
Bir cihazı üreten firma o cihazın inceliklerini ve nasıl kullanılacağını herkesten daha iyi bildiği gibi kâinatı yaratan Hâlik'ı Zülcelâl de hem kâinâtın hem de insanın özelliklerini herkesten daha iyi bilir. O yüzden de O'nun ve elçilerinin göstereceği yol en doğru yoldur.
Devlet yönetiminde olsun, kurum yönetimlerinde olsun, cemiyet, parti, kulüp ve benzeri yönetimlerde yaşanan kopmalar dağılmalar ve ayrılıklarda olsun toplum için en sağlıklı kuralları da yine O ve elçileri koymuştur.
Bu hususta son hak kitap olan Kur'ân-ı Kerim ve son peygamber Efendimiz aleyhisselam bize uyguladığımız takdirde, güçlü yönetimleri oluşturacak ilkeler koymuştur.
Bu ilkeler hem yöneticiyi hem yönetileni ilgilendiren ilkelerdir.
Kur'ân'ın yöneticiler için adâlet ve liyâkat konusundaki ikazlarını hemen herkes bilir. Sadece 'Birilerine olan öfkeniz sizi adaletten ayırmasın.' (Maide,8) 'Emanetleri ehline veriniz.' (Nisâ 58) ve 'İşleri aralarında istişare iledir' (Şûra, 38) emirleri bile yöneticiler için gereken sınırı çizmeye yeterli değil midir?
İslâm'da siyâsi sistemin dört temel ayağından (hâkimiyet, şûra, adâlet ve itaat) ikisi yöneticilerle ilgilidir: Şûra ve adâlet.
Yönetilenle ilgili olan bir temel ilke vardır ki o da itaattir.
Tabii ki mutlak itaat değildir.
'Hâlik'a isyanda mahlûka itaat yoktur.' kuralını koyan da Efendimiz aleyhisselamdır.
Bu hususta en sahih rivayeti Sahih-i Müslim nakletmiştir. Efendimiz aleyhisselam Ebu Hüreyre'ye (radıyallahu anh) şöyle buyurmuştur:
عليك السَّمعَ والطَّاعةَ في عُسرِك ويُسرِك، ومَنشَطِك ومَكرَهِك، وأثَرةٍ عليك
"Darlığında ve bolluğunda, sevinçli ve kederli anlarında, başkaları sana tercih edildiği zamanlarda (bile yöneticiyi) dinleyip itaat et!"
Efendimiz, Müslümanların güçlü kalmalarını sağlamak, tefrikayı önlemek, parçalanmayı durdurmak ve topluma zararı engellemek için Müslüman yöneticilere itaat etmesini emrederken bugünkü ihtilafların parçalanmalarının sebebini de çok net bir şekilde vuzuha kavuşturmuştur.
Yokluk içinde fakir de olsan, bolluk içinde zengin de olsan, yöneticinin kararı zoruna da gitse kolayına da gelse her hâlükârda yöneticiye itaat etmeyi emretmektedir.
Ve en önemlisi de son bölümü yani 'başkaları sana tercih edildiği' zaman da yöneticiye itaat etmek!
Bence dananı kuyruğunun koptuğu yer de burası.
Tarih boyunca görülen itaatsizlikler, isyanlar kopmalar ayrılıklar hep başkalarının tercihine isyandan kaynaklanmaktadır.
Günümüzde de durum pek farklı değildir. Cemaatler, cemiyetler ve partilerdeki ayrılıkların büyük çoğunluğu da yöneticinin tercihlerine yapılan isyandan kaynaklanıyor.
Hak ettiğinin başkalarına verildiğini görenlerin isyanı, birlik ve beraberliğe ve yönetimin gücüne zarar verdiği için yasaklanmıştır.
Bu itaat emri yöneticinin doğru yaptığı anlamına gelmez. Yöneticiye itiraz edilmeyeceği ve ikaz edilmeyeceği anlamına da gelmez. Aksine emaneti ehline vermediği için yönetici hatalıdır, ama bu hataya karşı isyan etmek birliği bozacağı ve gücü zayıflatacağı için yasaklanmıştır.
Bu ilkeler İslam'ı esas alan yönetimler için konmuş olsa da Hz. Peygambere inananların içinde bulundukları cemaat parti dernek gibi oluşumlarda da uymaları gereken ilkelerdir diye düşünüyorum.
Peygamberimizin koyduğu bu esas aslında inancı ne olursa olsun yöneten ve yönetilenlerin bulunduğu tüm ortamlar için uygulanabilecek bir ilkedir.
Mesela bir derneğe, cemaate ya da partiye üye olan birinin 'benim yerime başkası tercih edilse bile bağlı kalacağıma' diye sözleşme imzalayamaz mı?!
Bakıyorsunuz yöneticinin tercihiyle bir göreve getirilen şahıs, aynı yöneticinin tercihiyle görevden alınıp yerine başkası getirilince isyan bayrağı çekiyor, darılıyor, ayrılıyor hatta siyasette yeni partilerin, cemaatlerde yeni grupların zuhuruna bile sebep oluyor.
Ben sekülerlerin bu türden dağılmalarını anlıyorum çünkü onların bizimki gibi bir Peygamberi yok!
Dindar geçinenlerin içinde bulundukları topluluktan sırf kendi yerlerine başkaları tercih edildiği için darılıp ayrılmalarını ise, bu ilkeden habersizler ya da bu ilkeyi hazmedememişler olarak değerlendiriyorum.
'Başkasının sana tercih edildiği zaman bile itaat etmek' nefse ağır gelen ama Müslüman toplumu bir arada tutan ve güçlendiren çok önemli bir ilke.
Hazmı kolay değil ama gerekli!