

"Organize İşler" filminde duvarda bir yazı vardı.
Rahmetli Erdal Tosun'un "Üzeyir Abi" karakterinin yanında "Bi ara çok konuştum. Hiç faydasını görmedim. Bıraktım" yazıyordu. Benzer bir durumu ben de zaman zaman fanatik muhalif arkadaşlarla konuşurken yaşıyorum.
Kendi kendime "Zaten ikna edilmesi imkansız bir kitleye neden nefesini tüketiyorsun?" diye soruyorum.
Sonra susuyorum. Ya da konuyu değiştiriyorum.
Sonra kendi kendimi "kutuplaşmanın dibine vurmuş kitle dışında bir makul çoğunluk var. Onlara yeni şeyler söylemek lazım" diye motive ediyorum.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in son açıklamalarını izlerken bir yandan söylendim, bir yandan da CHP'liler adına gerçekten üzüldüm.
Her daim işte aradığımız lider diye sarıldıkları isimler sonrasında derin bir hayal kırıklığı çıkıyor. Baykal'ı gömdüler, Kılıçdaroğlu'nu dövdüler, İnce'yi hain ilan ettiler. Şimdi sırada Özel-İmamoğlu ikilisi var gibi görünüyor.
Zira Özel'in son açıklamaları acaba hiç konuşmasa daha mı iyi olurdu hissiyatı veriyor... Örnekleri ben vereyim, siz takdir edin.
CHP Lideri Özel, bilmiyorum kendi söylediğine kendisi inanıyor mu ama "Bugün Ekrem İmamoğlu'nu çıkarın depreme karşı hazırlığı en iyi yapar. Zaten bütün korkuları o, müthiş bir kentsel dönüşüm hazırlığı vardı." deyiveriyor...
Hem de Asrın Felaketi'nde iktidar 455 bin konut teslim etmiş. CHP'liler tek bir oda bile yapmamış. Emanet edilen Ulu Cami restorasyonunu terk edip gitmişken... Herkes biliyor ki İmamoğlu'nun tek icraatı yıllar yıllar boyunca sadece deprem çalıştayı yapmak oldu. Zaten kendisi de İstanbul'da 650 bin konut dönüşümüne karşıydı. Hatta "5 yılda bu işler olmaz diye biz başlamadık" deyip, ikinci beş yılın başında da çalışmaya hiç niyeti olmadığını göstermişti.
Hadi onu geçtik...
Cumhurbaşkanı olma hedefiyle Erdoğan'a rakip olan Özel'in ilk icraatınız ne olacak sorusuna verdiği cevap...
Neymiş, Katar'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a hediye ettiği "Uçan Saray"a Sakarya'daki Tank Paleti Fabrikası'ndaki Katarlıları doldurup Katar Şeyhi Al Sani'ye iade edecekmiş...
Vizyona bak...
Öncelikle belli ki Özel, Ankara'daki Altay Tankı teslim törenini izlememiş. Tank çalışmalarının Kahramankazan'daki yeni tesiste yapıldığından habersiz... Tank Paleti Fabrikası'nda tank üretilmiyor yani... Ama daha önemlisi Özel bu söylemleriyle sadece İsrail ile aynı safa düşüyor...
Zira Katar'dan dünyada bu kadar nefret eden bir CHP'liler var. Bir de İsrail...
Hadi İsrail'in sebebi belli... Hamas'ın Katar'da ofisi olması...
Peki ya CHP'nin...
Acaba Katar, CHP'nin iktidar olma hayallerini mi engelledi diye düşünüyorlar.
Hatırlayın 2021'teki ekonomik sıkıntıların zirve yaptığı dönemde Katar, Türkiye'nin yanında durmuş doların ateşini söndürme çabalarına destek vermişti... Oysa CHP'nin beklentisi o dönem doların 50 lira olması ve Erdoğan'ın gitmesiydi... Olmadı... Körfez ülkelerinin kuşatmasında Katar Şeyhi Al Sani kendisini devirmeye çalışanlara karşı Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dik duruşunu ve desteğini unutmamıştı. Bugüne kadar da iki ülke kardeşlik hukuku ölçüsünde güç birliği içinde yol yürüdü... Katar'ın gözü kapalı bir şekilde Eurofighter Savaş uçaklarını Türkiye'ye vermeyi teklif etmesi de bu hukukun bir parçasıydı.
Öte yandan CHP Genel Başkanı Özel bir de meydanlardan çıkmış Cumhurbaşkanı Erdoğan için "Kasaba siyasetçisi, otokrat, diktatör" gibi ifadeler kullanıyor. İşin acı yanı aynı gün önemli islam ülkelerinden birinin lideri, Malezya Başbakanı Enver İbrahim, "İslam dünyasının liderisiniz, size destek vermekten büyük gurur duyuyoruz" diye konuşuyor. Ama esas mesele de bu aslında... Zira Özel'e göre dünya liderliğinin yolu Batı icazetinden geçiyor... Erdoğan'a göre mazlumların duasından... Üstüne yetmiyor; CHP lideri Özel, ABD Başkanı Trump, Erdoğan'ı "Mal varlığı ile tehdit ediyor" gibi yıllar önce FETÖ tarafından dolaşıma sokulan tezviratları gerçekmiş gibi anlatıyor. Erdoğan, maddi manevi tazminat davası açıp "Hadi iftiranı kanıtla" diye meydan okuyunca, tazminat ödemeye mahkum olunca da sızlanıyor.
Neyse özetle diyorum ki hani dijital detoks gibi CHP Lideri Özgür Özel de bir süre susup kendi iç dünyasını mı dinlese, yürüdüğü yolu, yaptığı açıklamalarla nereye savrulduğunu mu düşünse...
Zira bazen susmak da iyidir...

