam çarpmaya kalkmak...

Tartışma, Muhsin Yazıcıoğlu’nun siyasi mirasını zelil ziyan eden ve Cemaat’in yörüngesine girdiği gerekçesiyle Alperenlerin bile isyan ettiği Mustafa Destici’nin seçim barajının mevcut haliyle çok yüksek olduğu ve seçme ve seçilme hakkı önünde engel teşkil ettiği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları bireysel başvuru ile başladı.

1995’te DSP adına aynı gerekçeyle başvuran Mümtaz Soysal ve Bülent Ecevit’in başvuruları bugünkü Başkan Haşim Kılıç’ın ret oyunla değerlendirmeye alınmamıştı. 10 yıl geçmeden farklı bir içtihat oluşturamayacağı için bu handikap “bireysel başvuru” farkıyla aşılmak suretiyle AYM’nin gündemine getirildi. Bunda bir mahsur yok kuşkusuz, anlaşılan o ki mevzu epey çalışılmış ve usulden geri çevrilmemesi için tüm detaylar incelenmiş.

En çok CHP’ye zarar verir

Buraya kadar bir sorun yok, esasında AYM’nin mevcut başvuruları haklı bulmasında, evet yüzde 10 barajı “tam temsil” önünde engel oluşturmaktadır gibi bir içtihat oluşturmasında da bir sakınca yok. Nitekim yaklaşık bir yıl önce Hükümet’in gündeme getirdiği demokratikleşme paketinin maddelerinden biri de seçim barajının değişikliğini içeriyordu. Zaten yüzde 10 seçim barajının ideal olduğunu iddia eden kimse de yok.

Dar bölge ya da yüzde 5 barajlı daraltılmış bölge üzerinde tartışalım diyordu hükümet. CHP ve MHP o zaman ‘akıllıca’ bir tavırdı ve öneriyle ilgilenmedi. Çünkü seçim barajının kalkması aleyhlerine olacaktı.

Şimdilerde Cemaat’in kurdurduğu “tuzluk partilerinin” Ak Parti’den oy alacağına inanmış ki CHP sıkı sıkı savunuyor AYM’nin yasa iptali icraatı yapabileceğini. Hadi bunlara aklınız ermiyor, peki neden 2010 referandumda AMY’nin görevleri bahsinin konuşulduğu komisyonda norm denetimi ilkesini oy birliğiyle reddettiniz? Madem norm denetimini savunacaktınız o zaman neden hayır dediniz?