Vahdettin İNCE
Vahdettin İNCE
vahdettin.ince@star.com.tr
Tüm Yazıları

Ayrışmanın (Furkanın) kıstası

Hz. Peygamberin önderliğindeki ilk Müslümanların, dönemin nefes aldırmaz iki büyük gücünün, Roma ve Pers imparatorluklarının arasından sıyrılarak beklenmedik bir şekilde dünyaya hakim güç haline gelmesini, ilk Müslümanların kaybedecek bir şeylerinin olmamasına bağlamıştık önceki yazılarımızda. Kuşkusuz hiçbir sosyal hadise, ne kadar önemli olursa olsun, sadece bir sebeple izah edilmez. Bu yüzden Müslümanların bu muhteşem yükselişlerinin ve bunu yüzyıllarca sürdürmelerinin önemli bir sebebini daha açıklamak, mevcut imparatorluklar ile İslam'ın adalet gücü arasındaki "Furkan"ı vurgulamak gerekir. Kuşkusuz bu fark, cihangirlik mefkuresi bağlamında sözünü ettiğimiz imparatorluklar ile Müslüman fatihlerin amaçlarında belirginleşiyordu. Cihangirlik bağlamında benzeşiyor olsalar da hedef itibarıyla birbirlerinden tamamen ayrışıyorlardı. İmparatorluklar, ülkeleri, şehirleri, zenginlik kaynaklarına el koymak, halklarını kendilerine kul köle yapmak için savaşıyorlardı, Müslümanlar ise Allah'ın kulları ile Allah'ın dini arasında engel oluşturan zalimleri bertaraf ederek halkları özgürleştirmek için savaşıyorlardı. Bugünkü dünyaya baktığımız zaman bu husus iki farklı güç arasında tam bir "Furkan" olarak belirginleşiyor.

Müslümanlar Medine'de bu aşama için hazırlık yaparlarken, zalimlerin egemenlikleri altında inim inim inleyen halklara, erdemli, ilkesel ve adil tutumlarıyla mesajlarını ileterek gönüllerini fethediyor, farklarını ortaya koyuyorlardı. Siyer kitaplarında anlatılıyor. Peygamberimiz, Kureyş kabilesini dize getirmek, despot rejimini çaresiz bırakmak için ekonomisinin ana damarı ticaretine yönelik saldırılar gerçekleştiriyordu. Bu arada öteden beri Mekke'ye buğday ihraç eden bir Müslüman da Peygamberin stratejisine uyarak buğday ihracatını kesmişti. Mekke'nin yoksul kesimleri, nüfusun neredeyse yarısını oluşturan Ahbaş (Habeşli köleler ve mevaliler, yoksullar) büyük bir sıkıntıya düşmüşlerdi. Bu durumu öğrenen peygamberimiz, arkadaşından Mekke'ye yeniden buğday ihraç etmesini istemişti. Hudeybiye sürecinde Kureyşi, Müslümanları bir güç merkezi olarak kabul etmeye, bir sene sonra da olsa Kabe'yi ziyaret etmelerini onaylamaya iten en önemli etken iş bu Ahbaş'ın isyanı ve Kureyşi, Müslümanlarla uzlaşmaya zorlaması olmuştu. İnsanların şehirlerinin fethinden önce gönüllerinin fethedilmesinin muhteşem bir örneğidir bu olay. Kafir cephe ile Mümin cepheyi ayrıştıran bu "Furkan" nitelikli erdem, sonraki kuşaklarda da etkili oldu ki Hristiyan mazlum kitleler "başımızda kardinal külahı olacağına Türk sarığı olsun" diyebilmişlerdi.

Pers ordusu ile İslam ordusu Kadisiye'de karşı karşıya gelirken, Müslümanların elçisi İran ordu komutanının huzuruna çıkmıştı. Komutan küçümseyici bir edayla buralara niçin geldiniz diye sorunca, Müslüman elçi, tevhid, adalet ve özgürlük şiarları için savaşan müminlerle, insanların mallarını, zenginliklerini talan etmek, tabii, insani haklarını ayaklar altına almak, ırzlarını çiğnemek, onurlarını kırmak, Allah'ın kulları üzerinde tanrılık taslamak için savaşan imparatorluklar arasındaki farkı gösteren şu muhteşem cevabı vermişti: İnsanları kullara kul olmaktan kurtarıp Allah'a kul yapmak, dinlerin zulmünden kurtarıp İslam'ın adaletine kavuşturmak, Allah'ın kullarını özgürleştirmek için geldik...

İşte hayatın tümünü kapsayan "Furkan günleri"nde yanında saf tuttuğumuz erdem budur, bu olmalıdır. Laik, seküler, ırkçı, batıcı, tevhide, adalete, özgürlüğe savaş açmakla ayakta duran rejimlerle farkımız bu kıstasta gizlidir. "Furkan günleri"nde kişinin saffını gösteren şey söylemi değil, madunların, mağdurların, mazlumların, inim inim inletilenlerin hayatına dokunduğun zaman aldığın tepkidir. Eğer insan yerine konmayan, oğulları düzmece savaşlarda kılıçtan geçirilen, kadınları hayasızlaştırılarak sağ bırakılan, nesilleri mekteplerde düzmece tanrılara kulluk sunma seanslarından geçirilen, dilleri, dinleri, kimlikleri, kişilikleri ayaklar altına alınan, daha ötesi bu tür talepleri bastırmak için başlarına rejimlerden daha zalim, daha gaddar, daha gavur örgütler musallat edilen bu kesimler, sana kurtarıcı gözüyle bakıp senden yana tavır alıyorlarsa, şu "Furkan günleri"nde, olman gereken yerdesindir.