Yazarlar

Beril DEDEOĞLU

Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

Belgelenen insanlık suçu

Beril DEDEOĞLU tüm yazıları

Başbakan’ın Brüksel’e yaptığı gezi vesilesiyle Türkiye-AB ilişkilerinin yeni bir ivme kazanacağını umarken ve dikkatimizi yapılacak görüşmelere vermişken, gündemimize büyük bir insanlık dramının görüntüleri girdi. Bilinenle yüzleşmek, Suriye’deki insanlık dışı uygulamaları gören herkesin kanını dondurdu.

Daha önceleri de Suriye’deki iç savaşın boyutlarını gösteren görüntüler dünya kamuoyuyla paylaşılmıştı. Ancak daha öncekilere bakarak kimin kime zulüm yaptığını anlamak kolay olmuyordu; dolayısıyla rejime bağlı güçlerin uyguladığı vahşetin, Suriye’de yaşanan tek vahşet biçimi olmadığı, çeşitli grupların da benzer uygulamalar yaptıkları düşünülüyordu.

Bu kez durumu farklı kılan, devletin yurttaşlarına karşı uyguladığı şiddetin bizzat devlet bir görevlisi tarafından dünyaya sızdırılması. Tek başına bu tür bir sızıntının kanıt sayılması zor olabilir, zira Suriye istihbarat ve algı savaşlarına da sahne oluyor. Ancak yalan haber riskine karşı titiz, uzun ve gizli bir çalışma yürütüldüğü anlaşılıyor.

Muhaliflerin talebiyle İngiltere’de içinde savaş suçlarıyla ilgili Yugoslavya ve Sierra Leone’de görev yapmış hukukçuların da bulunduğu bir komisyon kurulmuş, bu ekip iki yıl boyunca olanları incelemiş ve sonunda yapılanları kaydeden bir askeri polisi ikna ederek 55 bin kare görüntüyü elde etmiş.

Uluslararası müdahale olasılıkları

İşin içinde İngiliz hukukçular ve uluslararası savcılar varsa, bu olayın üzerinin örtülmesi kolay olmaz. Bundan sonra izlenebilecek eş zamanlı ya da kademeli bir kaç yol bulunuyor. Öncelikle Uluslararası Ceza Mahkemesi devreye girebilir. UCM’nin bu konuyu ele alabilmesi için gerekli şartlardan biri suçun UCM statüsünü kabul eden bir ülkede yaşanması ya da bu statüyü onaylamış bir ülke vatandaşına yönelik olarak yapılması gerekiyor. Suriye, UCM statüsünü tanıyan ülkelerden değil. Diğer şart, BM Güvenlik Konseyi’nin çağırısı. Ancak burada da Rusya ve Çin’in olası vetoları söz konusu. Bu durumda üçüncü olasılık, UCM statüsünü tanıyan bir ülkenin, mesela Tunus, Bangladeş, İngiltere ya da Fransa’nın UCM savcısını göreve çağırma olasılığı öne çıkıyor.

Belirtelim, Türkiye UCM statüsünü tanımadığından bu kapsamda ele alınamıyor.

Bir yandan UCM süreci çalıştırılırken öte yandan BM barış gücü konusu gündeme gelebilir ve çatışmasız alanlar yaratılabilirse BM gücü burayı koruyucu bir işlev görebilir. Bunlara ek olarak da, yine BM kararına bağlı olarak yardım koridorları açılabilir.

Yeni bir aşama

Hangi seçenek devreye girerse girsin, hatta hiçbiri girmese bile, sonuç olarak bu gelişme ‘Esad’lı çözümleri savunanların geri adım atması anlamına geliyor. Cenevre-2 görüşmelerinin hemen arifesinde rejimin insanlığa karşı suç işlediği belgelenince, bu rejimim muhatap alınması zor hale gelmiş oldu.

BM Genel Sekreteri’nin pek de akıllıca olmadan İran’ı görüşmelere davet etmesi sonrasında izlenen görüntüler, Genel Sekreter’e geri adım attırdı ve İran’a yaptığı daveti geri aldı. Genel Sekreterin diplomatik yetenekleri muhtemelen ayrıca tartışılır. Ancak söz konusu gelişmenin Suriye konusunda yeni bir döneme işaret ettiği söylenebilir.

Bu durum, Rusya ve İran’ın Suriye konusunda ellerini zayıflatır; yerine bazı Avrupa ülkelerinin, mesela İngiltere’nin elini güçlendirir. Rusya ile işbirliğini, İran ile yeni bir döneme girilmesini savunan Obama yönetimini de Rusya’yı karşı taraf olarak gören cumhuriyetçiler karşısında zor durumda bırakır.

Yeni dönem, dolaylı ya da dolaysız bir uluslararası müdahale anlamına geliyor. Yeni pazarlık konusunun da bu hukuki ya da askeri müdahale koalisyonunun içinde hangi ülkelerin yer alacağı olduğu söylenebilir.