Hasan Hüseyin ÖZ
Hasan Hüseyin ÖZ
hasan.oz@star.com.tr
Tüm Yazıları

Baltık limanlarında ne oluyor?

Bütün gözler İran'a çevrilmişken, dünyanın bir başka hattında gerilim her geçen gün biraz daha tırmanıyor.

Baltık hattında yaşananları, küçük ülkelerin Rusya'ya karşı aldığı pozisyonlarla açıklamak mümkün değil.

Ortada enerji akışı üzerinden kurulan daha büyük bir denklem var.

Geçenlerde Ukrayna, Rusya'nın Baltık'taki enerji çıkış noktalarını hedef aldı.

Ust-Luga ve Primorsk gibi limanlara yaptığı drone saldırıları, doğrudan petrol akışını ve lojistik altyapıyı vurdu.

Bu, askeri bir hamleden fazlasıydı.

Yani ekonomik kapasiteye yönelmiş bir baskı.

Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov "saldırıların komşu ülkelerin hava sahası kullanılarak yapılması halinde karşılıksız kalmayacağını" söyledi.

Peskov'un sözü, bir hat tarifi.

Yani sadece saldırıyı yapan değil o saldırıya imkân sağlayan coğrafya da denklemin içine giriyor.

Bu yaklaşım Baltık Denizi'ni bir temas hattına çevirdi. Risk yükseldi.

Sahadaki tablo da bunu doğruluyor.

Finlandiya, Estonya ve Letonya sınırlarında yabancı drone hareketliliği tespit edildi. Savaş NATO toprağına girmedi belki ama sınır boyunca sürekli bir baskı oluştu.

Bu baskı sadece askeri değildi.

Zihinsel bir basınç üretmeye başladı.

Güvenlik algısı kırıldı.

Karar alma süreçleri hızlandı.

Hata payı büyüdü.

Günün sonunda yer yer bir paranoya ikliminin oluşması da kaçınılmaz.

Ukrayna istihbaratının verdiği takvim paranoyanın bir göstergesi mi bilinmez ama, ona göre olası bir Baltık'a Rus hamlesi 2030'dan 2027'ye çekildi.

Bir de Trump'ın "NATO için orada olmak zorunda değiliz" çıkışı, bütün bunların üzerine tuz biber ekliyor.

Aslında bu yeni bir durum değil.

Trump göreve geldiği ilk günden itibaren müttefikliği bir bağlılık ilişkisi olarak kurmuyor.

Bir hizmet olarak tanımlıyor.

Bedeli ödenmesi gereken bir güvenlik hizmeti olarak kurguluyor.

Bugün yaşanan kriz, Trump'ın yaklaşımını görünür hale getiriyor.

Bu yüzden Baltık başkentlerindeki tedirginlik bir nevi Rusya'dan çok Washington'la ilgili.

Bu yüzden yüzüstü bırakılan Litvanya, Letonya ve Estonya savunma harcamalarını artırıyor.

Fiziki tahkimat kuruyor, hava savunma ve anti-drone kapasitesini genişletiyorlar.

Trajik olan şu ki, bu ülkelerin tek başına Rusya'ya karşı uzun süreli bir konvansiyonel çatışmayı sürdürme kapasitesi sınırlı.

Bu nedenle yürütülen hazırlıkların odağı, doğrudan bir savaş yürütmek değil; caydırıcılık üretmek.

Ama nereye kadar?

Peki bu yaşananlar İran'dan bağımsız değerlendirilebilir mi?

Asla... Çünkü Hürmüz hattındaki gerilimle Baltık'taki saldırılar aynı denklemi besliyor.

Her iki hatta aynı zamanda enerji akışını sıkıştırıyor.

Bütün bunlardan sonra çıkan tablo bize ne söylüyor? Madde madde özetleyelim.

- Baltık limanlarına yönelik saldırılar, Rusya'nın savaş ekonomisini ayakta tutan likidite kanallarını daraltmaya yönelik bir hamledir.

- ABD, İran hattında onlarca milyar dolarlık bir yükün içine girerken, Avrupa'nın güvenliği Washington için stratejik zorunluluktan maliyet başlığına dönüştü.

- NATO'nun 5. maddesi, askeri zorunluluk çerçevesinden sıyrılarak finansal risk hesabının konusu haline geldi.

- İran hattındaki gerilim ile Baltık'taki saldırılar, aynı anda küresel enerji akışını sıkıştırarak ekonomik baskıyı derinleştirdi.

Hülasa, ortaya çıkan tablo bir güvenlik tartışmasının ötesinde bir anlam taşıyor.

Daha açık ifadeyle, ittifak ilişkileri çözülüyor.

Güvenlik haraç için bir aparat olurken...

Haracın kim tarafından ödeneceğine ilişkin kaba stratejiler geliştiriliyor.