HENDEK TERÖRÜ 2.0
DEM'li milletvekilleri Meclis'te protesto gösterisi düzenliyor.
Kambersiz olmaz deyip.
CHP'li Sezgin Tanrıkulu, kürsüden destek konuşması yapıyor.
Ne diyorlar, Suriye Cumhurbaşkanı Şara, "Kürt ve Süryani katliamı yapıyor."
Peki böyle bir durum var mı? Elbette yok...
24 Özel Haberler Müdürü Aytaç Kurnaz ve 24 Şef Kameramanı Uğur Tüney tam da "Katliam yapılıyor" yaygarasının koparıldığı noktadan canlı yayında tüm yaşananları aktarıyor. Ayrıca bölgede yüzlerce gazeteci de aynı şekilde çalışmaya devam ediyor... Ne görüyorlarsa da onu anlatıyorlar.
Kitabın ortasından konuşalım. Halep'te terör örgütü YPG 2015'te Türkiye'deki Hendek Terörü taktiğinin aynısını uygulamaya soktu.
Bu yüzden de yazının başlığını HENDEK TERÖRÜ 2.0 olarak koydum.
Türkiye o dönem şehitlerin kanıyla topraklarında teröristleri söküp attı.
Bölgedeki vatandaşlar da devletin çağrısına uydu. İnsani koridorlardan çıkış yaptı... Teröristleri, güvenlik güçleriyle baş başa bıraktı...
Benzer bir durum Halep'te de yaşandı... Sadece 24 saatte 142 bin kişi Eşrefiye, Şeyh Maksut, Beni Zeyd gibi teröristlerin elindeki mahallelerden çıkış yaptı...
Zaten teröristler de 8 saat içinde teslim olma noktasına geldi.
Yani bugüne kadar olduğu gibi tek yaptıkları daha fazla kardeş kanı akmasına sebep olmak oldu. Aslında Lazkiye, Süveyda'da olduğu gibi Halep'te de bir güç sınaması yapıldı. Şara Hükümetinin sabrı ve gücü testten geçiriliyor. Hepimiz biliyoruz ki Siyonistlerin avuçlarını ovuşturarak beklentisi, tam da DEM'in iddia ettiği gibi bir "Kürt katliamı" yapılması... Ancak Şara bu tuzağa düşmüyor. Sakin, itidalli bir şekilde, bir yandan silahlı gücünü, diğer yandan ikna gücünü kullanarak bu ateşi büyümeden söndürüyor.
Ayrıca unutmamak lazım.
Kürtler her zora düştüğünde yanında Türkiye vardı.
Halepçe katliamında yüzbinlerce Kürt 1988'de Irak'tan kaçıp Türkiye'ye sığındı...
O dönem Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın BBC'ye verdiği röportajı bir izlemenizi tavsiye ederim. "Kürtleri çok seviyorsanız, mültecilerden bir kısmını siz alın teklifinde bulunduk. Bir kişi bile almadılar" diye serzenişte bulunuyordu. Aynı şekilde 2014 yılında DEAŞ, PYD'nin Kobani dediği Ayn El Arap'ta kafa keserken yüzbinlerce Kürt, Suriye'den Türkiye'ye kaçtı... Türkiye iki günde hepsine kucak açtı... Dışişleri Bakanı Hakan Fidan hiç eğip bükmeden büyük resmi ortaya koymuştur...
"SDG'nin bu noktada üzerine düşeni yapması lazım. Fakat onun yerine İsrail ile bir koordinasyon içerisinde, İsrail'in bölgemizde yürüttüğü 'böl, parçala, yönet' politikasına alet olacak bir aktöre dönüşmesi de maalesef tesadüf değil."
Bu yüzden bugün geldiğimiz noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "Kürt kardeşim uzattığım elimi tut" mesajını herkesin iyi okuması gerekmektedir.
Bu saatten sonra PYD'nin önünde iki seçenek kalıyor. Entegrasyon ya da Suriye Ordusu'nun demir yumruğu...

EN DÜŞÜK EMEKLİ MAAŞI 20 BİN LİRA
Ekonomik sıkıntıların kaynağıyla ilgili uzunca bir liste yapmak mümkün; Ancak insanlar okyanustaki fırtınalarla değil gemiyi limana getirip getiremediğine bakar... Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu fırtınalı günlerde gemiyi limana getirmek için büyük bir mücadele verdi. Bu mücadele şiddetlenerek de sürecek gibi görünüyor.
Erdoğan'ın "Masada olmayanın menüye konulduğu acımasız bir bölüşüm kavgasının tam ortasındayız. Dalga boyu giderek artan bu küresel fırtınadan Türkiye'yi sahili selamete ulaştıracak olan kadro bellidir. Bu kadronun adı da AK Parti ve Cumhur İttifakı'dır." mesajı bu açıdan kıymetlidir. Peki konuyu nereye bağlayacağım. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın talimatıyla en düşük emekli aylığı 20 bin liraya yükseltildi. Yeterli mi elbette değil. Ancak üretimi, pastayı büyüttükçe, ekonomik verileri toparladıkça ben inanıyorum ki daha iyisi de olacaktır. Zira Erdoğan, bütçeyi asla milletinden esirgeyen bir lider olmadı... Her daim imkanlar ölçüsünde elinden geleni yaptı... Bundan sonra da yapacaktır. Yaralarımızı hep birlikte sarıyoruz. Yeter ki biraz daha sabırlı olalım...