Mustafa KARTOĞLU
Mustafa KARTOĞLU
mkartoglu@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Batı başaramadı bir adım öndeyiz

ABD ve Avrupa’ya yönelik ‘ırkçılık’ eleştirilerine bir başka gözle bakalım.

Durum şu:
ABD ve AB’de ırkçılık, yabancı ve İslam karşıtlığı yükseliyor; siyasetçiler de buna esir olmuş durumda ve bu gidişatı önleyecek adımları atmak yerine ‘popülizm’ yapıyorlar!

Kelime kökeninden hareket edersek, halkın, ‘sokaktaki adam’ın duygularının karşılığını vermek diyebiliriz. Basitçe ‘halkçılık’

O halde ne var bunda?

Siyasetçilerin ‘popülizm’ yapmasından doğal bir şey yok.

Ancak ‘popülizm’e bugünkü anlamını kazandıran ‘karşıtı’, yani‘seçkincilik’

Krallar, beyler, soylular gibi seçkinlerin yönettiği toplumlarda ‘popülizm/halkçılık’ haliyle iyi bir şey değildir.

Bugün kralların, soyluların yerini ‘siyasi seçkinler’ almış.

Çoğu ülkelerde partilerinin adlarında da ‘halk’ vardır!

Halkçılık yapılacaksa onu da biz yaparız!..

Zira halk bilmez, halka bildirilir!

Halk karanlıktadır, aydınlatılır!

Halk geridedir, ilerletilir!

Halk bilinçsizdir, bilinçlendirilir!

Uzatabilirsiniz…

Bizim siyasetçiler de, diğer birçok kavram gibi bu ‘ithal’ kavramı, karşıtının yarattığı ‘olumsuz’ anlamıyla kullanır.

Gerçekte olumsuz anlama gelmez mi?

Gelir elbette.

Halk, duygularını ve hayati kaygılarını (ekonomi, eğitim, sağlık…) dikkate almayan bir yönetim düzenine ve/veya duygusal ve hayati ayarlarıyla oynayanlara karşı, -daha sonra zararla oturma pahasına- öfkeyle ayağa kalkabilir.

Milliyetçilik ve inanç, halkların ellerinden alınamayacak ilk iki temel değeri, duygusudur.

Ve halklar, değerlerini, sahip olduklarını ve geleceklerini tehdit altında görmeye başladıklarında, ayağa kalkmak için bu değerlerden güç alırlar.

Birileri de bundan yararlanır, bu öfkeye liderlik eder.

Olumsuz anlam, bu ‘öfkeyle kalkma’ halidir.

Bugün ABD ve Avrupa’da olan şey, ‘halkın duygu ve ihtiyaçlarına yenilmeme’ üzerine kurulu seçkinci düzenin sahiplerinin bu ‘öfke’ye yenilmesidir.

Yani, ABD ve Avrupa halkları ırkçılıkta, yabancı ve İslam düşmanlığında haklı mıdır?

Elbette hayır!

Onlar, seçkinci sistemin milliyetçiliklerini baskılamasına, başka ırk ve inançları ‘yabancı’ olmaktan çıkaracak politikalar üretememelerine tepki gösteriyor.

Daha sonra zararla oturma pahasına öfkeyle ayağa kalkıyorlar!

Asıl sorun, siyasetçilerin bu öfkeye boyun eğmesi.

Oysa öfkenin nedenlerini dikkate almalı ve çatışmasızlığa yönlendirmeye çalışmalılar.

Hani, ABD siyalarla beyazları ve melezleri ‘Amerikalılık’ potasında birleştirmişti?

Hani AB, güvenlik ve ekonomik refah üreten ‘müthiş bir entegrasyon hikayesi’ydi?

Öyle ise halklar neden ‘kurtarıcı’ istiyor?

Neden ‘ayrılalım, başımızın çaresine bakarız’ diyor?

Üstelik İtalya örneğindeki gibi sıradan bir ‘komedyen’ nasıl ‘kurtarıcı’ görülebiliyor?

Ya da ABD örneğindeki gibi, rakiplerinin komedyen sınıfına koyduğu bir ‘zengin’ orta sınıfın kurtarıcısı olabiliyor?

ABD ve Avrupalı ‘seçkinler’ şimdi halkı ‘sonradan sizi kurtarıcılardan kurtarmamızı isteyeceksiniz’ diye fırçalamaya başladılar bile.

Görünen de bu, doğru…

Ancak şu soru daha akıllıca değil mi, ‘Halk neden bizden kurtulmak istiyor?’

***

Bu tartışmalar bize çok da yabancı değil.

Bir dönem yoksulluğu, ezilmişliği ve dışlanmışlığı ‘milliyetçilik’ üzerinden kullanan ‘zengin’ bir kurtarıcı sahneye çıkmıştı.

Ancak bu halk, ne aşırı milliyetçi ne de ‘dinci’ kurtarıcılara yenilmedi.

AK Parti, tepkisel değil, ‘demokratik’ bir seçenek sundu. Halk da öfkesini istismar edenlerle birlikte ayağa kalkmak yerine, AK Parti’yi tercih etti.

15 yıl geçti, bu tercih hala artıyor!

Terörle, darbeyle mücadele ederken ABD ve AB tarafından yalnız bırakılsa da, AB’den dışlanmaya çalışılsa da ne ırkçı ne de dini aşırılıklara sürüklenmiyor.

Seçtiği siyasi iradenin dışında bir ‘kurtarıcı’ aramıyor.

Türkiye, kurtarıcı arayışını 2002’de bitirdi; şimdi bu sorunla uğraşan ABD ve Avrupa’nın bir adım önünde.

Türkiye şimdi, yeni bir siyaset anlayışı ve yönetim sistemini hayata geçirmeli.

Zira dünyadaki bu ‘siyaset’ sorunu, yeni bir sistem sorununu ve yeni bir sistem anlayışını gündeme getirecek. Ve ardından yeni bir küresel ekonomik düzeni.

Siyaset ve sistem sorunlarını önceden gidermiş bir Türkiye, yeni ekonomik düzenin de kurucuları arasında olur.

Düzene uymak zorunda kalanlar arasında değil…