
İslamcı kodlarla bilinen ama etnik köken itibariyle de kendini Barzani'ye yakın hisseden pek çok yazar-çizerimiz var. Yazacaklarıma alınganlık göstermesinler. Tamamen objektif bir yazı olacak bu satırlar. Maksadım; Milletimizin âlî menfaatlerine hizmet etmek. Millet tabiri içinde Kürtlerin de yerinin olduğunu söylemek, kelime israfı olur.
Esasen yazımda şu soruların cevaplarını arayacağım; İran'ı neden kollamalıyız? İran'da neden rejim korunmalı? İran neden bölünmemeli? İran gündemi üzerinden bölgesel liderlik için bekleyişte olan kim?
İRAN BÖLÜNÜRSE BARZANİ KENDİNİ "KÜRTLERİN BÖLGESEL LİDERİ" İLAN EDECEK!
İran'a yönelik askeri müdahalenin, rejim değişikliğinin, ülkenin bölünmesinin veya İran'dan gelmesi muhtemel göçün Türkiye için geri dönülmez sonuçları olabilir.
Bu nedenle Türk diplomasisi, sıcak temasın hayata geçmemesi adına ABD-İran arasında azami çaba sarf etmekte.
Bölgede dört ülkeyi birbiriyle ilişkili hale getiren dinamikler söz konusu. Türkiye, Irak, İran ve Suriye. Bu bağlamda "İran bölünürse ne olur" sorusunun cevabını aramak lazım ilk önce.
Türkiye bölgedeki tüm ülkelerin sınır bütünlüğünün korunmasından yana politika izliyor. Bu bağlamda Suriye'nin üniter yapısının korunması ve orada bir PKK devletçiği kurulmaması adına tam on beş senedir mücadele etmekte. Gelinen aşamada Suriye'de emperyalist hedefler suya düşürüldü. Bu defa da başka bir hayal öne çıktı.
İran'ın üniter yapısının bozulması için bölgede bekleyen bir yapı var.
Bakınız; Suriye'de PKK-YPG terör yapısı on yıl boyunca neden tüneller inşa etmeye devam etti? Madem devlet olma hayali vardı da, neden toprağın üstünde hizmet üretmek yerine toprağın altına yatırım yapmayı seçti? Çünkü PKK-YPG yapısı bir terör örgütüydü ve devlet mantalitesiyle hareket etme kabiliyeti yoktu. Süreçte Suriye'deki PKK'nın Barzani yönetimiyle iletişimde olduğu ve hem güvenlik hem de ticari açıdan partner olarak hareket ettikleri ortaya çıktı. Tüneller uyuşturucu ticareti için kullanılmıştı.
Barzani'nin TV'si olan Rudaw'ın entegrasyon sürecinde yaptığı dezenformasyonu hiçbir kanal yapmadı.
Rudaw, Ahmed Şara röportajını yayınlamadı ve Şara'nın Kürt katliamı yaptığını yaydı. Adeta PKK'nın propaganda aracı gibi davranan TV kanalı elbette Barzani'nin politik çizgisini yansıtıyordu.
Suriye'deki terör operasyonları süreci esasen Barzani'nin pozisyonunu net olarak ortaya çıkardı. Süreçte adeta PKK'nın lideri gibi davrandı.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani, bir hafta önce Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo'yu ziyaret etti ve Suriye'de Kürt katliamı yapıldığını dile getirerek yardım istedi.
Mesud Barzani çok net Suriye, Irak ve İran'daki Kürtlerin liderliğine oynuyor.
Barzani İran'ın içinde yuvalanan PJAK-PKK terör grubunu da etki altına alıyor. Kandil'deki grup ile de pozitif ilişkiler içinde. Gelinen süreçte PKK da, kendilerini desteklediği sürece Barzani'yi benimsiyor.
Bakınız, Mesud Barzani kimdir? Mustafa Barzani'nin "büyük Kürdistan cumhuriyetini sen kuracaksın" dediği oğludur.
