Yazarlar

Sibel ERASLAN

Sibel ERASLAN

sibeleraslan@stargazete.com

Barolar Birliği Danıştay’a tosladı

Barolar Birliği’nin “meslek kuralları” olarak yürüttüğü kılık kıyafet yasaklaması, Danıştay 8. Dairesi’nin “Yürütmeyi Durdurma” kararına tosladı. En nihayet!

Kimliğini yenilemek için başörtülü resim yollayan bir kadın avukatın, “mesleğe yaraşmayan bir kıyafet giydiği” gerekçesiyle reddedilmesi üzerine başlamıştı her şey. Barolar Birliği’nin meslek kurallarında yer alan “Avukat ve avukat stajyerleri mesleğe yaraşır bir kılık ve kıyafetle başları açık olarak mahkemelerde görev yaparlar” ibaresi, Danıştay’dan yürütmeyi durdurma kararı aldı, oy çokluğuyla. Henüz kesinleşmiş genel bir sonuç olmamakla birlikte uzun yıllardır kanatılan toplumsal vicdan adına açılmış önemli bir pencere...

Danıştay’ın gerekçesinde işaret ettiği şey mühim; avukatlık, meslek itibariyle kamu hizmeti içeriğini taşısa da avukatlar, “kamu hizmetlisi” değil “serbest meslek” erbabıdır çünkü. Kara Ticareti Kanununa göre “birinci sınıf tacir” hükmündeki avukatlara “memur” kaidesi dayatmak zaten en başından beri adaletsiz bir durumdu.

***

Yazı masamda uğraşırken, babamdan üst üste gelmiş telefonları fark ettiğimde oldukça endişelendim. İnşallah bir hastalık haberi değildir diyerek açtığımdaysa babamın yukarıdaki haberi heyecanla anlatmasıyla karşılaştım. Ona da dayım haber vermiş Danıştay’ın yürütmeyi durdurma kararını. Dayım 83, babamsa 75 yaşında. Ve bu insanların hayatı, bana üzülerek geçti aktı... Kimbilir bizimkiler gibi kaç binlerce anne ve baba da evlatlarına yaşatılan bu vicdansız yasaklarla geldiler bunca yaşlarına... İnsanın kendi başına gelen haksızlıklarla mücadele etmesi evladının başına gelenle baş etmesinden daha kolay, bunu anne olduktan sonra fark edebildim ben. Başörtüsü yüzünden yaşadığımız ayrımcılık, dışlanma, baskı ve suçlamalara sadece bizler maruz kalmadık. Ailelerimiz bizim yaşadıklarımızı belki yüz kat fazlasıyla çektiler. 46 yaşımdayım ve babam bir gün avukatlık cübbesiyle duruşmalara çıkacağım günün hayalini kuruyor hala. Ve onun bu samimi heyecanını gördükçe bize yaşatılan yasakların aptal mucitlerine kızgınlığım bir kez daha artıyor.

Niçin mi aptal dedim yasakçılara? Uzatmaya, kavramsallaştırmaya falan gerek yok: Çünkü kötülük aptalcadır da onun için...

Bu çok ağır bir vebaldir aynı zamanda. Yaptıklarının ne olduğunu, neye mal olduğunu hiç düşündüler mi yasakçılar acaba? İnsanların hayatlarını, umutlarını kararttılar. Sadece ekmeğimizle değil onurumuzla oynadılar. Bu onlara, ne dünyada hayır getirir, ne de ahirette...

***

Sendikaların başını çektiği büyük bir imza kampanyası Anadolu’da dalga dalga yayılıyor. Memur-Sen’in, kamuda başörtüsüne özgürlük başlığında açtığı imzalar çığ gibi büyüyor.

1982 tarihli yönetmelikle belirlenmiş despotik çerçeve, halen hüküm sürüyor. İnsan onuruna, temel hak ve özgürlüklere ilişkin evrensel hukuk ilkelerine ve Anayasa hükümlerine rağmen, kamu görevlilerinin kılık-kıyafet özgürlüğü halen bu köhne yönetmeliğin pençesinde.

Son 10 yılda demokratikleşme ve özgürlükler konusunda kamu vicdanını tatmin edecek pek çok önemli adım atıldı. Lakin 28 Şubat süreciyle sistemik ur haline dönüşen “kamusal alan” kavramı, başörtülü çalışanlar için hala feci bir kabus...

Oysa dini inancı dolayısıyla örtünen kadınlar için başörtüsü, zaten kamusal bir durumdur. Yani bir kadın başını örtüyorsa, zaten birazdan “dışarı” çıkacaktır. Başörtüsü, “eve/içeriye dair”, “bireysel/ferdi” bir ibadet değildir zaten. Başörtüsü “dışarı”yla ilgili “toplumsal” yüzü olan bir ibadettir. Tıpkı Cuma Namazı’nı evde tek başınıza kılamayacağınız gibi örtü de kalplerde yaşatılacak bir temizlikten ibaret değildir. Örtü saklanacak bir sır değildir çünkü, saklayarak gösterendir...