Barzani ailesi 1946'da aşiret olarak Irak'a gelip yerleşmişlerdi. Barzani, 1991'de Irak işgalinde akıllıca davrandı. Otonom bir bölge oluşturdu Irak'ta.
Aile olarak bugüne kadar herkese şirin görünen bir politikayı takip ettiler. Türkiye, Vatikan, İsrail, ABD, Rusya, İran... Herkesle iyi geçindiler ve kimseyle çekişmediler.
Gelinen aşamada Barzani ailesinde 46'daki büyük Kürdistan hayalinin canlı olduğu görünmekte. Suriye kendileri açısından elden çıkmış olabilir.
Ve fakat Irak var ve İran'a gözlerini dikmiş durumdalar.
İran'daki gösterilerde PJAK-PKK'nın olduğu bölgelerde isyan çok daha derin olarak gözlemlendi.
Irak'ta kısmen hedefe ulaştılar, Suriye'de çuvalladılar ama şimdi İran'dan parça koparma peşindeler.
Özet olarak; PJAK-Peşmerge ve Kandil PKK'sı irtibatlı. Halihazırda tükenmek üzere olan YPG'yi de ekleyebiliriz.
Peki ne yapmalı?
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi ve medya faaliyetleri de dahil her türlü adımları dikkatle takip edilmeli.
IKBY'nin İran hayallerinin önüne geçilmeli.
Barzani grubu hayallerden vazgeçip Türkiye ile anlaştığı Kalkınma Yolu'na odaklanmalı ve iki kesimin de önünü açacak fikirlere çalışılmalı.
Bölgede Türk, Kürt ve Arap birliğine yatırım yapılmalı.
İRAN'DA REJİM DEĞİŞİRSE NE OLUR?
İran'da rejim değişirse yani İran, dini sistemden çıkıp seküler bir yaklaşımı benimserse Türkiye'ye yansıması hiç iyi olmaz.
Batı bu bölgede merkez ülke olarak muhataplık bağlamında bir tercih yapacak olursa, Laik-Seküler Türkiye yerine Seküler İran'ı tercih eder.
Türkiye'nin temsil ettiği tarih ve medeniyet geçmişi, Avrupa'yı Türkofobi bağlamında rahatsız eden bir faktördür. Avrupa tüm geçmişimize rağmen bizimle ilişki geliştirmektedir.
İran'da rejim değişirse bölgede dengeler de değişir.
Tarihte Roma ve Sasanilerin komşuluğu üzerine inşa edilmiş Avrupa, Hint ve İran seçkinciliği yani Aryan anlayışı üzerinden Batılı ülkeler ve İran, hem dil temelinde hem de ırk zemininde köklülük ve asalet bakımından birbirlerini yakın görürler.
Türkiye'nin cazibesini koruması için İran'da rejimin korunması ve kollanması lehimizedir.
İRAN'DAN GÖÇ ALMAK; TÜRKİYE İÇİN DEMOGRAFİK TEHDİTTİR!
Olası bir durumda İran'dan göç almak, Türkiye demografisi için büyük tehdittir. Çünkü doğası gereği Şiiler misyonerlik özellikleri taşır.
Şiiler, İslam coğrafyasında azınlık psikolojisine sahiptirler. Bu nedenle sıradan bireyler bile propagandist söylemleri alışkanlık haline getirmiştir ve devlet olarak da İran, bu halet-i ruhiyenin bürokrasideki yansıması olarak yayılmacı refleksler gösterir.
Devlet olarak eğer yayılmacı politikası gütmezse, bilinçaltında Sünni kitle tarafından yutulacağını ve eriyip yok olacağını düşünür. İşte o nedenle İran diğer Müslüman ülkelerde var olmak ve Şiiliği yaymak ister.
O nedenle İranlılar, İran'da kalsın. Ne kadar uzak, o kadar iyi.
Biz de arada turist olarak gidelim müreffeh İran'a.